1. YAZARLAR

  2. Özlem Albayrak

  3. 'Darbeseviciler'in hık deyicileri
Özlem Albayrak

Özlem Albayrak

Yazarın Tüm Yazıları >

'Darbeseviciler'in hık deyicileri

A+A-

Okuyorsunuz, izliyorsunuz; gazeteci denen yaşam formunun "başarısının" Ergenekon sürecine en saçma itirazı yöneltebilme, davayı yürüten savcıya en olmadık hakareti edebilme kapasitesiyle ölçüldüğü bir dönemi idrak ediyoruz.

Görünen o ki, 10 yılda bir darbe görmüş bir memleketin gazetecilerini, facebook fatihi sanatçılarını, yazarlarını, birilerinin darbe planladığına ikna edebilmenin bilinen hiçbir yolu, yordamı, yöntemi, koşulu, tekniği, reçetesi filan yok. Poyrazköy'de toprak altından çıkarılan cephanelik için, "yeraltına gömülen silahların, korunmasız olduğu için çıkarıldıklarında kullanılamaz hale geleceğini, dolayısıyla suç unsuru sayılmayacağını ispat etme gayretkeşliğinde" olan insanlar televizyon programları yapıyor bu ülkede. İster inanın ister inanmayın ama, durumun vehameti bu raddede.

Hayır, verdikleri "çelişkinin bini bir para" görüntüden rahatsız da değiller üstelik. Bilakis hatta, en muazzam çelişki, bugünlerde en makbul gazeteciyi imlemekte.

Hem Türkan Saylan'ın evini arayanların haniyse bir Holocaust suçlusu gibi özür, nedamet getirmesini, suçluluktan öleyazmasını filan bekliyor, hem de, bombaları gömenleri, cinayetleri işleyenleri, günlükleri yazanları, yeraltından çıkarılan mühimmatı ve kemikleri gömenleri bırakın suçlamayı filan, kahraman ilan ediyorlar

Hem, çok değil 10 yıl kadar önce Ali Kalkancı ve Fadime Şahin'in hayatının detay detay saat saat takipçisi oldular, ikisinin özel hayatı üzerinden darbe yapılmasına yardım ve yataklık ettiler, hem de Kalkancı ve Şahin'in Ergenekon'la ilişkisi ortaya çıkar çıkmaz kulağın üstüne yattılar. Ali Kalkancı, Fadime Şahin ve Şahin'in dayısının telefon numaralarının Tuncay Özkan'ın ajandasında ne aradığı sorusu asla ilgilerini çekmedi, bu ilgisizliklerine de güya yargısız infaz yapmama konusundaki hassasiyet gibi kılıflar bularak inandırıcı olduklarını sandılar...

Hem Danıştay cinayetini "gerici bir kalkışma" olarak manşetlere çekip, infial yaratmak amacıyla günlerce kullandılar, üzerinde ter ter tepinip insanları sokağa döktüler hem de Danıştay cinayeti, Ergenekon davasına bağlandığı anda, bu haberi hiç duymamış gibi kendilerini uçucu kaçıcı Pazar yazılarına vurdular. Mustafa Yücel Özbilgin'in ne uğruna ve kimlerce katledildiği konusu, artık ne ilgi, ne tecessüs alanlarına girmedi. Hiçbirşey olmamış gibi "kalan sağlar bizimdir" moduna geçip, kanal zapladılar.

Hem AK Parti'ye sudan sebeplerle açılan kapatma davası sonucunda Anayasa Mahkemesi'ne yöneltilen en ufak bir eleştiriyi hazmedemeyip "Hukuka saygılı olalım beyler, burası bir hukuk devleti" tiradları attılar, hem de; Ergenekon savcısına etmedikleri hakareti, demedikleri sözü bırakmadılar, hakimi hükümetin adamı olmakla suçlamaktan hiçbir şekilde ar etmediler.

Hem saygın isimlerin, akademisyenlerin silahla filan ne işi olabilir dediler, hem de; duyduğu anda normal kalp ve beyin ritimlerine sahip her insanın tüylerini diken diken etmesi gereken iddialar, sözgelimi dün Bostancı'da meydana gelen çatışmada kullanılan silah ve bombaların Poyrazköy'de bulunanlarla ilişkili olabileceği iddiasını hiiç kaale almadılar. Asla "bu saygın isimler yapmaz böyle şey, kim gömdüyse o silahları peşine düşmek gerek" diyemediler. En fazla "bırakın şimdi silahları, Deniz Feneri ne oldu onu söyleyin" ciddiyetinde cümleler kurup, Ergenekon'la Deniz Feneri davasını güya aynı mertebede hizaladıkları zehabına kapıldılar.

Hem Mehmet Haberal'ın ameliyatla kurtaracağı böbrek hastasını ekrana çıkarıp hüzzam makamından çaldırıp, Türkan Saylan'ın kurtardığı lepralılardan sözederek "insan hayatına saygı duyuyormuş" izlenimi verdiler, hem de asit kuyuları, topraktan çıkarılan kemikler, binlerce faili meçhulün lafı açıldığında da suratları sirke satar hale geldi.

Hem Sudan'ı, Birleşik Arap Emirlikleri'ni, İran'ı filan "Ay şekerim bunlar böle, hiç demokratik değiller" diye küçümsediler; "Arap ülkesi işte, Ortadoğulular" diye kendilerini onlardan daha matah, pek ileri sandılar; hem de Cumhuriyet adını kullanarak, laiklik ve demokrasiyi alet ederek darbe planlayacak, en azından planlayanları kanatları altına alacak, bunu yaparken de darbe sevdalısı gibi görünmemeyi başararak şark kurnazlığının dikalasını sergileyebildiler

NTV'deki darbesever gencin söylediği gibi; "darbe resetler". Sırf bunları kapsayacak bir darbe olsa keşke, pişkinliklerini de, vicdan yoksunluklarını da, riyakarlıklarını da resetlese; senden, benden uzak etse. Bence, Ordu Göreve…

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT