1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Darbe Üreten Bataklığı Kurutmak İçin Neler Yapmalı?
Darbe Üreten Bataklığı Kurutmak İçin Neler Yapmalı?

Darbe Üreten Bataklığı Kurutmak İçin Neler Yapmalı?

Dr. Ramazan Akkır, Star Açık Görüş’teki yazısında “Darbe nasıl önlenir?” sorusuna cevap arıyor.

A+A-

Dr. Ramazan Akkır’ın soruyla ilgili cevabı özetle şöyle: “Darbe riskini ortadan kaldırmak için görevden almalar, tutuklamalar yetmiyor. Siyasal ve yapısal değişim gerekiyor. Bunun ilk aşaması, askeri yapının tamamen sivil siyasi iradeye bağlanmasıdır. Türkiye’nin, gelecekte herhangi bir darbe teşebbüsü ile karşılaşmaması için yeni bir siyasallık ile sistemini yeniden inşa etmesi gerekir.”

Yazının Tamamı:

Darbe Nasıl Önlenebilir?

Dr. Ramazan Akkır / Star Açık Görüş

Bir anekdot ile başlayalım; tarihler, 24 Mayıs 1960 tarihini göstermektedir. Birçok badireyi atlatmış olan Demokrat Parti, silahların gölgesinde politika üretmeye çalışmaktadır. Darbenin işareti olan harp okulu öğrencilerinin yürüyüşünden birkaç gün sonra Demokrat Parti Milletvekili Mükerrem Sarol, Başbakan Menderes’e, yaklaşan tank seslerinden ve askeri müdahaleden bahsetmek ister. Başbakanlık Konutu’nda Sarol ile Menderes arasında şöyle bir konuşma geçer. Adnan Menderes, “Doktor” der; “Bu Mehmet mi bize silah çekecek? Bu Ahmet mi bize ateş edecek?” Ve o asker, o Mehmet birkaç gün sonra, Başbakan Menderes’e silah çeker.

15 Temmuz gecesi, Boğaziçi Köprüsü’nde tankları ilk gördüğümde aklıma gelen Menderes’in bu sorusu oldu. Bu Mehmet mi bize silah çekecek? İşte, 15 Temmuz gecesinde, o Mehmetler halka silah çekti. Halkın temsilcilerinin olduğu Meclis’i tereddüt etmeden bombaladı. Ancak buna rağmen tarih, bu kez tekerrür etmedi. 

Yaşananları kısaca hatırlayalım; Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine sızan Fetullahçı Terör Örgüt (FETÖ) mensuplarınca organize edilen yeni bir darbe teşebbüsüne maruz kaldı. Her on yılda bir sekteye uğrayan Türk siyasal hayatı, tarihinin en uzun gecelerinden birisini daha yaşadı. Ancak bu kez, halkın cesareti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olağanüstü liderliği sayesinde dinsel renkli askeri cunta kontrol altına alındı ve asker kışlasına geri döndü. Ancak on yılda bir darbe ile karşı karşıya kalmamız, bir şeyleri eksik ya da yanlış yaptığımızı göstermektedir. Peki, bu siyasal kültür, neden darbe üretiyor; niçin darbeler dönemini sonsuza kadar kapatamıyoruz?

Darbe üreten siyasal kültür

Türkiye tarihinde ortalama on yılda bir asker siyasete müdahale etmiş; siyaset, ekonomi ve toplum sakatlanmış ve orduda yeni cuntalar oluşmuştur. 27 Mayıs 1960 yılında başlayan bu mel’un gelenek, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta, 27 Nisan’da ve 15 Temmuz’da kendini yeniden göstermiştir. Bundan dolayı Cumhuriyet tarihi boyunca siyasiler, ordunun nefesini daima enselerinde hissetmiştir. Elinde bulundurduğu silahlı güç ile ordu;  bireye, topluma, ekonomiye ve hatta dine ayar vermeye çalışmıştır. Bu ıslah ameliyesi; politik, ekonomik ve toplumsal alanın gittikçe militaristleşmesi anlamına gelmektedir. İşte militarizmin ruhundan ilham alan darbeler, gün geçtikçe askeri vesayetin hinterlandını konsolide etmiş ve Türkiye’yi üçüncü dünya ülkeleri seviyesine indirmiştir. Geçmişe doğru yapılan bu retrospektif yolculuk, oldukça umut kırıcıdır. Siyasal kültürümüzün bizatihi kendisi darbe üretmektedir. Hükümeti veya sistemin genelini hedef alan darbeler; emir-komuta zinciri dâhilinde ordunun tüm kademelerinin birlikte hareket ettiği paşaların müdahalesi şeklinde olabileceği gibi, ordu içinde küçük bir grubun hareketi biçiminde de olabilir. Küçük bir grubun hareketi, şiddet ya da tehdit ile düzeni değiştirme amacı taşıyan askeri cuntalar şeklinde kendisini gösterir. Her dönem birbirinden farklı cuntalar oluşmuştur. Albaylar cuntası, 9 Mart cuntası veya Fethullahçı cunta, Türkiye’nin yaşamış olduğu siyasal felcin arkasındaki cuntalardan sadece birkaçıdır. Yeni bir siyasallık inşa edemediğimiz müddetçe farklı isimler altında yeni cuntalar oluşmaya devam edecektir.   

Toplumu FETÖ’süzleştirmek

16 Temmuz sabahından itibaren başta ordu olmak üzere devletin birçok kurumunda, tasfiyeler veya görevden almalar başladı. Toplum, kılcal damarlarına kadar sirayet eden FETÖ mensuplarından arındırılmaya başlandı. Darbe teşebbüsü ile bağlantısı olan HSYK üyelerinin üyelikleri düştü. Danıştay üyelerinin bazılarının görevlerine son verildi. Askeri okulların ve darbecilerle iş tutan üniversitelerin kapısına mühür vuruldu.

Aslında bu ve benzeri uygulamalar, tüm darbe veya darbe teşebbüsü süreçlerinde yaşadık. Her darbe girişiminden sonra yüzlerce ve hatta binlerce asker, polis veya yargı üyesinin apoletleri söküldü. Ancak ordu içine sızan cuntalar, on yılda bir darbe yapmaya, darbeye teşebbüs etmeye veya seçilmiş hükümete muhtıra vermeye devam etti. Asker de, fırsatını buldukça “İç savaşı durdurmak”, “Kardeş kavgasına son vermek” veya “Demokrasiyi içine düştüğü buhrandan kurtarmak” retoriğiyle yönetime el koydu ve tüm siyasal gücü kendinde topladı. Kısacası, darbe sonrası toplumun farklı katmanlarında yaşanan tasfiyeler, Türkiye’nin on senede bir kriz yaşamasına engel olmamaktadır. Bu çözüm reçetesi, gittikçe hastalıklı hale gelen asker-siyaset sorunumuzu çözmede yeterli değil. 

Türkiye ne yapılmalı?

Öncelikle AK Parti iktidarı döneminde, asker-siyaset ilişkileri bakımından Türk siyasal hayatında keskin bir değişimin yaşandığını belirtelim. AK Parti; bir taraftan 27 Nisan e-muhtırası gibi birbirinden farklı birçok darbe ve darbe teşebbüsüne karşı direnmiş, bir taraftan da askeri vesayeti zayıflatmıştır. Son olarak da, Meclisi bombalayan, halka kurşun sıkan, asker ile polisi karşı karşıya getirmeye çalışan ve iç savaş çıkarmaya teşebbüs eden FETÖ’cü cuntanın darbe teşebbüsüne karşı koymuştur.

Ancak darbe riskini ortadan kaldırmak için bu tasfiyeler yetmiyor. Siyasal ve yapısal değişim gerekiyor. Bunun ilk aşaması, askeri yapının tamamen sivil siyasi iradeye bağlanmasıdır. Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington, ordu üzerinde sivil denetimin güçlendirilebilmesi için silahlı kuvvetlerin nihai yetkiye sahip diğer bir kuruma tabi olarak yetki düzeyinin indirgenmesi gerektiğini vurgular. Türkiye’de Genel Kurmay Başkanlığı doğrudan Başbakanlığa bağlı bir kurum olarak hiyerarşinin üst sıralarında yer almaktadır. Unutmayalım ki, ordunun gücünü dengeleyici ve denetleyici bir gücün veya kurumun yokluğu, ordu temsilcilerinin hiyerarşik olarak en üst sıralarda yer alması, darbe ihtimalini her zaman canlı tutmaktadır. Türkiye, gelecekte herhangi bir darbe teşebbüsü ile karşılaşmaması için, küçük değişikliklerle sistemi rehabilite etmekten öte yeni bir siyasallık ile siyasal sistemi yeniden inşa etmelidir.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum