Darbecilik neden askerî bir suç değildir?

16.07.2008 03:33

Mustafa Şentop

Ergenekon iddianamesi bütün olarak kamuoyuna açıklanmadığı için tartışmalar farklı boyutlarda sürdürülmektedir. Soruşturma sürecinde bütün gizlilik kararlarına rağmen "sızan" bilgilerin ve bu bilgiler çerçevesinde ortaya konan yorumların doğruluğu ancak iddianame tam olarak ortaya çıkınca anlaşılacaktır.

Kanaatimizce ortada dolaşan bilgi ve değerlendirmelerin çok önemli bir kısmı sürecin önünü kesmeye veya istikameti saptırmaya yönelik gayretlerle gerçekleştirilmektedir. İddianamenin çok uzun bir sürede hazırlanmış olması hususundaki eleştiriler, bizce biraz erken bir şekilde davanın açılmasına yol açmıştır. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı, konu itibarıyla da en zor davasında soruşturmanın uzun sürmesini tabii karşılamak lazımdır.

İddianamenin mahkemeye verilmesinden itibaren iki önemli konu tartışılmaktadır. Bu iki konunun, soruşturmanın davanın selameti bakımından doğru bir şekilde ele alınması ve davanın akıbetini etkilemesine izin verilmemesi gerekir. Birinci konu, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Sayın Örnek'e ait "darbe günlükleri"nin iddianamede yer almaması konusudur. Bu konu etrafında yürütülen tartışmada, ya günlüklerin delil olma vasfı bakımından zayıflığı ya da günlüklerin iddianameye dâhil edilmesi halinde askerî yargının görevli olacağı hususları öne çıkartılmaktadır. İddianame hakkında verilen resmi bilgiler esas alındığında, davanın darbe planlarıyla ilgili olmadığı, bir darbenin altyapısını hazırlamaya yönelik faaliyetleri amaçlayan bir terör örgütü ile ilgili olduğu görülmektedir. Zaten, başlangıcından itibaren yürütülen soruşturma bu çerçeveye oturtulmuştu. Darbe günlüklerinin iddianamede yer almamasını bu bakımdan tabii karşılamak gerekir. Ancak, bu soruşturma dışında, adli yargının darbe günlükleri çerçevesinde yeni bir soruşturma başlatması ve bu konudaki tartışmaları ayrı bir dava konusu yapması gerekmektedir. Türkiye, asıl darbe davasını beklemektedir. Aslında, günlüklerin Nokta dergisinde yayımlanmasından hemen sonra böyle bir soruşturmanın başlatılması gerekirdi, bu olmamıştır, yapılamamıştır. Darbe teşebbüslerinin soruşturulması bir yana, herhangi bir muvazzaf subayın isminin bile geçtiği soruşturmaların nasıl sonuçlandığını hepimiz biliyoruz. İddianamesi hazırlanan Ergenekon soruşturmasında görev yapan savcıları ve hâkimleri takdir etmemek mümkün değildir.

İkinci önemli konu askerî yargının yetkisi ile ilgilidir. Mevcut iddianamenin içerdiği konular veya darbe günlükleri çerçevesinde açılacak ve yürütülecek soruşturma askerî yargının görev alanı içinde değildir. Aksine dair iddiaların hukuki süreci akamete uğratmayı hedeflediğini düşünüyoruz. Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 9. maddesi açık bir şekilde, askerî yargının görev alanını belirlemektedir. Buna göre, bir şahsın sadece (muvazzaf) asker olması askerî yargıda yargılanmasını gerektirmemektedir. Asker kişinin, a) askerî suçları, b) asker kişiler aleyhine işledikleri suçlar, c) askerî mahallerde işledikleri suçlar, d) askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlar askerî yargının görev alanına girmektedir. Darbe günlüklerinden hareketle suçlanan emekli generallerin işledikleri fiiller, askerî suç olarak nitelendirilemeyeceği gibi, askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili suçlardan da sayılamaz. Söz konusu kanunun 12. maddesi müşterek suçları düzenlerken, askerî yargının yetkisini sadece Askeri Ceza Kanunu'nda düzenlenen askerî suçlara münhasır kılmaktadır. 17. maddede de askerî mahkemenin yetkisi "askerî suç" veya "askerî bir suça bağlı suç" kavramlarıyla sınırlandırılmaktadır. Bir bütün olarak baktığımızda, "darbe suçu"nun askerî bir suç olarak kabulü mümkün olmadığı için, asker kişilerin gerek muvazzaf iken gerekse emekliliklerindeki fiilleri dolayısıyla askerî yargıda yargılanmaları mümkün değildir. Mevcut iddianame çerçevesinde, sadece emeklilik dönemlerine dair fiiller söz konusu olduğundan, zaten askerî yargının görev alanından bahsedilemez. Darbe günlükleri çerçevesinde açılacak yeni bir soruşturmanın da, sadece muvazzaflık döneminde işlenmiş birtakım fiilleri ihtiva etmesinden dolayı askerî yargının görev alanında kabulü mümkün değildir; bu fiiller muvazzaflar tarafından da işlenmiş olsa askerî suç veya görevle ilgili bir suç olarak değerlendirilemeyeceğinden askerî yargıya havale edilemez. Genelkurmay Savcılığı tarafından bazı bilgi ve belgelerin talep edilmesi, şüphelilerin askerî suçlar bakımından da soruşturulmasını sağlamaya yönelik olmalıdır. Basına yansıdığı kadarıyla, ortadaki birçok suçtan bazılarının askerî suç niteliğinde olduğunu tahmin edebiliriz. Askerî savcılık bu yönden bir soruşturma yapabilecektir.

İddianame sadece bir başlangıç olmalıdır. Türkiye, darbe teşebbüsleriyle ve darbelerle hukuk sistemi içinde hesaplaşmak zorundadır. Bu bakımdan, savcılarımızın desteklenmesi ve yetkilerinin arttırılması gerekmektedir. Hepsinden önemlisi, 12 Eylül askerî darbesini yapanları hukuk karşısında himaye eden Anayasa'nın geçici 15. maddesi derhal yürürlükten kaldırılmalıdır. Bu madde, darbenin üzerinden 28 yıl geçtiği halde bir utanç vesikası olarak Anayasa'da varlığını koruyabilmektedir. Anayasal düzene karşı tehditlerle mücadele etmek sadece savcıların görevi değildir; siyasetçiler de üzerine düşen görevleri yerine getirmelidirler. Anayasa'nın geçici 15. maddesi yürürlükteyken Türkiye'de darbelerle etkin bir mücadele yapılamaz.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim