1. YAZARLAR

  2. Gültekin Avcı

  3. Danıştay'ın insan haklarıyla kutsal mücadelesi
Gültekin Avcı

Gültekin Avcı

Yazarın Tüm Yazıları >

Danıştay'ın insan haklarıyla kutsal mücadelesi

A+A-

Keşke kanun devleti (nomokrasi) yerine hukuk devleti olabilseydik.

Kanun devleti statükoyu, hukuk devleti ise evrenselliği ve ideali müdafaa eder.

Kanun devleti 'olması gereken'e karşı kördür. Reformlara karşı ciddi bir direnç gösterir.

Değişim rüzgârlarını sevmez, zira bu rüzgârlar kanun devletinin bağrında delikler açar ve statükoyu sarsar.

Bizde militer statükonun üstüne binip kendi hayat sahasını geliştirmeye çalıştığı iki tay var.

Tay kelimesinin cesametini aşan bir taşıma iktidarı var bunların. Halka dayanmayan iktidar aygıtlarını var güçleriyle taşıyorlar.

 Biri Yargıtay diğeri Danıştay.

Bildiğiniz gibi Danıştay, "iman dolu mücadelesi"ne devam ederken meslek liseli evlatlarımızı katsayı konusunda şok etmişti.

Şimdi de ALES'te sınava girecek adayların başının açık olma mecburiyetini kaldıran düzenlemenin yürütmesini durdurdu.

Yargıtay Başkanı Gerçeker'i bile mahcup eden bir 'muhafızlık örneği' gösterdi.

Fiziksel kimliğin teşhisi zormuş. Hukuki değil, güvenlikçi bir bakış açısıdır bu.

Devrim kanunlarından dem vuruyor Danıştay. Devrim kanunları 21. asrın evrensel değerlerini ve demokrasiyi tanıyor muydu?

Altı ok arasında demokrasi, insan hakları, özgürlük, hukuk devleti, aydınlanma gibi cevherler var mı?

20. asrın şartlarında doğan bir devrim hukukuyla, insanın merkez alındığı 21. asır demokrasilerine yelken açmak mümkün mü?

Kemalistleştirilmiş bir hukuk, 21. yüzyıl insanına çözüm sunmuyor bunu herkes biliyor.

Zaten çözüm sunmadığı için hâlâ Anayasa'nın 174. maddesinde kapı gibi duran hükme rağmen insanlara şapka taktıramıyorsunuz.

"Bey" ve "Paşa" unvanlar yasak olduğu halde bunlara karışamıyorsunuz öyle değil mi?

Danıştay'ın görevi olan hukuki denetim nedir? ALES'e başörtülü girmenin hangi hukuk kuralını ihlal ettiğini tespit etmek.

Ama Danıştay yürütmeyi durdurma kararında, kanunun hangi hükmünün ihlal edildiğini belirtmiyor. Çünkü belirtebileceği bir kanun hükmü yok.

Üstelik sınava girenler öğrenci de değil.

O zaman yapılan, hukuki denetim değil yerindelik denetimi. Hatta yerindelik denetimi demek optimistçe. İdeolojik denetimin daniskasıdır bu.

Hem 12 Eylül referandumunda değişen Anayasa'nın 125. maddesinde hem de İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda idari yargı organlarının "yerindelik denetimi" yapamayacağı açık.

Ama Danıştay bildiğini okumaya devam ediyor.

Hani illegal örgütlerin eylem ve operasyonlardan sonra göze çarpan bildik bir sloganı vardır ya; "Haysiyetli direnişimiz sürecek!" diye.

Danıştay'ın (demokrasi ve insan haklarına karşı) "haysiyetli direnişi" sürüyor.

Hâlbuki modern hukuk mekanizmaları özgürlükleri savunur ve korur.

Bu itibarla mevcut haliyle Danıştay'ın modern bir hukuk aygıtı olmadığını peşinen söylemek gerekiyor.

Düşünüyorum da ABD'li siyaset adamı Thomas Paine, düşünceleriyle Amerikan İstiklal Savaşı'nı ve Fransız İhtilali'ni etkilemiş yaman bir adamdı.

İnsan Hakları (The Rights of Man) adlı kitabı, insan hakları tarihinde müstesna bir yer tutar. Bu kitapta Cumhuriyeti savunur Paine.

250 yıllık Thomas Paine, bizim Danıştay'ın bu halini görse acaba ne derdi asırların ötesinden?

Utançla başını yere eğerdi sanırım.

Yüksek mahkeme olarak Danıştay, bir fikir adamı veya gazeteci gibi davranamaz.

Nitelikleri demokrasi, insan hakları ve hukuk devletiyle bağdaşmayan bir cumhuriyet müdafiliğine soyunamaz.

Üniversal hukuk normlarını, insan haklarını, hukuk devleti ve demokrasinin gereklerini düşünmeden yüksek konsey olmak mümkünse de yüksek mahkeme olmak mümkün değildir.

Başörtüsü sorunu insan haklarına yakışır şekilde mutlaka çözülecektir.

Ve Danıştay verdiği 'kutsal mücadele'siyle tarihteki en talihsiz mevkilerden birinde yerini alacaktır kuşkusuz.

İnsan haklarıyla mücadele kroniklerinde de...

21. asrın evrensel gerçeklerine direnmek Danıştay'ın haddini aşar.

Hukuka sorun üretmek yerine, soruna hukuk üreterek Yüksek Mahkeme olmak gerekiyor.

BUGÜN

YAZIYA YORUM KAT