1. YAZARLAR

  2. Yusuf Çağlayan

  3. Darbecilik siyasî ve ideolojik bir sapkınlık -1
Yusuf Çağlayan

Yusuf Çağlayan

Yazarın Tüm Yazıları >

Darbecilik siyasî ve ideolojik bir sapkınlık -1

A+A-

Darbecilik, ideolojik ve siyasî bir sapkınlıktır. Sapkın düşünceler, birtakım düşünce kalıplarını mutlaklaştırma, takıntı haline getirme sebebiyle, bu düşünceleri sabit doğru kabul ederek, her şeyi bu düşüncelere nispeten anlamlandırma ya da algılamadır.

Böyle bir algı, doğal olarak bu düşünceye uymayanlara müdahale hakkını meşru görmeye kaynaklık edecektir. Çünkü, eğer gerçeklik ile bizim ona ilişkin algı ve tasavvurlarımızın aynı olmadığını idrak edemezsek, görece olan algılarımızı sadece kendi kendimizin aşamadığı yasalar haline getirmekle yetinmez, farklı görüşlere, farklı düşüncelere, farklı inançlara saygı duymak için bir neden göremez hale de geliriz. Daha da ileri giderek, milletin inanç ve kültürel değerler sistemini tehdit olarak algılayabiliriz. Hatta, zaman zaman durumdan vazife çıkarıp bu mutlaklaştırdığımız görece doğrularımızı, milletin iyiliği için(!) ona dayatmayı modern ve çağdaş bir insanlık vazifesi haline getirebiliriz. Bir de kontrolümüzde hiyerarşi zinciri ile bize bağlanmış silahlı bir güç var ve bu gücü, kendi mutlak doğrularımızı gerçekleştirmeye tahsis edebilirsek ne âlâ... İşte darbecilerin belli periyotlarla geçirdikleri darbe nöbetlerinin altında böyle bir sapkınlık bulunmaktadır.

Toplumlarda merkez ile muhit, birbirine bağlı olarak şekillenir. Eğer toplumun merkezinde bir şahıs, bir zümre, bir ideoloji, bir ırk, bir töre, bir diktatör, bir ruhban var ise o toplumda muhit de, yani kurumlar da, devlet otoritesi de bunlara göre şekillenecek, işlev kazanacaktır. Millet ve adalet ikinci plana düşecektir. Tek liderli, tek partili toplumlarda hakikat algısı, o tek liderin, tek partinin algısı kadar olacaktır. Tüm sistem, o tek lider veya partinin otoritesini kuran ve koruyan normlardan oluşacak, kurumlar bunu takviye eden bir yapı kazanacaktır. Bu yapı ile çelişen kişi, davranış, düşünce, yenilikler vs. dışlanacak, hatta ezilecektir. İç güvenlik algısı da buna göre şekillenecektir. En önemli kurumlar, bu yapıya göre işlev kazanacak, yani göreceleşecektir... Çünkü, her iktidar sahibi şahıs veya zümreler, yasaları, ideolojiyi, inançları, kurumları kendi otoritesine güç veren bir formata sokar. Bütün gücünü, bu formatı korumaya tahsis eder. Değişim imkânsız hale gelir. Çünkü, millî iradeye göre şekillenmeyen yapılar, insan bedeninin hastalıklara karşı korunma sistemleri geliştirmesi gibi, değişime karşı korunma sistemleri geliştirirler. Ülkemizde uzun yıllar yaşadığımız darbelerin temelinde bir avuç kendi ideolojisini mutlaklaştırmış ve devleti ve kurumlarını da bu ideolojiye göre şekillendirmek isteyen kişilikler vardır. Darbeciler(e) göre şekillenmiş bir sisteme, millete ve onun gücünün örgütlenmesine dayalı millî bir sistem diyebilir miyiz? Diyemeyiz... Çünkü, bu sistem milletin hak ve çıkarlarını koruma işlevine sahip değildir. Adalet işlevine sahip olmayacaktır. Çünkü, yargı kurumunun göreceleşmesi, adaleti ortadan kaldırır. Toplumun hizmetinden çıkmış, topluma tahakküm eden bir sistemin bekçiliği de ancak darbecilere yaptırılabilir. ... Darbeciler, kendilerine durumdan vazife çıkarma yetki ve fırsatı veren bu sistemi kutsallaştırmışlardır.

Tek partili uzun bir dönemden geçen ülkemizde, belli bir kalıba dökülmüş bürokratik zihniyet, çok partili dönemde millet iradesinin yansımalarını yadırgamış ve derhal Cumhuriyet'e karşı bir oluşum olarak tanımlamıştır. Devleti rejime, halkı da rejimin güvenliğini tehdit eden bir varlığa indirgeyen resmî ideoloji, millî iradeyi tehdit olarak algılamaya yol açan sakat bir iç güvenlik kültürü üretmiştir. Resmî ideolojinin şekillendirdiği bu iç güvenlik kültürü, giderek bir darbe kültürüne dönüşmüştür.

Bir ülkenin toplumsal barışı, toplumsal kalkınması, millî savunması, o ülkede tüm toplumu kuşatan bir dayanışma kültüründen beslenir. Devletlerin gücü, halktaki bu dayanışmayı temsil etmelerinden kaynaklanır. Halktaki bu dayanışmanın organizasyonu devlet olarak somutlaşır. Dayanışma kültürü suni olarak oluşturulamaz. Başka toplumlardan da aktarılamaz. Her toplumun dayanışma kültürü kendine hastır. Devletlerin kurulması ve çöküşü, yapılanmasını bu dayanışma kültürüyle temellendirme başarısı ile alakalıdır. Bugün ülkemizde bir dayanışma kültürü var mıdır? Vardır, hem de en yıkıcı darbelere rağmen ayakta kalabilmiş ve toplum katmanlarının ortak paydası haline gelmiş çok güçlü ve dinamik bir dayanışma kültürü vardır. Devlet de, kurumlar da bu dayanışma kültürünün eserleridir. TSK da varlığını ve gücünü bu dayanışmadan alır. Sorun, bu dayanışma kültürünü iç tehdit olarak algılayan darbeci zihniyettir. İşlevi ise toplumun dayanışma kültürünü devre dışı tutmak... Ancak darbecilerin bu dayanışma kültürü ile barışık olmayışları, sistemin enerji santrali olan bu kültür ile bağlantıyı koparmakta işlevsiz kılmaktadır. Şaşkınlığın böylesini açıklamak mümkün değil. Bir toplumun değerler sisteminin devre dışı kalması hangi akla, kime hizmet eder? Yaşadığımız had safhadaki iç entegrasyon sorunları bundan kaynaklanmıyor mu? Kısaca, toplumdaki parçalanmaların müsebbibi, durumdan vazife çıkaran darbecilerdir. Milletimizi Türk ulusalcılığı ile Kürt ulusalcılığı kıskacına sıkıştıran Ergenekon ve PKK yapılanmaları bunların eseridir.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT