Darbecilerin yoğrulabilir hamur hayali

18.09.2014 15:12

Etyen Mahçupyan

Siyaset gözlemcilerinin büyük çoğunluğu AKP olgusunu anlamlandırmakta hala zorluk çekiyor. Bunun halk ihtilali özellikleri gösteren bir sosyal transformasyon olduğunu kavrayamıyorlar. Yaşanan tarihsel bir tepki ve tarihin ‘karanlığına’ gömüleceği umulan bir kimliğin tepkisi… Dolayısıyla sosyokültürel anlamda ‘çeperin’ merkeze karşı gelmesi, merkeze yürümesi, onu ele geçirmesi ve kendi değer sistemi üzerinden yeniden inşa etme iradesini ifade ediyor. Eğer AKP ortaya çıkmasa ve bu enerjiyi taşımasaydı, muhtemelen bugün yaşanmakta olan kabuk değişimi de gerçekleşmeyecekti. Ama yükselen büyük dalgayı yakalayan maharetli bir sörfçü gibi, AKP de Türkiye’deki potansiyeli kuşattı, yeni toplumsal heves ve tercihleri siyasete taşıdı. Partinin esnek, dinamik ve her an yeniden kurgulanabilir nitelikte tutulması, tabanın dinamizminin bir siyasi muhatap bulmasını sağladı. Aksi halde yüzde elliyi bulan ve eğer daha ‘sakin’ bir yönetim tarzı mümkün olabilseydi, şimdiden yüzde altmışı da görebilecek olan bir iktidar üretilemezdi. 

Bu maceranın kritik noktası Türkiye’deki reform ve dönüşüm enerjisinin tarihsel, sosyolojik ve geniş anlamda konjonktürel olduğudur. Modernliğin son demlerinde ortaya çıkan eleştirel bakışı ve küreselleşmenin standardize ettiği özgürlük ve hak normlarını göz ardı edersek, İslami duyarlılığa sahip çeperin tarihi anlam taşıyan bu ‘kalkışmasını’ da anlayamayız. AKP bu değişimin sonuçlarından biri… Ancak en güçlüsü ve bir noktadan sonra muhakkak ki en belirleyicisi... Türkiye gibi siyasetin devlet tarafından kurumsal ve ideolojik anlamda rehin alındığı bir ülkede, çeperden gelen bir siyasi partinin adım adım devlete diz çöktürmesinin halk nezdindeki karşılığının paha biçilmez olacağını teslim etmek lazım. Ne var ki AKP de gerçeğin iki yönü olduğunu bilerek davrandı. Erdoğan’ın belki de en büyük basireti budur. AKP hiçbir zaman dönüşümün asıl öznesi olduğunu iddia etmedi. Mütevazı oldu… Toplumu bütün karmaşık yapısına rağmen takip etmeye çalıştı. Ve bunu becerebildiği ölçüde tabanın güvenine mazhar olarak, onu etkileme ve yönlendirme imkanını elde etti. 
Burada büyük ölçüde basitleştirdiğimiz söz konusu karmaşık olguyu anlamakta zorlananlar ise sosyolojiyi siyasetle, siyaseti partiyle, partiyi ise lideriyle ikame ettiler. Böylece ortaya bir fars çıktı. Her şeyin sorumlusu Tayyip Erdoğan’dı… O söylüyor diğerleri itaat ediyor, taban ise zaten körü körüne onun peşinden gidiyordu. 
Bu anlamama ve tıkanma hali 2013 yılının başlarında bir ‘idrak’ ile birleşti… Asker etkisizdi, yargıdaki direncin uzun süre devam etmesi mümkün gözükmüyordu, Kürt meselesinin çözümü ile birlikte demokrasi ve ekonomi alanında bir eşik daha atlanması kaçınılmazdı, Ortadoğu’daki gelişmeler bu iktidarı Batı için kaçınılmaz ve vazgeçilemez bir partner kılmaktaydı. AKP ise yeni anayasa ve muhtemelen başkanlık sistemi ile birlikte Türkiye’yi yeni bir evreye taşımaya hazırlanıyordu. Öte yandan Cumhuriyet tarihine nesnel bir bakış, eski Kemalist düzenin bittiğini söylüyordu. Yeniyi kuracak olan tek aday AKP idi ve bunun en az on, belki yirmi yıl daha AKP iktidarını ima ettiği belliydi. Bu idrakle bakıldığında 2014 ve 15’teki üç seçimin hayati önemde olduğunu kavramak zor olmadı. Dahası içlerinde en kritik olanın birincisi, yani yerel seçim olduğu da açıktı. Çünkü zaten yerel seçimler AKP’nin oyunun en düşük olduğu seçimlerdi. Ayrıca birinci seçimi aldığı takdirde AKP’nin ikinci ve üçüncüyü çok daha kolaylıkla kazanacağını öngörmek hiç de zor değildi. 
Kısacası eğer yirmi yıllık bir AKP iktidarı istenmiyorsa, 2014 yerel seçimleri öncesinde yıkıcı darbenin vurulması gerekiyordu. Gezi olaylarının henüz birinci haftası dolamadan metamorfoz geçirmesinin temel nedeni buydu. Hükümet olayı yönetemedi, polis hâlâ bilinmeyen bir nedenle kışkırtıcı davrandı ama laik burjuvazinin ‘siyaset dışı’ aktörleri ve ‘siyasi’ kalemleri de muhtemel bir darbe beklentisinin cazibesine kapılmakta tereddüt etmediler. 
Buradan istenen netice çıkmayınca 30 Mart öncesinde bir hamle beklenmeye başlandı. Ama artık hükümet de bunu bekliyordu ve dershaneleri kapatma adımıyla o hamlenin öne çekilmesini zorunlu kıldı. 17 ve 25 Aralık operasyonu içi boş dosyalara dayanmıyordu… Ancak hedefi hükümetin düşürülmesi, Erdoğan’ın siyaset dışına itilmesi ve AKP’nin dışarıdan ‘yoğrulabilir bir hamura’ dönüşmesinin sağlanmasıydı. 
Başarılı olmadı, çünkü yapanlar toplumdaki enerjiyi ve iradeyi anlamadılar. Karşılarında yeni bir sosyolojik gerçeklik olduğunu göremediler.

AKŞAM

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim