1. YAZARLAR

  2. Yusuf Çağlayan

  3. Darbecilik siyasî ve ideolojik bir sapkınlık -2
Yusuf Çağlayan

Yusuf Çağlayan

Yazarın Tüm Yazıları >

Darbecilik siyasî ve ideolojik bir sapkınlık -2

A+A-

Darbeleri meşrulaştırmak için geçmişte yapılan provokasyonları, anarşi ve terörün darbe şartlarını olgunlaştırma aracı olarak nasıl kullanıldığını, bizzat darbecilerin medyaya yansıyan itiraflarından, ses kasetlerinden öğrendik.

O dönemlerde toplumun sosyo-kültürel yapısı ve uluslararası konjonktür bu tür provokasyonlara elverişli bulunuyordu. Ancak 28 Şubat, baltayı taşa vurmuştur. Öncelikle, darbecilerin TSK içinde BÇG gibi kurumsal hiyerarşi dışında bir yapılanmaya gitmesi, darbede kurumsal hiyerarşinin kullanılamadığının açık bir göstergesidir. Bu sebeple darbeciler BÇG yapılanmasını açıkça tasvip etmeyen unsurları irtica suçlaması ile geniş bir tasfiyeye tabi tutmuştur. Bu tasfiye, TSK'ya karşı yapılan provokasyonlarla gerçekleştirilmiştir. Tasfiye edilenlerle birlikte, tasfiye edilmekten çekinip kendiliğinden emekli olanlar da düşünülürse, büyük bir TSK kitlesi sine-i millete dönmüştür. Böylece, darbecilerin artık milleti ve değerler sistemini hedef alma noktasına geldikleri açıklık kazanmıştır. TSK'nın toplumun değerler sistemine kurumsal bakış açısı, darbecilerin tekelinde değildir. Bunun en büyük delili de bizzat TSK'dan tasfiye edilen subay astsubaydır. Dahası, rütbeli personel de milletten soyutlanamaz. Er faktörü ise zaten milletin bizatihi kendisidir. Kısaca, TSK'nın inanç ve kültürel yapısı, doğal olarak kaynağı olan milletimizin temel değerlerinin bir yansımasından ibarettir. Bu yapıyı değiştiremezsiniz. Dolayısıyla artık bu yapıyı darbeci entrikalarla, millî iradeye ve temsil ettiği değerlere karşı kullanmak da mümkün olmayacaktır. Toplumu güvenlik öncelikli bir yapıda tutarak, yapay güvenlik olayları tertipleyerek darbe ortamı hazırlayanların maskesi düşmüştür. Toplum, iç entegrasyonu tahrip eden, toplumu çeşitli alt kimlikler temelinde farklı dayanışma gruplarına bölüp karşı karşıya getiren darbecileri tanımaktadır. Bizatihi darbeci mantalitenin tasarlanmış bir dış provokasyon olduğu ortaya çıkmıştır. Toplum, kendi öz değerlerine yaslanmış ve tüm alt kimlikleri nötralize eden ortak bir uzlaşma ve dayanışma kültürünü inşa etmiştir. Toplum, demokrasiye ve temel insan haklarına sahip çıkan bir anlayışa sahiptir. Toplumsal barışı ve toplumsal kalkınmayı sağlayacak gerçek kültürel ve bilimsel değerleri kavramıştır. Toplum, bölünmez bütünlüğümüzü, iç ve dış güvenliğimizi temin edecek bir dayanışma kültürüne sahip bulunmakta ve bu dayanışma kültürünü politik sürecin hizmetine koymak istemektedir. İşte, toplumun dayanışma kültürüne karşı ideolojik bir saplantı içinde olan darbeci çevreler, doğrudan toplumun bu kimlik değerlerini hedef alan bir darbenin imkânsızlığını artık idrak etmişlerdir.

Normal hiyerarşinin dışında BÇG adı altında hiyerarşik bir örgütlenmenin gerçekleştirildiği dönemleri herkes biliyor. 28 Şubat, TSK'nın değil, BÇG'nin eseridir. Çünkü BÇG, kurumsal değil, darbecilerin şahsına bağlı bir yapılanmadır. 28 Şubat, bir avuç darbecinin önce TSK'ya, daha sonra da bürokrasiye ve tüm topluma dayattığı bir süreçtir. Zaman zaman hiyerarşi dışı açıklamalar yapıldığı, normal hiyerarşinin en üstünde bulunan komutanlarca, "bizim bilgimiz dahilindedir" şeklinde bir açıklama ile hiyerarşideki bozulmanın üstünün örtülmeye çalışıldığı dönemleri biliyoruz. Bu dönemlerde TSK'daki kurumsal hiyerarşi, büyük zarar görmüştür. TSK'nın siyasallaşması, en başta TSK hiyerarşisini tahrip edecektir.

Yeni strateji: Ergenekon yapılanması

Merkezden BÇG adına gelen çok çok alt rütbedeki kişiler ile taşradaki üst rütbedeki bir birlik komutanı arasında kurumsal hiyerarşiyi tepetaklak eden ilişkiler yaşanmıştır. CÇG yapılanması da TSK'yı siyasallaştıran bir yapılanma idi. Ancak Ergenekon ve Encümen-i Daniş türü yapılanmalar, daha da ileri gitme, emekli olup sivil statüye geçmiş generallere, TSK unsurları üzerinde hiyerarşik bir konum sağlama riskini taşımaktadır. Böyle bir durumu ne milletin ne de TSK'nın kabullenmesi mümkün değildir. Artık darbecilik, TSK bünyesinde, toplum bünyesinde ve uluslararası toplumda dayanak bulamayacak kadar iflas sürecine girmiştir ve 28 Şubat süreci de bu iflasın başlangıcı olmuştur.

Darbecilerin temel stratejisi, toplumu "güvenlik öncelikli" bir toplum haline getirmek ve bu özellikte tutmaktır. Çünkü darbe için çıkış kapısı, müdahaleyi kaçınılmaz kılacak durumun vaki olmasıdır. Vazife, bu durumdan çıkarılacaktır. Çünkü darbecileri göreve ancak güvenlik öncelikli bir toplum mantalitesi çağırabilir. Devlet gücünün bir darbe ile ele geçirilmesinde en elverişli meşrulaştırma aracı, bu toplumsal mantalitedir. 28 Şubat sürecinde eksikliği hissedilen şey, işte tam da bu mantalitedir. Sadece bir avuç çıkar ve banka soyguncusunun yaygarası, 28 Şubat'ı meşrulaştırmaya yetmemiştir. Darbenin toplum desteğine dayandığı intibaının oluşturulması ve buna yaslanarak müdahale yapılabilmesi için, paralel bir sivil toplum oluşturulması zaruri hale gelmiştir. Amaç, sivil muhafazakâr millî iradeye karşı, sivil karşıt bir kesim oluşturmak... Durumdan vazife çıkarıldığı anlarda bu kitleyi kullanarak, darbenin meşruiyetini iddia edebilmektir.

Bu şekilde strateji değiştiren darbeciler, özellikle emekli olarak sivilleşmiş(!) olan askerlerin önayak olduğu bir sivil örgütlenme başlatmıştır. Bir kısım emekli askerler, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında öncü görevler üstlenerek, basında, açıkoturumlarda ön plana çıkarak, toplumu laik-antilaik kutuplaşmasına sürükleyecek bir psikolojik harp başlatmışlardır. İşte Cumhuriyet mitingleri bu amaçla tertiplenmiştir. Geçmişte de darbe destekçisi olan bazı sivil toplum unsurlarını bütünleştirmek ve aktive etmek amacıyla Danıştay baskını, yandaş medya organlarına bomba atma gibi çeşitli provokasyonlar gerçekleştirmişlerdir. Benzer provokasyonlar gerçekleştirmek ve müdahaleyi meşru kılacak kaos ortamını hazırlayacak unsurlarca kullanılmak üzere TSK envanterine kayıtlı olduğu belirlenen askerî malzemeleri, askerî güvenlik sistemini aşarak açık araziye taşıyabilmişlerdir. 'İrtica mı, modern ve çağdaş cumhuriyet mi' şeklinde bir seçenek dayatması ile devlet kurumlarını veya içindeki birtakım unsurları da kendi yanlarına çekmeye çalışmaktadırlar. Amaçları ise devleti ve kurumlarını, toplumsal iradenin örgütlenmesi olan ve topluma hizmet eden yapılar olmaktan çıkarıp millî iradeye karşı kullanılan bir oligarşik elit örgütüne dönüştürmektir. Ergenekon davası, ülkemiz için tarihî bir dönüm noktası olacaktır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT