1. YAZARLAR

  2. SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

  3. ’Darbeci’lere darbe vurmaya, milletçe hazır olunmalı!
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Yazarın Tüm Yazıları >

’Darbeci’lere darbe vurmaya, milletçe hazır olunmalı!

A+A-

*Pazarları, okuyucu yazışmalarından derlemelere ayırdığım bir ’Hasbihal’e daha, selâmla..

-Naile Pesmezoğlu yazıyor: ’Hukuk düzeninin askıya alınabileceği, askerî darbelerin haklı olabileceği’ gibi ihtilal çığırtkanlıkları yapan em. generaller, o şirretliklerini bu milletin parasıyla sürdürmüyorlar mı? Bunlara göz mü yumacak ve sessiz mi kalacağız?’

*AK Parti ve MHP, örtü yasağı konusundaki işbirliğinden dolayı tehdide mâruz kaldıklarına göre, eski darbecilerin yargılanması yolunda da âcilen bir kanun çıkarmalıdırlar. Sona kalan, donakalır.. Darbecileri cezalandırmayıp, bir de baştâcı eden bir ’modern devlet’ olur mu?

Millet de kendi hukuk ve haysiyetini korumak için, darbecilere karşı hazırlıklı olmalıdır!

-Atilla Tunahanoğlu, (tevhidhaber.com) sitesinde soruyor:  ’Erdoğan'ın Almanya gezisi üzerine tarafgirce yazdıklarınızı hayretle okudum. Türkçe konusunda Almanya’da öyle konuşan bir Erdoğan’ın 'kürdçe’ sözkonusu olunca, nasıl düşündüğünü de yazmanız gerekir..’ 

*O yazdıklarım, bir övgü değil, bir durum tesbiti’ yazısıdır.. Geçmişte, hiç bir TC. Başbakanı, Almanya’ya gelişi ve hele de dönüşünde, Alman kamuoyunu bu derece meşgul etmemiş, tartışılmamış.. Çünkü, hemen herbirisi, ‘bir şeyler dilenen kimseler’ gibi ezik gelmişler.. Erdoğan öyle davranmadığı için, almanlar âdetâ şoke oldular.. Hani laikler, başı örtülü hanımlara ‘temizlikçi’ gözüyle baktıklarında, hiç rahatsız olmazken; karşılarına, tahsilli hanımların, sosyal hayata kendi iradelerine göre yön vermek azmi içinde, (Baykal’ın itirafıyla)sosyal hayatta meydan okur gibi çıkmaları’na karşı çıkıyorlar ya; Erdoğan’ın Almanya’dan aldığı tepki de aynen öyle.. Üstelik, benim o konuda, Alman medyasından aktardıklarım, bir küçük katre mesâbesindedir.. Bu sütunda, doğru olduğuna inandıklarımı okuyucuyla paylaşmaya çalışıyorum. Tayyîb Bey’in kendi ülkesinde ve türkçeden başka anadillerle ilgili olarak yaklaşımını da eleştirmişimdir. Öyle bir yanlış, onun doğrularını da götürür mü, bilmem.. Yanlış yapmamaktan sadece o değil, hepimiz de sorumluyuz..

-Cabral (haksoz net) sitesinden yazıyor:  ’Almanya’da Tayyîb Tsunamisi’ konulu yazınızda değindiğiniz ve Erdoğan’ın sözünü ettiği, ’Türkiye’de almanca eğitim yapan okullar’da bildiğim kadarıyla, türk öğrenciler okuyor..  Almanya’da açılmasını istediği türkçe eğitim veren okullarda da, türkler okuyacak.. Burada bir benzersizlik sözkonusu değil mi?’ 

*Erdoğan’ın sözünü ettiği, Türkiye’de almanca eğitim veren mevcud okullar değil, almanca öğretim yapması düşünülen 2 üniversite projesi.. İngilizce öğretim veren ODTÜ ve Boğaziçi Üni.ler gibi.. O, Almanya’da da, türkçe öğretim yapan üniversiteler açılmasını teklif ediyor..

-Karatekin@...) yazıyor: ’B. Orakoğlu’nun son kitabı, enteresan şeylerden bahsetmekte..’

*İstihbaratçılar, bizim bilmediğimiz alanlarda dolaştıkları için, istedikleri gibi at koştururlar. İddiaları doğru çıkmazsa, ’Bizim istihbaratımız o yönde idi..’ deyip geçme imkanları vardır.. Bu bakımdan, teennî ve şüphe ile bakmak gerekir.. Kaldı ki, ’istihbaratçılık’la komploculuk çok kere, kolkoladır. İstanbul’da, gayrimuslimlere aid ’işyeri, fabrika, dernek, mabed, ev..’  gibi nice yerleri yakıp yıkan ve ancak ’Örfî  İdare’ ilanıyla önlenebilen ’6-7 Eylûl 1955’deki büyük karışıklıkların, MİT’in bir uyduruk haberi yayınlatma ’provokasyon’uyla tezgahlandığının, hadiseden 40 küsur yıl sonra resmen itiraf olunduğunu hatırlayalım.

-Ali Er yazıyor: ’Şimdiye kadar Sûdan Devlet Başkanı Ömer el’Beşîr hakkında pek olumsuz birşey duymamıştım. İlk siz, ondan, ’Sudan’ın başına tebelleş olmuş kişi’ olarak söz ettiniz.  Bizim camianın yayınlarında, bu zat hiç bu şekilde tavsif edilmezdi.. Biz mi yanlış biliyoruz? Kezâ, El’Beşir yönetimi B.Amerika tarafından da ambargo uygulamasına da mâruz kalırken..

*General El’Beşîr, müslüman Sûdan halkının iradesiyle iktidara gelen Sâdık el’Mehdî gibi bir müslüman lideri, (ilginçtir; El’Mehdî’nin eniştesi olan Hasan Turabî’nin de desteğiyle) 1989’da askerî darbe ile deviren ve Baas ideolojisine bağlı birisiydi. O, ilk başta Saddam’ın Sûdan şubesi gibiydi.. Ama, 1991-Körfez Savaşı sırasında, Saddam’dan uzaklaşmak gereği duydu. Diktatörlüğü 19 senedir sürüyor. Turabî’yi de saf dışı etti, sonunda..

İktidarı için, İslam’ı bir çeşni olarak kullanan bir darbeci.. Bir müslüman halkın başına kılıç, servet veya entrikayla gelip, onları yatıştırmak için, İslam’ı bir kullanan hiç kimseye sempati ile bakamayız, herhalde.. O, Darfur’da işlenen korkunç cinayetleri bile Türkiye’de te’vil etmeye çalıştı.. Elbette, ’kan akıttık..’ diyecek değildi ya.. Amerikan ambargosuna mâruz kalmasına gelince.. ’Düşmanımın düşmanı, dostumdur.’ ölçüsü adâletin ölçüsü değildir..

-Bayram Güneş yazıyor: ’6 Şubat tarihli, ’Adalet neşteri’ konulu yazınız üzerine yazıyorum. Medyadan takip edebildiğim kadarıyla, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına muhalefet edenlerin temel dayanağı; ’dinden kaynaklanan bir olgunun, laikliği benimsemiş bir devlet yapısı içinde herhangi bir şekilde belirleyici olamayacağı’ üzerinedir. Ben bugüne kadar hiçbir kesimin, Kurban ve Ramazan bayramlarında kamu kurumlarının, okulların tatil edilmesine muhalefet ettiğine rastlamadım. Onların bu tutarsızlık ve çelişkilerine ne demeli?’

-Ertuğrul Çaylar yazıyor: ’5 Şubat tarihli yazınızda, başörtüsü karşıtlığının altında ‘ateist düşünce’ olduğunu yazdınız, katılıyorum.. Böyleyken, müslüman halkımıza, Cumhuriyet düşmanı diye iftiralar ediliyor.. Sanki Cumhuriyet, bu işbirlikçileri için varmış gibi..’

-Mucahid_5@........) yazıyor: ’Başörtüsü yasağı’nı kaldıracak çalışmalar yapılırken, bunun ’ılımlı İslam’ uygulaması olduğu gündeme getiriliyor.. O zaman buna karşı mı çıkmalıyız?’

*Bir şeyin özünün bir hakka dayanıp dayanmadığı hususudur, asıl ölçü alınması gereken.. 

-İsmail Çoktan yazıyor : ’Başörtülüleri şikayet etmek için, ’Taife-i laicus’un bir mezara gidip bir ölüden meded ummaları; ’ölülerden meded ummak komikliğine vesile oluyor’ diye, tekke ve zâviyeleri kapatan zihniyetin tutarsızlığının daniskası değil midir?’

-Ahmet Bozkurt yazıyor: ’Müslümanların Kitâb ve Sünnet’ üzerine ittifakı farz olup, istediği metodu uygulama muhayyerliği yoktur. Nitekim, Resul (S)’ de, ’güneşi bir elime, ay'ı da diğer elime verseniz, ben bu dâvadan yine vazgeçmem..’ dememiş midir?’

*Sanırım Kitâb ve Sünnet üzerinde ittifak ile, Kitâb ve Sünnet’in metoduları aynı manaya gelmez.. Müslümanlar, içinde bulundukları durumlara göre, Kitâb ve Sünnet’ten buldukları delillere göre, kendi durumlarına uygun bir çıkış yolu ararken, farklı metod uygulayabilirler.. Bu farklılaşma, Kitâb ve Sünnet üzerinde ihtilaf etmek değil, yorum farkıdır.. Nitekim, Resul-i Ekrem (S) de, farklı mekan, zaman ve şartlarda farklı uygulamalar yapmıştır.

-Serhat .... Bursa’dan yazıyor: ‘Sadece başörtüsü yasağı değil, binlerce haram düzenleme daha var. O uygulayıcıları Meclis’e zorla gönderen yok.. ‘Biz zayıf idik; üzerimize hâkim idiler; o yüzden onlara uyduk..’ gibi mazeretlerin kabul edilmiyeceğini bilmezler mi?’

*Bu söylediklerinize uygun ve pratik olarak uygulama kabiliyeti olan bir metodunuz varsa, onu da yazsaydınız.. Birileri, milleti rahatlatmak için, bu yasakları kaldırmaya çalışıyor diye de mi sorumlu olacak? Bazı âyetleri ve hadis rivayetlerini zikredip, pratik/ tatbik kabiliyeti olan çözümler öneremezsek, sadece ’beyin jimnastiği’  yapıyor durumuna düşmez miyiz?

YAZIYA YORUM KAT