1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. 'Darbeyi Önledim'den 'Darbe Yok'a Aytaç Yalman
'Darbeyi Önledim'den 'Darbe Yok'a Aytaç Yalman

'Darbeyi Önledim'den 'Darbe Yok'a Aytaç Yalman

Aytaç Yalman iki yıl önce darbeyi "Özkök'ün değil kendisinin önlediği" anlamına gelen açıklamalar yapmıştı. Fakat mahkemede, iki yıl boyunca yalanlamadığı haberi yalanladı ve "darbeyi görmedim" dedi.

A+A-

Alper Görmüş / Al Jazeera

Bir asker için yakın çalışma arkadaşlarının yargılandığı bir davada tanıklık etmenin ne kadar stresli bir pozisyon olduğunu tahmin etmek zor değil.

O nedenle, Hilmi Özkök’ün pozisyonunu “trajik” diye tanımlamıştım; fakat doğrusu Aytaç Yalman’ınki ondan da trajik! Çünkü silah arkadaşları Yalman’ı aynı zamanda kendilerini “gammazlamakla” suçluyorlar. (Levent Ersöz’ün önceki bölümlerde sözünü ettiğim ses kaydında Aytaç Yalman’ı kendilerine “iftira attığı” için değil, onları “gammazladığı” için suçladığının altını çizelim; buradaki ikrarın künhüne varabilmek için bir parçacık dil duygusu yeter.)

Biliyorsunuz, Yalman da 3 ve 10 Kasım tarihli ifadelerinde Hilmi Özkök gibi, 5-7 Mart 2003 tarihlerindeki plan seminerinin aslında bir darbe planı olduğuna dair hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyledi; bir parça “disiplin sapması” dışında seminerde bir sorun yoktu.

Yalman’ın tanıklığında benim cevabını merakla beklediğim soru şuydu: Acaba yargı heyeti, gazeteci İsmail Küçükkaya’nın yaklaşık iki yıl önce (o zamanlar Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni) kendisiyle gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından kaleme aldığı manşet haberle ilgili olarak Aytaç Yalman’a soru soracak mıydı?

Mahkeme sordu bu soruyu, zaten sormasaydı çok garip olurdu, çünkü Yalman’ın Küçükkaya’ya söylediği ve 26 Eylül 2012’de Akşam’ın manşetinden yayımlanan o sözler ertesi gün bütün gazetelerde “Yalman darbeyi itiraf etti” vb. başlıklarla yer aldı. Gazetelerin değerlendirmelerinde hiçbir abartma yoktu, çünkü Yalman açıkça darbeyi Hilmi Özkök’ün değil kendisinin önlediğini söylemişti Küçükkaya’ya...

Şimdi önce iki yıl geriye gidip Balyoz’un bir darbe olduğuna dair bu en güçlü “itiraf”ı gözden geçirelim, ardından da Yalman’ın mahkemede o “itiraf”ı hakkında neler söylediğine bakalım...

“Özkök’ün kaç tankı varmış?”

Yalman’la Küçükkaya arasındaki telefon konuşması, Küçükkaya’nın NTV’de katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği, “Varsa bir darbe girişimi, Hilmi Özkök'ün önlediğini anlıyorum” sözlerinin ardından gerçekleşmişti. Küçükkaya stüdyoyu terk ettikten sonra Yalman o sözlerinden dolayı kendisine “sitem etmek” istemişti:

“Biraz önce seni NTV'de izledim. Hilmi Özkök için darbeyi önleyen kişi ifadesini kullandın. Aytaç Yalman'ın rolü ne, diye soruldu. Hiçbir şey söylemedin, geçiştirdin.”

Küçükkaya haliyle çok şaşırmıştı, kendi deyişiyle, “bunun arkasından tarihi bir açıklamanın geleceğini hissetmişti.” Nitekim izleyen diyalog bu sezgiyi teyit edecekti:

-     Televizyonda ne söylememi beklemiştiniz?

-     Diyebilirdin ki; iddianameye göre darbeyi önleyen kişi, Aytaç Yalman'dır. Bunu söylemen yeterliydi. Tek bir cümle...

-     Darbe girişimini gerçekten siz mi önlediniz?

-     Bilmem, Türk ordusu tek kişi değildir. Tek Genelkurmay Başkanı da değildir. Ucuz kahramanlık kimseye yakışmaz. Türk ordusu demek Kara Kuvvetleri Komutanlığı demektir. Hilmi Paşa'nın kaç tane tankı tüfeği vardı?

-     Darbe girişimini siz mi önlediniz?

-     Ben öyle demiyorum, iddianame öyle diyor.

-     İddianame tam ne diyor?

-     Darbeyi Aytaç Yalman önlemiştir, diyor.

Diyalog, Yalman’ın bunları yazılması için söylemediği uyarısı, Küçükkaya’nın yazma ısrarı ve Yalman’ın şu sözleriyle bitiyor:

“Erken öten horozun kafasını keserler; zamanı gelince konuşurum. Bizim de kafamız gitmesin.”

İki yıl sonra gelen yalanlama

“Bu tamamen düzmecedir, yalan haberdir. Ben darbeyi engellememiş olsam ve işlem yapmasam suç işlemiş olurum.”

Yalman, Küçükkaya’nın haberiyle ilgili olarak mahkemede işte yukarıda okuduğunuz iki cümleyi sarf etti. Ardından da, mahkemedeki yalanlama ile iki yıl önceki sözleri karşılaştırarak “Hangisi doğru paşa?” sorusunu soran Akşam gazetesinin haberini yalanladı.

Fakat çok tuhaf bir yalanlamaydı bu... Çünkü haberin Akşam gazetesinde yayımlandığı 26 Eylül 2012’de hiçbir yalanlamada bulunmamış, keza iki yıl boyunca da susmuştu. Fakat ne zaman ki mahkemede o sözlerinin tam tersini söylemiş, bu da iki yıl önceki sözleriyle karşılaştırılarak bir gazeteye manşet olmuş, Aytaç Yalman işte o noktada haberi yalanlamaya karar vermişti...

Şimdi mahkeme büyük bir ihtimalle huzurdaki tanıklığı esas alacak ve hükmünü kurarken bunun üzerinden kuracak. Benim mahkemeye diyeceğim bir şey yok bu noktada, çünkü hukuk için tanıklık, mahkeme heyetinin önünde yapılan şeydir. Benim sözüm, “Adam işte ‘haberim yoktu’ diyor, bunu da mahkeme önünde söylüyor, daha ne kurcalıyorsun” diyenlere, diyebileceklere...

(Bu noktada uzunca bir parantez açma gereği hissediyorum: Ben gazeteciyim, kamusal önemi ve topluma karşı suç niteliği apaçık olan darbecilik gibi bir eylemin somut bir durumda var olup olmadığını tartışırken, kendimi hukukun kabul ettiği ölçülerle sınırlayamam. Tıpkı bu somut örnekte olduğu gibi: Şimdi hukuk Yalman’ın mahkemedeki bu tanıklığına itibar edince, biz de hemen “tamam o zaman, demek ki o işin hakikati öyleymiş” mi demeliyiz?

Ya da mesela yarın ele alacağımız, davada delil olarak kullanılan dijital dokümanların çoğunun imzasız olmasından yola çıkarak, “imzasız belge olmaz, dolayısıyla sanıkları bunlarla suçlayamazsınız” tezine, orduda suç teşkil eden dokümanların zaten imzasız olarak hazırlandığına dair bir teamül olduğunu bilen bir gazeteci olarak itiraz edemeyecek miyim?

Hukuk, bu gerçeğe rağmen dokümanların imzasız olmasını sanıklar lehine yorumlayabilir ve bunları delil olarak kullanmamayı tercih edebilir; benim buna bir sözüm yok. Fakat orduda öyle bir temayülün olduğunu söylemek ve bunu belgeleriyle göstermek bir gazeteci olarak benim yalnız hakkım değil, görevimdir de.)

Yalman’ın eski yaklaşımı

Aytaç Yalman’ın İsmail Küçükkaya’ya yaptığı itiraflar işin zirvesiydi, fakat ondan önce de tıpkı Hilmi Özkök gibi sanıkları ve sanık avukatlarını hiç memnun etmeyen, onları kızdıran bir çizgi izlemişti.

Sonuçta, davanın sonlarına doğru gerek onun gerekse Hilmi Özkök’ün üzerinde o kadar büyük bir baskı oluştu ki, davada tanık olarak çağrılmaları durumunda ne diyecekleri aşağı yukarı belli oldu. Çünkü eski muğlak konuşmalarından uzaklaşmışlar, onun yerini 5-7 Mart’ın bir darbe planı olmadığına dair beyanları almaya başlamıştı.

Son bir not: Acaba yanılıyor olabilir miyim diye Küçükkaya’ya ulaşıp Yalman’ın Küçükkaya’nın haberini daha önce yalanlamadığını teyit etmek istedim, fakat kendisine ulaşamadım. Daha sonra gazeteci Nagehan Alçı’nın köşesinde okudum: Alçı, Küçükkaya ile konuşmuş ve ondan Yalman’ın daha önce haberi kesinlikle yalanlamadığını öğrenmiş. (Milliyet, 18 Kasım 2014).

HABERE YORUM KAT