1. YAZARLAR

  2. İrfan Yıldırım

  3. Darbe suçunu sivil mahkemede yargılamak bir devrimdir
İrfan Yıldırım

İrfan Yıldırım

Yazarın Tüm Yazıları >

Darbe suçunu sivil mahkemede yargılamak bir devrimdir

A+A-

Ergenekon davası, kabul edilen ikinci iddianameyle, Türkiye'nin en ehemmiyetli davası olduğunu kamuoyuna yeniden gösterdi. İkinci iddianame, Ergenekon davasına muhalif olan veya mesafeli duran kesimleri de etkiledi.

Esasen dava sürecince dalgalarla gelişen soruşturmada bulunan silah, cephane, bilgi ve kayıtlar, dinlemeler ve son zamanlarda ortaya çıkan insan kemikleri, Ergenekon lobisinin propagandalarını giderek boşa çıkarıyor. İkinci iddianame, Ergenekon lobisinin kimi tutukluları GATA'ya sevk ettirerek tahliye ettirmesiyle yaratmaya çalıştıkları yıldırma amaçlı psikolojik harbin başarısızlığını göstermesi bakımından ciddi bir hukukî irade gösterme anlamına geliyor. Bu sevklerin de savcılık tarafından incelenmeye başlaması, psikolojik harbi tersine çevirerek Ergenekon lobisinin etrafındaki sempatizanları yıldıracaktır.

İkinci iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi, mahkeme sürecinin daha derinlere ve daha yukarılara doğru ilerleyeceğini gösteriyor. İkinci iddianameyi takip eden üçüncü bir iddianame beklenirken, yeni dalgalarla soruşturmanın devam etmesi kuvvetle muhtemeldir. Ergenekon zihniyetinin en güçlü olduğu yerlerden biri olan hukukçular camiasında, dava sürecinin gelişmesi bile başlı başına büyük bir başarıdır. Hukuk camiası, bu davayla adeta rüştünü hesap etme ve hukuk küresinin cuntacı güçler karşısında da bağımsız ve tarafsız kalma arzusunu gösteriyor. Yargının bu arzusu şimdi, davada yer alan emekli askerler dolayısıyla davayı askerî yargıya taşıma çabasıyla yok edilmek istenecektir, istenmektedir. Yasama, yürütme ve kamuoyuna düşen görev böyle bir gayreti şimdiden boşa çıkarmaktır. Bu boşa çıkarış, sivil yargının desteklenmesinin yanı sıra bu tür manipülasyon çalışmalarına katılanların adaleti engelleme niyetlerini ifşa etmek ve hukuk dışına çıkanları da ayrıca yargılamaktır. Ayrıca bu konuda sivil yargıya engel teşkil edebilecek mevzuatı hızla değiştirmek de seçim sonrasının gündeminde yer almalıdır.

İkinci iddianame, Ergenekon davasını şimdi emekli olan askerlerin muvazzaf oldukları dönemde yapmaya teşebbüs ettikleri ve hâlâ sayısı tam olarak belirlenemeyen darbe teşebbüslerini de yargılama sürecine dâhil ederek, psikolojik bir engeli yıkmıştır. Bu tür davaların "dokunulmaz olana dokunmak" temel prensibine bu şekilde riayet eden savcılık ve mahkeme heyeti, böylece Türkiye tarihine altın harflerle yazılmışlardır. Türkiye, artık reşit bir toplum olarak kendi iradesini hiçe sayan, kaba güç kullanan bir grubu yargılamaya başlamıştır. Bu süreç, artık hiçbir şekilde geri döndürülemez, engellenemez. Bu sürece direnenlerin çok kısa sürede, her makam, mevki ve mevziden hızla tasfiye edildiğini çok kısa sürede göreceğiz.

Şimdi ikinci iddianame muvacehesinde Ergenekon örgütünün neler yapmak istediğine bakalım. Her şeyden evvel karşımızda darbe yapmak ve MİT'in ifadesiyle "yeni bir tür yönetim kurmak" isteyen askerlerin merkezinde yer aldığı bir cunta örgütü yer almaktadır. Bu cunta örgütü eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın kamuoyuna yansıyan ifadesiyle "halkı cahil olarak görmekte ve demokrasiyi daha 25 yıl daha askerin vesayetine almak" istemektedir. İkinci iddianamede yer alan isimler, askerin içindeki müdahalecilerin şahinlerini teşkil etmekte ve 28 Şubat'ın Genelkurmay Başkanı Karadayı'yı "mıy mıy" bulmaktadırlar. Tıpkı 27 Mayıs'taki gibi uzunca bir süre iktidarda kalarak yeni bir rejim kurmak istemektedirler. Bu amaçla daha önceki darbelerden sert, kendi sözleriyle "asıp kesen" bir darbe planlanıyor. Bu amaçlarını kendi dar çevrelerinde gizleyen grup, bu amaca ulaşabilmek için önce TSK yönetimini ele geçirmeyi hedeflemiş ve bilahare de Türkiye kamuoyunu hazırlayacak eylemler planlamışlar. TSK'nın kontrolünü ele geçirmek için mevcut komuta kademesini tasfiye etmek isteyen cuntanın, bu tasfiye için komutanlarını zehirlemek dâhil her türlü gayri meşru yolu kullanmaya hazır olduğu anlaşılıyor. Cunta mensupları, bu şekilde askerlik mesleğinin en temel prensiplerini dahi ayaklar altına alarak, orduya tamiri çok güç bir zarar vermiş ve itibarını zedelemişlerdir.

Amaçlarına ulaşabilmek için laiklik ve bölücülük hassasiyetlerini tahrik etmeyi amaçlayan cunta, bu amaçla terör örgütlerini kullanarak bir kaos ortamı yaratmaya çalışmaktadır. Cunta, kaos ortamı yaratmak için her türlü terör örgütüyle işbirliğinden kaçınmamaktadır. Bu durum, Türkiye'deki terör örgütlerinin müstakil olmadığını ve her türlü yönlendirmeye açık olduklarını göstermesi bakımından kayda değerdir. Radikallik adına teröre yönelenlerin bu gelişmelerden sonra, her türlü terör örgütüyle ilişkilerini keserek meşru yollarla siyasete yönelmeleri, demokrasinin geleceği bakımından hayatî önemdedir. Bu bakımdan sadece PKK'nın değil, bütün terör örgütlerinin silah bırakmasının sağlanması elzemdir.

Bu şekilde demokratik bir seçimle tek başına iktidara gelmiş olan AK Parti'yi Türkiye'yi yönetemez hale getirmek ve bunun üzerine başlatılacak bir kampanya ile önce bölmek, sonra da kapattırmayı amaçlamaktadır. Cunta, bu amaçla AK Parti'den bazı milletvekillerinin ayrılmasını ve partiyi bölmelerini temin etmeye çalışmış ve sonunda da AK Parti hakkında kapatılma kararının açılması için adaleti etkilemeye çalışmıştır. Cunta, sadece AK Parti içinde değil, ana siyasî aktörler olan CHP ve MHP içinde de operasyonlar yaparak, kendi emirlerine girmeyen parti yönetimlerini değiştirmeye çalışmışlardır. Kamuoyunun zaten sahip olduğu bu kanaat, ikinci iddianamede delilleriyle sergilenmiştir. Siyasî partilerin demokrasinin temelini teşkil ettiğini anlayan cuntanın başarısızlığı, Türkiye demokrasisinin olgunlaşması bakımından fevkalade ehemmiyetlidir. AK Parti'nin bütünlüğünü muhafaza etmesi ve kapatılmaması kadar, CHP ve MHP'nin de darbeciler karşısında müstakil hüviyetlerini muhafaza edebilmesi Türkiye'deki siyasetçilerin ciddi bir başarısıdır. Nitekim cuntacıların da siyasetçiler sınıfındaki bu gelişmeyi fark ettikleri, aralarındaki konuşmalardan anlaşılıyor.

Cuntacıların işbirliği aradıkları bir başka sektör, medyadır. Medyadaki çoğulculuktan ve demokratikleşmeden rahatsız olan cuntacılar, medya gruplarını teslim almak için yoğun bir mesai sarf etmişler ve sonunda bir kısmı 'bu medyayla darbe olmaz' diyerek pes etmişlerdir. Bu haliyle Cumhuriyet Gazetesi haricindeki medya gruplarının cuntacılara tam manasıyla teslim olmayışları, medya sermayesi bakımından değişen dengeleri gösteriyor. Medyadaki çoğulculaşma bu bakımdan, cuntacıları caydırıcı bir rol üstlenmiştir.

Cuntacıların kimi STK, üniversite ve yargıdaki müttefiklerinin ise genel kamuoyunu etkilemeye yetmediği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan cuntacılar, ordu içindeki, Türkiye'deki ve dünyadaki gelişmeleri okuyamayan bir bürokratik körlük içerisindedirler. İkinci iddianame, cuntacıların yargılanmasının yolunu açarak yeni ve özgür Türkiye'nin kuruluşunda eskinin tasfiyesi bakımından tarihî bir adım atmıştır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT