1. YAZARLAR

  2. Mustafa Şentop

  3. Davayı hukuk zeminine taşımak
Mustafa Şentop

Mustafa Şentop

Yazarın Tüm Yazıları >

Davayı hukuk zeminine taşımak

A+A-

AK Parti ile ilgili kapatma davasında önemli bir adım parti tarafından verilecek olan "önsavunma" idi. Önsavunma partiye tanınan süre dolmadan Anayasa Mahkemesi'ne verilmişti, ancak bir haftaya yakın bir zamandır kamuoyuna yansıtılmamıştı.

Halbuki, Başsavcı'nın iddianamesi gibi hakkında kapatılma davası açılan partinin savunmasını da kamuoyu bilmek hakkına sahiptir. İddianamede de, savunma metninde de temas edilen, parti kapatma ile ilgili "Venedik Kriterleri" arasında, bu davaların, yargılama usulünün bütün güvencelerini içeren, aleni ve adil bir şekilde görülmesine de yer verilmektedir. AK Parti önsavunmasının kamuoyuna yansıtılmış olması davanın aleniyeti bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargılamada aleniyet, tesir ve baskıları azaltmak ve olağanlaştırmak suretiyle adil yargılamaya hizmet edecektir. Önsavunmanın kamuoyuna yansımasında çekinilecek bir şey de yoktur; tam aksine, AK Parti, Anayasa Mahkemesi'ne sunmuş olduğu metinle, biz dahil pek çok kişinin beklediğinden daha güçlü bir duruş sergilemeyi başarmıştır. Bu sebeple, çekinilecek değil, iftihar edilecek bir durumdur bu.

Kalıcı olmaya yönelik irade beyanı

arti kapatma davalarının, özellikle AK Parti ile ilgili kapatma davasının hukuk kurallarıyla düzenlenmiş olmakla birlikte, niteliği itibarıyla siyasi davalar olduğunu uzun zamandır ifade etmekteyiz. Kapatma davalarını düzenleyen hukuk kuralları da, özellikle görülen davaya uygulanacak olanları bakımından, somut kriterler getirmemektedir. Somut kriter getiren kurallar da daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Böyle bir durumda, siyasetle hukukun kesiştiği ve birlikte değerlendirileceği, harmanlanacağı bir yargılama sürecinde iki tür tavır mümkündür. Birincisi, hukuku siyasetin bir aracı olarak görmek, kullanmak, böylece hukuku siyasileştirmek. İkincisi ise, siyasi talepleri ve duruşu hukuk içerisinde ifade etmek, yani siyaseti hukukileştirmek. Kanaatimizce, iddianame ilkine örnekse, AK Parti önsavunması da ikincisine başarılı bir örnek olmuştur. Böyle bir metnin kamuoyuna yansıtılması, siyaset üzerine çöken kasvetli havanın dağıtılması için de önemli bir adımdır.

Öncelikle, mevzuatta "önsavunma" olarak, AK Parti yetkililerince ise davaya "cevap" olarak nitelendirilen metnin, siyasi görüş ve tutumda bir tutarlılık içerdiğini, kapatma davasını hukuki bir zemine çekmeye çalıştığını, davanın başından beri savunduğumuz ve "savunma yapmama" olarak dile getirdiğimiz "kopuş savunması" fikrine yaklaştığını kabul etmek gerekir. Düşünce ve siyaset hayatımızda bir nevi "dün dündür, bugün bugündür" anlayışı hakim olduğundan, söz ve siyaset adamlarının yazdıklarını, söylediklerini, yaptıklarını zor zamanda inkar etmeleri sık rastlanan bir durumdur. Bu inkar bazen doğrudan, bazen de tevil yoluyla gerçekleştirilmektedir. İnkarla beraber, genelde iddianamedeki ithamlara karşı durabilmek için, iddianame ile temelde "ideolojik birliktelik" söylemi geliştirilmektedir. "Biz de zaten aslında sizin gibi düşünüyoruz, yanlış anlaşılmışız" yaklaşımıdır bu. AK Parti önsavunmasında bu tür seviye düşürücü yaklaşımların yer almadığını görüyoruz. Tam aksine, parti, yaptıklarına ve söylediklerine sahip çıkmaktadır. Bu sahip çıkma, beklenenden daha güçlü bir şekilde ortaya konulmaktadır. TBMM'nin önceki başkanı Sayın Arınç'ın sözleri dahi, temelde sahiplenilmektedir. Bu tutumun doğru bir tutum olduğu, kalıcı siyasetin ancak dik bir duruşla yapılabileceği muhakkaktır. Mahkeme önünde sahip çıkılamayacak sözler söylenmemelidir; söylenmiş olan sözlere ise her zeminde sahip çıkılmalıdır. Siyasetçiler sözlerine sahip çıkmadıkları takdirde, öncelikle kendilerini tahrip ederler. Sahip çıkılan sözler ise, mahkumiyetler karşısında bile siyasi tutumun yaşamasına ve hatta güçlenmesine imkân verir. Önsavunmadaki üslup ve içerik AK Parti'nin, devam eden davanın ötesinde, bir siyasi hareket olarak kalıcı olma hedefine yönelik iradesini ortaya koymaktadır.

Siyasallaşan yargıya eleştiri

nsavunmada, kapatma davasının siyasi nitelik taşıdığı çok açık bir şekilde dile getirilmekte, demokrasi ve siyasi partiler rejimi konusunda iddianamenin hataları ve çelişkileri ortaya konulmakta, yöneltilen ithamların önemli bir kısmı değerlendirilmekte ve hepsinden önemlisi Başsavcı tarafından ortaya konulan ve iddianamede çerçevesi çizilen laiklik anlayışı eleştirilmektedir. "Biz bu iddianamede partimizin değil, partimize gönül veren milletimizin ve onun temel değerlerinin itham edildiğini düşünüyoruz. Bu iddianamenin konusu sadece AK Parti değil, onun üzerinden millet iradesi ve demokratik siyasettir." ifadeleri, Başsavcı'nın yazdıklarıyla ilgili olarak, "Muhalif siyasi partilerin iktidarları yıpratmak için bu tür yollara başvurmaları anlaşılabilir. Ancak, hukuk sanal değerlendirmelere değil, somut gerçekliklere, belge ve bulgulara dayanmak zorundadır." ifadeleri, "etkin yargısal denetimin bulunduğu bir hukuk devletinde iktidar partisinin özgürlükçü demokratik temel düzene yönelik bir tehdit oluşturduğu da ileri sürülemez. Siyasi iktidarın icraatları anayasa yargısı ve idari yargı yoluyla denetlenmek suretiyle Anayasa'nın üstünlüğü etkili biçimde tesis edildiğinden, ayrıca iktidar partisine yönelik kapatma davası açılmasını demokrasi ve hukuk devleti ile açıklamak mümkün değildir." ifadeleri, davanın gerçek mahiyetini ortaya koyan ifadelerdir.

Böyle bir metinde, özellikle, 28 Şubat'tan beri bir siyasi proje olarak gerçekleştirilmeye çalışılan, kanaatimizce siyasi iktidarın da uzun bir süre farkına varamadığı "yargıçlar iktidarı" sürecine değinilmesi de büyük bir önem taşımaktadır. Önsavunmadaki şu değerlendirmelere değinmek gerekir: "Yargı kurumları ise hiçbir zaman siyasi muhalefetin aracı olarak kullanılamaz, kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, siyasi görüşler karşısında tarafsız olması gereken yargının siyasallaşması sürecine girilecektir. Bu da hukuk devleti ve demokrasinin altını oyacak bir tehlikeyi beraberinde getirecektir. Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri yargı tarafsızlığıdır. Yargının tarafsızlığını kaybederek belli bir siyasi düşüncenin sözcüsü haline geldiğine dair en küçük bir kuşku bile adalete olan güveni ve dolayısıyla hukuk devleti anlayışını zedeleyecektir." "Diğer yandan, yargının siyasallaşması beraberinde demokratik siyasetin alanının daraltılması sonucunu doğuracaktır. Siyasi muhalefet görevinin açık ya da örtülü şekilde yargı tarafından üstlenildiği, yargının siyasete müdahale ettiği ve siyaseten alınması gereken kararları almaya başladığı ülkelerde demokrasi büyük bir tehdit altındadır. Siyasetin yargısallaşması olarak bilinen bu durum, demokratik rejimi "hakimler yönetimi" anlamına gelen jüristokratik bir rejime dönüştürecektir." Yargıçlar iktidarı sürecinin en önemli adımı kapatma davasıdır. Bu bakımdan, yargıçlar iktidarına temas etmeyen bir önsavunma, sadece bu sebeple bile başarısız addedilebilirdi. Zira, karşı karşıya bulunduğumuz hadise, bir siyasi parti hakkında kapatma davasından ibaret değildir; ortaya çıkacak sonuçları bakımından, yürütme organının düşürülmesi, yasama organının beşte üçünün de işlemez hale getirilmesidir. Bütün hukuk ve siyaset tartışmalarının ötesinde, böyle bir sonuç, başlıbaşına yasama ve yürütme gücü üzerinde yargıçlar iktidarını tesis etmek anlamına gelmektedir.

Bundan sonrası için: Paylaşımcı strateji şart

apatma davası iddianamesinin en temel sorunu, hukuki olmayan, tamamen ideolojik çerçeveli bir laiklik anlayışıdır. Bu anlayış, hukuk kurallarıyla düzenlenmiş bir laiklik değildir; dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanabilecek bir laiklik de değildir. Adı laiklik olarak konulmuş, bir pozitivist dünya görüşüdür, "pozitivizm dini"dir. Böyle bir anlayışı temel aldığımız zaman, sadece AK Parti değil, bütün partiler kapatılabilir. Önsavunmada, kanaatimizce yetersiz olmakla birlikte, bu temel soruna da açık bir şekilde temas edilmektedir: "Bu davanın açılmasının temel nedenlerinden biri, iddianamede savunulan laiklik anlayışı ile partimizin laiklik anlayışı arasındaki farklılıktır. ... İddianamede laiklik tek boyutlu bir kavram olarak görülmekte ve bireylerin benimsemesi gereken "bir uygar yaşam biçimi" ve "yaşam felsefesi" şeklinde takdim edilmektedir. Bu yaklaşıma göre, laiklik "toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması"dır. Laikliğin bu yorumu 19. yüzyıl pozitivizminin katı "ilerlemeci" anlayışına dayanmaktadır. ... açılan bu dava ile adeta, laikliğin iddianamede ortaya konulan yorumunun bütün siyasi partilere kabul ettirilmeye çalışılması amaçlanmaktadır." AK Parti'nin laiklik anlayışı ile ilgili olarak ortaya konulan açıklamalar, iddianamedeki bu temel sorunu eleştirmeden anlamlı olamazdı. Türkiye'de dayatılmaya çalışılan bu laiklik anlayışının yeni bir şey olduğu, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi ve "Atatürkçülük"le de ilişkili olmadığı ortaya konulmalıdır. Yargı kararlarıyla inşa edilmeye çalışılan bu anlayış, laikliğin hukuk sistemi içindeki tarihî gelişimi bakımından da yanlıştır. Önsavunmada, çeşitli yerlerde değinildiği gibi, iddianame, aslında bir "devlet ideolojisi" inşa etmeye çalışmaktadır. Bu noktada mesele sadece AK Parti meselesi olmaktan da çıkmaktadır. Anayasa'da olmayan, hukuk sisteminde bulunmayan bir anlayışı kim adına ve nasıl geçerli kılabilirsiniz? Burada mesele bir "egemenlik" meselesine dönüşmektedir. Bu bakımdan, iddianamede yer alan bu anlayış daha ayrıntılı bir şekilde teşhir edilmeli ve tartışılmalı idi.

Önsavunmanın başarılı olduğuna dair genel kanaatimizi muhafaza etmekle beraber, birkaç önemli eleştirimizi de eklemek gerekir. Hem savunma metninin hazırlanmasında, hem de strateji belirlenmesinde bütünüyle dar bir çerçeve içinde hareket edilmemesi gerekir. Mademki dava sadece AK Parti'ye yönelik değil, millete ve onun temel değerlerine yöneliktir; o zaman milleti bu savunmanın ve stratejinin içine mümkün olduğu kadar dahil etmek gerekir. Önsavunmanın kamuoyuyla paylaşılmasındaki gecikme gibi, stratejiler konusunda da, kamuoyu, kapalı kapılar ardında gerçekleşen yemekli toplantılardan sızan haberlerle yetinmek zorunda bırakılmamalıdır. Olağanüstü süreçlerde siyasetçilerin en büyük yardımcısı açıklık ve paylaşımdır. Gizli odaklar gizliliği sever; açıklık her zaman siyaseti güçlendirir. Bu bakımdan, Türkiye'nin bütün birikiminin önsavunmaya yansıtılması daha iyi bir sonuç hasıl edebilirdi. Özellikle, metinde, sistematik bütünlük bakımından bazı sorunlar bulunmaktadır. Eklektik karakter görülmektedir. Fikirlerin bütünleştirilmesi daha iyi sağlanabilirdi. Ayrıca, Avrupa Birliği, modernleşme, çağdaşlaşma konularıyla ilgili olarak da bazı rezervleri unutmamak gerekir. İddianamedeki ideolojik tutumla uzlaşmama tercihi ne kadar tebrike şayan ise, daha üstte bir modernleşmeci ideolojiye eklemlenmek o kadar eleştirilmeyi hak etmektedir. Netice itibarıyla, AK Parti'nin önsavunması, kanaatimizce Anayasa Mahkemesi'nin işini bir açıdan zorlaştırmakta, başka bir açıdan ise kolaylaştırmaktadır. Kapatma davası, her halükarda, yeni bir zemine taşınabilmiştir.

Zaman Gazetesi

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum