Darbe(ci)ler İthal Değil, Yerli Malıdır

22.11.2010 16:30

KENAN ALPAY

28 Şubat darbe süreci ile tırmandırılan, 27 Nisan e-muhtırası ve Cumhuriyet Mitingleri ile hız verilen “Topyekün Savaş”ın asker-sivil pek çok aktörü vardı. Her ne kadar askerler öncülük edip organizasyonu sağlıyor idiyse de darbe sürecini başarılı kılmak için farklı meslek gruplarından işbirliğine müsait tipleri de cepheye sürüyordu.

Oramiral Özden Örnek’in Günlükleri ve Ergenekon İddianameleri topluma ve siyasete karşı sürdürülen Gayrı Nizami Harp’in nasıl bir mantığa ve örgütlenme modeline sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Buna göre Türkiye’de darbeler ve darbe politikaları öncelikle ülke içerisinde yürütülen iktidar mücadelelerinin bir ürünüdür. Bütün darbeleri mecbur ve meşru kılan, darbeye ve darbecilere yasal kılıf hazırlayan en önemli ideolojik zemin Atatürkçülüktür/Kemalizm olmuştur.

Uzun yıllar boyunca darbe sonrasında okunan bildirilerde “NATO’ya (ve CENTO’ya) bağlılık” taahhüdü her daim işin ucunun ABD-CIA komplosuna gelip dayandığının en önemli delili sayıldı. Oysa bu izah tarzı sol-sosyalist miyoplukla benzeşen sağ-muhafazakâr refleksin derin yanılgısından ibaretti. Mutlaka her darbenin bir dış bağlantısı bulunur ancak temel dinamik ülke içerisinde örgütlenen devlet sınıflarına dayanır.

28 Şubat darbe sürecini hatırlayacak olursak, Ergenekon Cuntası’nın darbe planlarına dâhil olanların başında yüksek yargı mensupları ile akademik kadrolar geliyordu. Merkez medya, yargı ve akademi sınıflarının askerle paralelleşen rollerini psikolojik harekât planları çerçevesinde kamuoyuna sunmakla görevliydi. Darbe süreçlerini hayata geçirecek kadroların hemen tamamı resmen ‘yerli’ unsurlardan müteşekkildi. Devlet içinde görevi olan veya devlet tarafından görevlendirilen kişilerdi hepsi.

Darbeleri hayata geçiren kadrolar birey ve topluma ulusal kimliği, modern laikliği, batılılaşmayı benimsetmek için Amerikan Rüyası’ndan değil Kemalist Ütopya’dan ilham alıyorlardı. İdeal devlet düzeni AB standartlarında değil her daim Kemalist Türkiye’nin kendine has toplumsal ve tarihsel şartlarından mülhemdi. Nasrettin Hoca’nın kaybettiği anahtarı misali orada, burada değil kaybedilen yerde aramak en mantıklı ve sonuç alıcı uğraş olacaktır.

Bu meseleye dair birkaç kıyas yapmak anlaşılmayı daha kolaylaştırıcı olabilir sanırım Mesela Washington’da Hudson Enstitüsü’nde hazırlanan darbe-provakasyon senaryoları mı daha çok dehşet vericiydi İstanbul’da 1. Ordu Komutanlığı’nda hazırlanan Balyoz darbe planı mı daha çok dehşet vericiydi?  

Hudson Enstitüsü’nde Beyoğlu’nda yapılacak bir bombalı saldırıda 50 insanın ölümü sonrasında oluşturulacak planlar konuşulurken 1. Ordu Komutanlığı’ndaki Balyoz Darbe planında sadece Beyazıt ve Fatih camilerine yapılacak bombalı saldırılarda yüzlerce insanın katledilmesi sonrasında oluşturulacak kargaşadan nasıl bir iktidar çıkarılacağı konuşuluyordu. Kaldı ki Hudson Enstitü’de konuşan stratejisyenler saldırıyı PKK üzerinden hayat geçirmeyi, 1. Ordu’da konuşan kurmay subaylar jandarma subay ve astsubaylardan oluşturulacak timlerle hayata geçirmeyi planlıyorlardı.

Dünyanın her bölgesine ilişkin olduğu gibi Türkiye’ye ilişkin de CIA’nın veya MOSSAD’ın elbette ki planları, tuzakları, emelleri vardır. Ama 1 Mayıs 1977 Taksim olaylarının ardında aranan CIA ajanları ne kadar gerçekçi ise Uğur Mumcu cinayetinin ardında da CIA-MOSSAD ajanları da o kadar gerçekçidir. Uluslar arası komplolara dikkat çekmekle görevli olanlar ulusalcı cinayet ve darbe ağlarını gizlemekle hatta masumlaştırmakla da görevli olmasınlar sakın.

Yakasını işkenceden, yasaktan, yolsuzluktan, darbeden kurtaramamış bir Türkiye’de yaşadıksa eğer bu silahlı-silahsız bürokrasinin Kemalist bir toplum yaratma hevesinden, dayatmasından kaynaklanmıştır. Fişlenip temel haklarından mahrum edilen; İslami kimliği yasaklanıp kamusal alandan silinmek istenen; Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü vs etnik kimliği inkâr edilen bir toplumun üzerinde Demokles’in Kılıcı değil Atatürk ilke ve inkılâplarının yaptırım gücü sallandırıldı hep.

Saf kan bir Kemalist toplum inşa etmek için bütün eğitim kurumları neredeyse haraya çevrildi. İkna’sı bile psikolojik işkence tekniklerine yaslanan resmi ideolojinin memurları-ajanları Amerika’dan, Avrupa’dan veya Japonya’dan gelmedi iktidar koltuğuna, kışladan geldi, kışladan! Haki üniformanın kendinden menkul ayrıcalıklı ve kutsiyetli imajını besleyen silahın, tankın gücüydü. Silahların gölgesi altında kuruldu ve korundu resmi ideolojinin saltanatı.

Not: Bu Makale Yeni Akit Gazetesinde 22 Kasım Pazartesi Günlü Nüshasında Yayınlamıştır.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim