1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Darwin tartışmaları
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Darwin tartışmaları

A+A-

200. doğum yıldönümü dolayısıyla şu sıralar Darwin yine gündemde.

Aslında "yine gündemde" demek doğru değil; kimileri için ne zaman gündemden düştü ki?

Her "teori" gibi tabii ki Darwin'in "evrim teorisi" de tartışılacak.

Ancak bu tartışmanın –geçen gün değindiğim gibi- sıkça rastladığınız gibi, yani "Darwin= Marx = PKK" eşitliği içinde cereyan etmesi, takdir edersiniz ki düşünceyi geliştirmeyi değil neredeyse yok etmeyi amaçladığından en azından yararsız bir tarzdır.

1831'de henüz 22 yaşındayken, "Canlı varlıkların çeşitliliğini zaman ve mekan içinde anlamak" arzusuyla-merakıyla Güney Amerika'dan başlamak üzere 5 yıl sürecek bir dünya turuna çıkan Darwin gibi bir araştırmacıyı bu derece kaba bir eşiklik içinde anlamaya ve hatta reddetmeye kalkışmak her şeyden önce işin ciddiyeti ile uyuşmuyor.

Muhakkak siz de Dücane Cündioğlu'nun gazetemizdeki yazılarını dikkatle izliyorsunuzdur. Yazarımızın önceki gün (22 Şubat) yayımladığı "Ya maymundan, ya ensest ilişkiden (mi?)" başlıklı yazısı da dikkatinizden kaçmamıştır sanırım.

Cündioğlu, yazısının son faslına şu cümlelerle başlıyordu:

"İnsanın köklerini açıklamak bakımından, Adem-Havva kıssası zahirî yorumuyla öne sürülmeye aslâ elverişli değildir. Çünkü bu zahirî yorum, ilksel bir ensest ilişkiyi varsaymadan insanın soyunu türetmeye imkân vermez."

İsterseniz, bir yanlış anlamayı peşinen engellemek için altını bir de ben çizeyim: "zahirî yorumuyla öne sürülmeye aslâ elverişli değildir."

Cündioğlu'nun bu yerinde uyarısı üzerine –yine geçen gün değindiğim- Prof. Hayrettin Karaman'ın "İslam Düşüncesinde Evrim Teorisi" başlıklı makalesini tekrar önüme koydum.

Cündioğlu'nun altını çizdiği husus –tabii ki- değerli ilahiyatçımızın yazısında da gözden geçiriliyor. Karaman, bu meseleyi "İlk insan ve onun eşi aynı özden yaratıldıktan sonra ilk üreme ve onu takip eden nesillerin oluşması nasıl gerçekleşmiştir" şeklinde formüle ettiği soruya cevap arıyor. Karaman'ın bu konuda dile getirilen bir açıklamayı ("Havva'nın ikiz doğurması ve aynı batında doğmayanların öncekilerle evlendikleri gibi") akıl ve nakil yönünden kabulü imkansız görerek reddetmesinden sonra soruyu Hz. İsâ'nın yaratılması çerçevesinde açıklamaya çalıştığını görüyoruz. Yani Meryem'in bir erkekle beraber olmadan Allah'ın ruhundan üflemesi ile hamile kalması.

Karaman'ın bu hatırlatmadan sonra konuyu şöyle bağladığını gözlemliyoruz: "Kur'ân-ı Kerim'de ve sağlam rivayetlerde 'kardeşlerin birbiri ile evlendikleri' bilgisi verilmediğine göre ilk yaratılan erkek ile kadından birçok erkek ve kadının türetilmesinin nasıl olduğunun bilinmediğini, yukarıda zikredilen şekillerden (Hz. Âdem, Meryem-İsâ, Hz. Yahyâ, KB) birisine göre veya bir başka şekilde yaratma ve çoğalmanın olabileceğini ifade etmek bize daha uygun görünmektedir."

Karaman, burada uzun alıntılar yapmamız imkansız olan bu önemli yazısında Darwin'in evrim teorisini İslam düsüncesi içindeki üç ekolden birisi olarak adlandırdığı Kelam-Kelamcılar çerçevesinde de değerlendiriyor. Mutezile'ye mensup Nezzam ve Câhız gibi kelamcıların ortaya attıkları "evrimci yaratılış teorisi" hakkında da özet bilgiler veriyor. Karaman'ın yorumuyla bu düşünürlerin anlayışı şöyledir: "Her şeyi bilen Allah, türleri ayrı ayrı ve birden yaratmamış, birinin diğerinden evrimleşme yoluyla oluşmasını sağlamıştır. Bu 'birinin diğerinden oluşması' da, ilk yarattığı maddenin aslın, çekirdeğin, kendinden sonra meydana gelecek bütün türleri bilkuvve (onda gizlenmiş olarak) içermesi sebebiyle olmakta, bu özelliğe dayanmaktadır."

Son olarak Karaman'ın "ehl-i sünnet kelamcılar"ın "Allah Teâlâ bütün türleri birden ve ayrı ayrı yaratmıştır. Türler arasında evrimleşme yoluyla geçişler yoktur" tezini savunduklarını hatırlattığını da belirteyim.

Demek ki, mesele kimilerinin sandığı gibi "basit" ve içinden kolaylıkla çıkılabilecek türden değildir. Konu –tabii ki- İslam düşüncesi içinde de tartışılmış, farklı tezler ortaya atılmış, ortaya olgun bir felsefi çerçeve çıkmıştır. Zaten düşünsenize: "Basitlik" ile hangi mesele anlaşılabilir ki…

Bir köşe yazısının alanını çok aşan bu konuya ilişkin Mustafa Akyol'un Star gazetesinin dünkü sayısında yayımlanan yazısına da kısaca değinmek istiyorum. Akyol, Darwinizm'e ilişkin tartışmaları hatırlattıktan sonra şöyle devam ediyordu:

"Olacak olan şu: Yeryüzündeki canlıların 'doğaüstü' müdahalelerle değil, aynen bulutların oluşması veya yağmurun yağması gibi, doğa kanunları sonucunda var olduğu anlaşılacak. Bu, ilahi kitaplardaki yaradılış bahislerinin 'lafzi' yorumuyla çelişiyor kuşkusuz, ama aynı bahislerin 'mecazi' yorumu da mümkün. 'Allah'ın eli' denince, lafzi bir yorum yapıp bedensel bir 'el' varsaymak yerine, daha mecazi bir yorum yapıp O'nun kudretini düşünmüyor muyuz? Ve neden doğa kanunları da O'nun kudretinin yansıması olarak anlaşılmasın?"

Bu dikkat çekici yorum bana ister istemez- Aquinolu Thomas'nın özellikle altını çizdiği "ikinci nedenler" bahsini hatırlattı. Thomas, özellikle Augustinos'tan tamamen farklı olarak, Tanrı'nın evreni "ikinci nedenler" ile yönettiğini söylüyordu. Thomas da şüphesiz, evrenin sonuç olarak yaratıcı bir zekanın eseri olduğuna inanıyordu, ancak bu yaratıcı, olup biten her şeye doğrudan müdahale etmemekte, oluşumu yine kendi eseri olan "ikinci nedenler"e, yani doğal yasalara havale ediyordu. (Ateş doğal olarak yükselmekte, taş doğal olarak düşmekteydi.) Aristoteles'in etkisiyle, dünyada paganların da anladığı gibi doğal bir düzen içinde türlere, cinslere ve bireylere yer olduğunu, bu varlıkların kendi yasalarına, kendi ereklerine göre yönlendirildiğini ileri sürüyordu.

Zor bir konuya girdiğimin farkındayım. Ama bitirirken, bu "ikinci nedenler" bahsinin pek çok teolojik zorluğun aşılmasına nasıl yardımcı olduğunu ve de çok daha önemli olarak bu "yasalar"ın tanınmasıyla bilimin (ve giderek politikanın-çünkü onun da "yasaları" var) niçin mümkün olabileceğini düşünmenin bayağı yararlı bir iş olduğunu hatırlatmak isterim. Thomas'nın şahsında olduğu gibi yani: Hem bir "aziz", hem de fizik biliminin ve giderek politikanın yolunu açan "laik" bir düşünür diyelim mi?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT