1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. Darü’l-Harpte Faiz Meselesi
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

Darü’l-Harpte Faiz Meselesi

A+A-

Bize çok sorulan sorulardan birisi budur: Hanefilere göre darü'l-harpte faiz alınabilirmiş. O halde Avrupa ülkelerinde, hatta Türkiye'de faiz alıp verebilir miyiz?

Önce 'darü'l-harp' ne demek, onu görelim. Dâr; yurt, ev, ülke demek. Darü'l-harp de 'harp ülkesi' yani Müslümanların harp halinde oldukları ülke demek. Bunun karşılığı 'Darü'l-İslam', yani İslam ülkesi, devleti, diyarı. Bu iki kavram naslar, yani Kitap ve Sünnet tarafından konmuş ve nitelikleri belirlenmiş kavramlar değil. 'Darü'l-İslam' kavramı hadislerde hiç geçmez.

Bu kavramlar İslam fıkıhçılarının öteki ile ilişkileri, siyeri, bugünkü tabiriyle, devletler hukukunu düzenlemek için koydukları kavramlardır.

Darü'l-İslam, İslam ülkesidir, darü'l-harp de küfür ülkesidir. Ama bir yerin darü'l-İslam ya da darü'l-küfür sayılabilmesinin şartları da bütün mezheplere göre farklıdır. Bazı fıkıhçılara göre bu ayrımın nirengi noktası, bir ülkede İslam ahkâmının uygulanıp uygulanmamasıdır. Uygulanıyorsa orası darü'l-İslam'dır, velev ki, Müslümanlar azınlıkta olsunlar. Uygulanmıyorsa darü'l-harptır, velev ki Müslümanlar çoğunlukta olsunlar, Türkiye gibi. Bazılarına göre ise belirleyici özellik bir ülkede İslam ahkâmının bir kez olsun uygulanmış olmasıdır. Orası artık kıyamete kadar darü'l-İslamdır. Velev ki hiç Müslüman kalmamış olsun, Endülüs gibi.

Sonradan bu kavramlar sürekli değişmiş; ilk önce Moğol İstilası sırasında İbn Teymiye bu ikisine bir de ne İslam ne harp yurdu olan ara ülke kavramını eklemiş. Sonra darü'l-ahd, darü'l-küfür, darü's-sulh, hatta son zamanlarda Türkiye gibi ülkeler için darü'r-riddekavramları ortaya çıkmış. Yani bu kavramlar zamana ve şarta göre zorunlu olarak doğmuş ve zorunlu olarak değişmiş.

Bunu şunun için söylüyoruz; 'darü'l-İslam' ya da 'darü'l-harp' denilerek verilen hükümlerin kahir ekseriyeti zamanın şartlarına göre verilen hükümlerdir. Bu konuyu en iyisi değerli dostum Prof. Dr. Ahmet Özel'e sormak lazım. Çünkü 'İslam'da Ülke Kavramı' diye emek mahsulü basılmış bir doktora tezi var.

Söylediklerimizin özeti şu: 'darü'l-harpte faiz' meselesi İslam'ın naslarla belirlenmiş bir hükmü, yani bir sabitesi değil.

Faiz alıp vermek isteyenlerin bu konuda tutundukları delil Ebu Hanife'den nakledilen ve Hanefi fıkıh kitaplarında hadis olarak da yer alan 'Darü'l-harpte Müslümanla harbî arasında faiz yoktur' sözüdür. Ama böyle bir hadisin bulunmadığını başta İmam Şafiî olmak üzere pek çok âlim söyler. Ebu Hanife'nin baş öğrencisi Ebu Yusuf bile bunu hocasından naklederken, öyle zannediyorum ki, diye zanlı bir ifade ile anlatır.

Var olduğunu kabul edelim:

Ebu Hanife bunu söylerken, harp halinde olan ülkeler zaten birbirlerinden alabildiklerini alırlar. Bu hukuken meşrudur diye düşünerek söylemiştir. Kaldı ki o, müslümanın darü'l-harpte faiz vereceğini değil alabileceğini söylemiştir. Gerekçesi şudur; harp halinde olduğumuz insanların malları bize helaldir. Müslüman kendisine helal olan bir malı hangi yolla olursa olsun alabilir. Hatta kesin kazanacağını biliyorsa kumarla dahi alabilir. Çünkü o mal zaten onundur ama başka alabilecek bir yolunu bulamadığı için bu yolla alıyor demektir. Ayrıca harp, düşmanı zayıflatmak için vardır. Onu iktisaden zayıflatmak da harbin bir parçasıdır.

İkinci olarak, yine bu sözün hadis olduğunu varsayalım, o takdirde bunun darü'l-harpte müslim ile gayrimüslim arasında faiz alışverişinin cevazına delalet etmesi kesin değil zannîdir. Çünkü 'Müslimle gayrimüslim arasında faiz yoktur' demek; faiz onlar arasında bile olmaz, olmamalıdır anlamına da gelebilir. Buna karşılık faizden söz eden naslar hem çoktur, hem de umumi ve kesindir. Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'de en şiddetli tehdit gören günah faizdir. 'Kim faizi bırakmazsa Allah'a ve Resulü'ne karşı bir nevi savaş halinde olduğunu bilsin' buyrulur. Resulüllah Efendimiz Veda Haccı'nda 'faizin her türlüsünü yasakladığını ve ayaklarının altına aldığını' söyler. Bunca kesin nas karşısında, faiz gibi hatarlı bir konuda zannî bir delile tutunmak da hatarlıdır.

Kaldı ki, bugün faiz kişiler arasında değil, daha çok kişi ile banka arasında cereyan etmektedir. Bankada Müslümanın da gayrimüslimin de parası vardır. O halde bankadan faiz alan, onu sadece gayrimüslimden almış olmaz. Müslümanın faiz vermeyeceği konusunda ise herkes müttefiktir. Sonra İmam Ebu Hanife'nin gerekçesi harbîyi iktisaden zayıflatmaktır. Bugün bankalara para yatıranlar onları zayıflatmıyor aksine onların zayıfları sömürmesine, verdiği paranın on katıyla katkıda bulunuyor. Ayrıca söz konusu olan darü'l-harptir. Bugün mesela biz Almanya ile harp halinde değiliz. O halde orası olsa olsa darü's-sulh, ya da darü'l-küfür olabilir.

O halde faiz hakkındaki hüküm, Efendimiz'in şerefli sözüdür: 'Faizin her türlüsü haramdır ve hepsi ayağımın altındadır'.

Fıkıh; fıkıh kitabındaki bir cümleyi değil, meseleyi anlamaktır

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT