Darbecinin darbeciyi tanımadığı gün

07.03.2009 07:30

Yasin Aktay

28 Şubat döneminin G.kurmay Başkanı Org. İ. Hakkı Karadayı, kendisine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla birlikte Taraf Gazetesinde 28 Şubat'la ilgili yayımlanan belgelerden sonra kendisine sorulan sorulara cevap verirken sürecin neredeyse bütün sorumluluğunu dönemin 2. Başkanı Çevik Bir'in üzerine atan bir savunma yolunu benimsemiş. Taha Akyol'a yolladığı mektupta "Ben 'yazarları atacaksınız' diye hiç kimseye emir vermedim. Hiçbir zaman yazarlarla ilgili mevzularla alakadar olmadım, olacak vaktim de yoktu. Önüme gelen basın özetlerini bile okuyacak vaktim olmuyordu" diyerek zımnen bu konudaki bütün suçlamaların adresi olarak kendi emrinde çalışan Bir'i işaret etmiş.

Karadayı bundan bir süre önce de Veli Küçük'ü tanımadığını söylemişti. Ancak Küçük'ü tanımadığını söyleyen sadece o değildi. Yine eski G.kurmay başkanlarından ve kendi görev döneminde "28 Şubat'ın bin yıl süreceğini" söyleyen Hüseyin Kıvrıkoğlu da Küçük'ü tanımazdan gelmişti.

12. yılında 28 Şubat, süreç içindeki rollerini iftiharla oynayanların bile sorumluluğunu üstlenemediği bir "büyük kötülük" olarak temayüz etti. Genç Siviller 28 Şubat için sembolik bir vicdan mahkemesi kurdular, ancak bu mahkemeye iş kalmadan mahkûmiyet süreci neredeyse tamamlanmış bulunuyor.

Bu durum başlıbaşına büyük bir ibret olmalı. Darbe ortamları sonuçta kayıtsız duranları da baştan çıkarıcı, kendine özgü bir hukuk ve meşruiyet aklını devreye sokuyor. Bu öyle bir akıldır ki, toplamda darbenin kendisini de özelde de darbe esnasında işlenen bütün hukuk cinayetlerini de normal davranışlar olarak görmeyi sağlıyor. Darbe süreçleri esnasında akıl başka türlü çalışıyor, mantık başka türlü çalışıyor. O kadar ki, insanlar bu süreç içindeki marifetlerini bile anlatmakta yarışıp hırsızlıklarını ballandıra ballandıra anlatabiliyorlar. Nitekim ortaya çıkan ses kasetlerinde bir tür "hava atma" güdüsünün çok etkili olduğu anlaşılıyor. Belli ki, konuşmaların yapıldığı ortamda bir gün gelip bu eylemlerin bir kabahat olarak değerlendirilebileceği akla bile gelmiyor.

Oysa hem toplamda darbe hem de darbe esnasında yapılan bir çok özel muamelenin her birisi korkunç hukuk ihlalleri olarak normal bir zamanda, hemen ve kaçınılmaz olarak yeniden değerlendirilecek türden eylemlerdir. Darbe süreçlerinin atmosferi içinde tuhaf görünmeyen eylemlerin günahı, hukukun olağan mantığının işlemeye başladığı bir ortamda hiç kimsenin üstlenmeye cesaret edemeyeceği bir kabahat olarak yakalar faillerini.

Bunun için birilerinin intikam duygusu içinde olmasına gerek yoktur. Bugün Ergenekon'u 28 Şubat'a karşı bir rövanş veya intikam olarak göstermeye çalışmak sadece basit ve ucuz bir savunma söylemi olarak değerlendirilmelidir. Sonuçta 28 Şubat sürecinde yaşananların ne kadar büyük bir kabahat olduğunu bugün herkes çok daha net olarak görebiliyorsa, sebebi sadece hukuk aklının görece daha etkili bir biçimde işliyor olmasıdır.

27 Nisan darbe teşebbüsü de, onun hazırlık aşamaları olarak girişilen bir dizi eylem de bugün Ergenekon dava sürecinde hukukun gittikçe hatırlanan merceği altında başka türlü değerlendiriliyor ve tabii ki, bu esnada yapılan ittifaklar, işbirlikleri, hiyerarşik kollamalar ve dayanışmaların hepsi anlamını ve işlevini yitiriyor. Darbe teşebbüsü ile elde edilen ganimetlerin (her türlü haksız çıkarın) paylaşılamaması da darbecileri birbirine düşürebiliyor.

Bu arada 28 Şubat döneminin mağdurlarının bugün belki de o mağduriyetler sayesinde daha da güçlenerek sosyal ve siyasal sahnelerde yer alabiliyor olması 28 Şubat müdahalelerini tabii ki haklılaştırmıyor.

Hele AKP'nin 28 Şubat müdahalelerinin sonucunda ortaya çıkmış olmasını bu partinin bu sürecin bir projesi olduğunu gösterdiğine yormak, sosyal olguların tabiatından hiçbir şey anlamıyor olmayı gerektiriyor. Zira sonuçta 28 Şubat sürecinin en alt tabakasından en üst tabakasına kadar rol alan hiçbir aktörün hayalinde veya niyetinde AKP gibi bir partiyi ortaya çıkarmak olmadığı gibi, aksine o aktörlerin son dakikaya kadar böyle bir oluşumun önünü kesmek için canla başla çalışıyor olduklarını bugün çok daha iyi anlıyoruz. Ergenekon dava süreciyle birlikte ortaya çıkan sosyal ilişkiler ağında dolaşımda bulunan söylemlerin basit bir analizi bile bu durumu net bir biçimde ortaya koyuyor.

Kısacası, sosyal eylemler sıklıkla amaçlanan sonuçların tam tersi durumlara yol açar ve suçlunun suçluyu, darbecinin darbeciyi tanımadığı gün er veya geç gelir.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim