1. YAZARLAR

  2. Mustafa Şentop

  3. Davet edilseler giderler miydi?
Mustafa Şentop

Mustafa Şentop

Yazarın Tüm Yazıları >

Davet edilseler giderler miydi?

A+A-

Ergenekon soruşturmasına, gerçekleştirilen son operasyonlarla yeni bir boyut kazandırıldığını söyleyebiliriz. Birinci iddianamede, sanıklar arasındaki ilişkiler, içerik ve ithamlar tam yerine oturtulamamıştı. Bunun sebebi, kamuoyunun artan baskısı sonucunda iddianamenin erken doğumla ortaya çıkmış olmasıdır.

İkinci iddianame birinci ile bir bütün olarak düşünüldüğünde, Ergenekon davası bir darbe teşebbüsünün yargılanması davası mahiyetine kavuşmaktadır. Bundan sonra, dava ve soruşturma süreçlerini yeni bir bakışla değerlendirmek gerekmektedir. Kamuoyunda böyle bir bakışın da önemli ölçüde sağlandığını söyleyebiliriz. Soruşturma ve yargılama süreçlerini hafife alan, ciddi bulmayan çevreler de artık bu soruşturmanın önemini bir ölçüde kavramış gözükmektedirler.

Türkiye 28 Şubat'ta bir askerî darbe yaşamıştı; ancak bu darbe, 27 Mayıs'ta, 12 Eylül'de, hatta 12 Mart'ta yaşananlara benzememekteydi. Nitekim darbeciler de bunu "post-modern darbe" olarak isimlendirmişlerdi. Peki, niçin standartlara uygun darbe yapılmamıştı? Türkiye'de elinde silah bulunduran güçlerin, darbe yapmaya karar verdikleri zaman, standartlara uygun bir darbe yapmak isteyeceklerinde tereddüt olmamalıdır. Ancak, dünyanın ve Türkiye'nin şartları, teknolojik gelişmeler, iletişim imkânları, asker içindeki entelektüel seviyede ilerlemeler bir "modern" darbe yapılmasına imkân vermemiştir.

'AYDINLARDAN' BEKLENEN GÖREV

Hatırlanacak olursa, 28 Şubat döneminde "ismi açıklanmayan üst rütbeli bir general" rumuzuyla açıklamalar da yapan bir komutan, artık müdahalenin "silahsız kuvvetler" aracılığıyla yapılması gerektiğini ifade etmişti. Silahsız kuvvetlerden, yani, medyadan, yandaş sivil toplum örgütlerinden, üniversite yöneticilerinden, "aydınlar"dan, yazarlardan beklenen görev, daha önceleri silahlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilen bir müdahaleyi yapmaktır. Türkiye'de, hukuka uygun bir şekilde oluşmuş siyasi iktidarı, demokrasi dışı, hukuku suistimal ederek devredışı bırakan yöntemlerle devirmek, uzaklaştırmaktı. Mesela, kamuoyunda tanınmış bazı yazarlar hakkında, bazı devlet kurumlarında "imal edilmiş" sahte terörist ifadeleriyle karalama kampanyaları düzenlemek, böylece hukuk dışı müdahalelere karşı durabilecek kişileri etkisizleştirmek şeklinde uygulanmış bir operasyon, tamamen silahsız kuvvetlerin gerçekleştirdiği bir işti. Bunun gibi, birçok operasyon hazırlanıp silahsız kuvvetlere uygulatılmış, demokratik ve hukuki yollarla iktidara gelmiş bir hükümetin devrilmesi için çalışılmıştır. İşte böyle bir "darbe"nin içinde toplumun çeşitli katmanlarında yer alan resmi veya sivil kimlikli kişilerin "görev" alması kaçınılmazdır. Bugün soruşturulan darbe teşebbüsleri bu türden, yeni yöntemlerle kotarılmaya çalışılan işlerdendir. Biraz daha açacak olursak, vatandaşların vergileriyle maaşları ödenen, kanunda tanımlanmış belirli görevleri yapmak üzere belli makamlara getirilen, ancak ellerinde kanuni görevlerini yapmak üzere emanet edilmiş "güç"ü şahsi ideoloji ve siyasi emelleri için kullanmaya karar veren bazı kişiler, başta ülkenin en "mobilize" unsurları olan üniversiteleri, medya organlarını, bazı sivil toplum kuruluşlarını "talimat"la harekete geçirmekte, dışarıya kendiliğinden bir gelişme gibi gösterilen planlanmış eylemleri yaptırmaktadırlar. Bundan üç sene kadar önce, birçok iç ve dış sorunla alakalı toplanıp bildiriler yayımlayan Üniversitelerarası Kurul ve muhtelif üniversitelerin senatoları, Rektörler Komitesi şimdi neden sessiz sedasız duruyorlar? Ülkenin bütün meseleleri halledildi, kamuoyu ile paylaşmayı gerekli gördükleri herhangi bir konu kalmadı mı?

Soruşturma kapsamındaki son operasyonda, "sivil" kanat üzerinde yoğunlaşıldığını söyleyebiliriz. Her operasyondan sonra görülen, bazen mantıkdışı addedilebilecek tepkilere bakınca, neden doğru bir şekilde tartışamadığımızı anlamak mümkün hale geliyor. Deniliyor ki, "bu soruşturma siyasi iktidarın muhaliflerini susturma operasyonudur". Böyle bir iddia, her şeyden önce soruşturmayı yürüten savcılara ve kararları veren mahkemelere yöneltilmiş ağır bir ithamdır. Türkiye'de yargı seçilmiş siyasetten bağımsız olduğu kadar hiçbir şeyden bağımsız değildir. 28 Şubat döneminde önlerine gelecek davalar konusunda kendilerine brifing veren askerleri ayakta alkışlamaktan çekinmeyen yargıçları gördü Türkiye; ama siyasi partilere yakın duran yargı mensuplarına rastlamadı. Öte yandan, böyle bir soruşturmada siyasi iktidarın nasıl bir tutum takınacağını da tam olarak bilmiyoruz. Şemdinli davası ve Özden Örnek günlükleri konusundaki tutumlar henüz hafızalarda.

Özellikle eski rektörlerin gözaltına alınması konusundaki eleştirilerde, "ifade için davet edilselerdi, giderlerdi" yaklaşımı pek popüler gözüküyor. Konu, sadece teorik olarak karşımıza konulsa, yani, "bir kişinin ifadesi davet edilerek mi alınmalıdır, yoksa, polis zoruyla getirtilerek mi alınmalıdır" şeklinde sorulsa, herkesin vereceği cevap aynıdır; elbette davet yolu tercih edilmelidir. Ancak, devam eden soruşturma sürecine bakarak, bu davaya mahsus şartlardan hareket ederek konuşacak olursak durum farklılaşıyor. Şimdi soralım, eski milletvekilleri ifade için çağrılsa, gitmezler mi? Giderler elbette. O halde, şimdi İngiltere'de bulunan bir eski milletvekili neden ifade için gelmiyor? Türkiye'nin en büyük vakıf üniversitelerinden birinin mütevelli heyet başkanı, eski İstanbul belediye başkanı, eski milletvekili ve eski bakan olan biri ifade için davet edilse gelmez mi? Elbette gelir. Ama gelmiyor; hatta, daha önceden ifadesinin alınacağını haber aldığı için yurtdışına çıkıyor, bir daha da dönmüyor. Kurucusu ve yöneticisi olduğu vakfa ait bir arazide yapılan aramalar neticesinde elde edilen "cephanelik" sağlık sorununun büyüklüğü hakkında bir fikir vermektedir.

Danışatay davası kararı dönüm noktasıdır

Danıştay davasının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi kararı, her iki davanın akıbeti bakımından da olumlu bir adım olarak değerlendirilmelidir. Danıştay saldırısı, Ergenekon yapılanmasının faaliyetleriyle ilgi en önemli somut iddialardan biriydi. Faillerin Ergenekon davası içinde yargılanmaları büyük önem taşımaktadır. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yapmış olduğu yargılamada dosyada bulunmayan ve değerlendirilmeyen birçok bilgi ve belge Ergenekon davası dosyasında yer almaktadır. Bu durum, Danıştay davasının daha doğru bir şekilde sonuçlandırılmasına da yardımcı olacaktır. Her konuda olduğu gibi, Ergenekon davasında da, sadece teorik hukuk bilgilerimizle konuyu değerlendirmek bizi yanlış sonuçlara ulaştırır. Savcıların elindeki bilgiler, tutuklamalar konusunda karar veren ilgili mahkemeleri ikna edecek güçtedir. Telefon dinlemelerini yeterli bulmayanlar bir de cephanelik tarafından bakmayı denemelidir. Tabii ki herkesin cephanelikle işi olmaz. "Silahsız kuvvetler" bir koldan Danıştay'a saldırı düzenlerken, silahla hiçbir zaman işi olmayan diğer kollarıyla bildiriler yayımlayıp demeçler vererek ortam hazırlama faaliyeti sürdürmüş olabilirler. Bu dava ve soruşturmanın kapsamı, alakadar olduğu kişiler ve süreç dikkate alınmadan yapılan değerlendirmeler gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlamayacaktır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT