1. YAZARLAR

  2. Şamil Tayyar

  3. Darbe travması, Ergenekon ve kapatma davası
Şamil Tayyar

Şamil Tayyar

Yazarın Tüm Yazıları >

Darbe travması, Ergenekon ve kapatma davası

A+A-

Milliyet Yazarı Güneri Civaoğlu, emekli orgenerallerin gözaltına alınmasından rahatsızdı. Önceki gün köşesinde Rüştü Erdelhun’dan bu yana ilk defa emekli orgenerallerin böyle bir duruma düştüğünü yazdı. star Yazarı Ardan Zentürk de dün ordu içindeki ‘Erdelhun Paşa travması’nı hatırlattı.

Gündelik hayatımıza birden bire konuk olan bu Erdelhun Paşa kimdi? Zentürk’ün sözünü ettiği travma hali neydi?

Kurtuluş savaşında görev alan ve 1958 yılında Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Rüştü Erdelhun, 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra emekli edilerek Yassıada’da yargılandı. Önce idam cezasına çarptırıldı, ardından cezası ömür boyu hapse çevrildi. Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanlığı döneminde ise affedildi.

Suçu, DP iktidarını darbeyle devirmek isteyen cuntaya boyun eğmemekti. Cunta darbe yapınca, hem siyasileri hem paşayı yargıladı.

İşte bu vahim hadise, cuntanın etkin olduğu dönemlerde her genelkurmay başkanı için tehdit olmuştur. Erdelhun Paşa gibi elleri kelepçelenip idamla yargılanmak istemeyen kimi kudretsiz genelkurmay başkanı, cuntacı ekibe boyun eğmek zorunda kalmıştır. Zentürk’ün sözünü ettiği ‘travma’, darbeleri ve muhtıraları doğuran temel psikolojik etkiyi tanımlamaktadır.

Aktardığı şu anekdot çok önemli. 1994 yılında Star’daki Kırmızı Koltuk programına konuk olan 12 Mart’ın mimarlarından merhum Muhsin Batur, ‘Darbeyi kim yapar?’ sorusuna şu cevabı veriyor: ‘Astlarını kontrol edemeyeceğini anladığı günün sabahında genelkurmay başkanı...’


O ‘astlara’ şimdi ‘genç subaylar’ deniyor. Kimse yanılıp bu subayların harbiyeden yeni mezun gençler olduğunu düşünmesin. Bunlar TSK içindeki cuntacı tayfadır. 2003 yılında Mustafa Balbay imzasıyla Cumhuriyet’te manşetten yayınlanan ‘Genç Subaylar Sıkıntısı’, ‘Sarıkız’ ve ‘Ayışığı’ darbe hazırlıklarıyla eş zamanlıdır.

Yani, genç subaylar hareketlenirse darbe veya muhtıra kaçınılmaz oluyor. Genelkurmay başkanı zevahiri kurtarmak için kerhen de olsa ‘öncü’ gözükebiliyor. Ama ‘Erdelhun Paşa travması’ ilk kez o dönemde tedavi edildi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, şahsına yönelik yoğun tepkilere rağmen gerekirse Erdelhun Paşa gibi Yassıada’da yargılanmayı göze alarak büyük bir direnç gösterdi.

Sarıkız, Ergenekon’dan çıkamadı. Ayışığı, günışığına yenik düştü.

Yaka paça günler artık geride kaldı


Oysa, o tarihten daha birkaç yıl önce dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, genç subaylara yenik düşmüştü. Postmodern darbe olarak tanımlanan 28 Şubat sürecinin lideri gibi gözükse de hiç kimse ona lider gözüyle bakmadı. Zihinlerde Genelkurmay 2. Başkanı Çevir Bir ve Genel Sekreter Erol Özkasnak gibiler kaldı.

Bilal Çetin’in Vatan Gazetesi’nde yayınlanan 28 Şubat’la ilgili dizi yazıdaki (Şubat-2001) şu iddiayı gelin bir daha hatırlayalım.

Karadayı, tankların Sincan’da yürütüldüğünü öğrenince Çevik Bir’i çağırıp soruyor: ‘Bu emri kim verdi? Benim neden haberim yok?’ Bir, ‘Ben’ deyince Karadayı, iyice sinirleniyor: ‘Durum çok nazik. Keşke yapmasaydın.’ Bir de öfkeleniyor, Karadayı’nın yakasına yapışıyor: ‘Komutanım Türkiye elden gidiyor, siz ne diyorsunuz? Demirel de bizi uyutuyor. İrticaya karşı seyirci mi kalacaksınız?’


Çevik Paşa, odasına döndüğünde ‘Ben bittim’ diyor. Adli Müşavir Tuğgeneral Erdal Şenel’e ‘Herhalde artık beni tutuklarsınız’ diye takılıyor. Daha sonra Genelkurmay Genel Sekreteri Özkasnak’ın önerisi üzerine Karadayı’nın odasına yeniden gidip özür dileyen Bir, olayın büyümesini önlüyor.

Aynı şekilde o sürecin simge kuruluşlarından Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) mimarı da Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya idi. Genelkurmaydan bağımsız olarak bir kuvvet komutanlığı bünyesinde oluşturulan BÇG ile ayrı bir cephe açıldı.

Hani biraz daha geriye gidelim derseniz, 12 Eylül’e bakalım. Kenan Evren, emekliliğine hazırlanırken bir anda kendini Genelkurmay Başkanlığı’nda buldu. Devletin zirvesinde diğer isimler üzerinde mutabakat sağlanamayınca sürpriz bir şekilde Ankara’ya gelen Evren için Demirel, arkadaşlarına şöyle diyordu: ‘Önemsemeyin, yumuşak huyludur, darbe yapacak biri değil.’


Sonrası malum. O yumuşak huylu general, bir anda darbe lideri oldu.

Erdelhun - Karadayı arası yeni konsept


Günümüze dönersek, karşılaştığımız manzara şudur; Bugün itibariyle karşımızda ne Rüştü Erdelhun, ne Hilmi Özkök, ne Kenan Evren, ne İsmail Hakkı Karadayı var. Siyasi otorite ile cuntacılar arasında sürekli balans ayarı yapılan bir süreçten geçtiğimizi düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse, kanaatimce 27 Nisan bildirisi, siyaset alanına müdahale olduğu kadar genç subayların gazını alma hareketidir.

Son olarak iki emekli orgeneralin Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınması karşısında TSK yönetiminin izlediği tutumu, sepetin tümünü korumak adına çürük elmaların ayıklanmasına vize olarak değerlendirebiliriz. Çünkü böyle bir operasyon, soruşturmayı yürüten savcıları aşan bir devlet mutabakatıyla mümkün olabilir.

Ama bu tabloyu AK Parti hakkındaki kapatma davasıyla ilişkilendirip Anayasa Mahkemesi’nin etkileneceğini düşünmek ise bence saflık olur. Bir proje kapsamında görülen davada AK Parti’ye bir şekilde fatura çıkarılma ihtimali yüksektir. En iyimser yorumum, Hazine yardımının kesilmesi veya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün siyaset yasağı kapsamından çıkarılmasıdır.


Yarın tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi bu konuda da devlet mutabakatı oluşursa, tablo değişebilir.

Sıcak bir yaz, izleyelim, görelim.

STAR

YAZIYA YORUM KAT