1. YAZARLAR

  2. Mustafa Ünal

  3. Danıştay'dan ibretlik karar
Mustafa Ünal

Mustafa Ünal

Yazarın Tüm Yazıları >

Danıştay'dan ibretlik karar

A+A-

İnanılır gibi değil. Danıştay 'başı kapalı sınava girilemez' kararı verdi. Dünya hukuk tarihine geçecek ibretlik bir karar... Gerekçe mi? Çok ilginç: 'Başvuruda bulunan erkek-kadın adayların fiziksel olarak teşhislerinde güçlük oluşacağı ve sınav güvenliği açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği...' Danıştay'ın söylediğine bakın; başörtüsü olursa kadın ve erkeğin tanınmasında güçlük yaşanırmış, bu da sınavın güvenliğini etkilermiş.

Bir süredir yüksek yargı manşetlerdeydi. Aralarında Hizbullah sanıklarının da bulunduğu 'son tahliyeler' eleştiri oklarını Yargıtay'a yöneltti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 'Kimse kusura bakmasın, yargı köhneleşmiş' dedi. Danıştay'ın başörtüsü kararı tam Yargıtay tartışmalarının üzerine geldi.

Sadece son kararı değil, Danıştay'ın başta imam hatip liselerini hedef alan 'katsayı' gibi birçok kararı kamuoyunun tepkisine neden oldu. Vicdanları yaraladı. Yadırgandı. Toplumun geniş kesimleri tarafından 'hukuk ve adalet' terazisine vurulduğunda 'ideolojik ve siyasi' karar olarak yorumlandı.

Doğrusu bu eleştiriler karşısında ben Danıştay'ın daha dikkatli davranacağını, en azından ideolojik dozu düşük kararlara imza atacağını tahmin ediyordum. Danıştay, kamuoyuna yansıyan tartışmalardan hiç ama hiç etkilenmediğini gösterdi.

Danıştay'ın 8. Dairesi, Eğitim-İş Sendikası'nın başvurusu üzerine 21 Aralık'ta yapılan ALES (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı) için hazırlanan kılavuzda 'başı açık fotoğraf' şartının olmaması nedeniyle yürütmeyi durdurdu.

Kararı gerekçelendirirken Anayasa Mahkemesi, AİHM ve kendi içtihatlarından da söz etti ama 'erkek ve kadınların tanınmasında güçlük olur' gibi asla 'hukuk ve adaletle' izah edilemeyecek yaklaşım sergiledi. Bu akıl ve mantıkla da açıklanamaz. Bu kararda ne adalet, ne hukuk, ne akıl, ne mantık var. Buram buram ideoloji, başörtüsü karşıtlığı...

Evrensel hukuk kuralları ortada... Anayasa ve yasalarda başörtüsünü yasaklayan hiçbir madde yok. Ayrıca hükmü içtihatlar değil ancak yasalar koyar. Eğer 'başı kapalılık' tanınmaya engel olsaydı, hayatın bütün alanlarında 'başı açık olmak' bir zorunluluğa dönüşürdü.

Başı örtülü birinin teşhisinin güç olduğunu söylemek hayatın gerçekleriyle bağdaşmaz.

Sınavın güvenliği Danıştay'ın değil, idarenin görevi. Danıştay'ın sınavda başörtüsünü yasaklayan kararını başörtüsüne mesafeli duran kesimler bile savunmakta güçlük çekiyor. 'Yargı kararıdır, saygı duymak lazım' türü açıklamaların ötesinde bir şey söyleyemiyorlar.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in açıklaması ilginç geldi bana... Gerçeker, Danıştay'ın kararını yorumlarken 'Demokratik hak ve özgürlüklerin daima genişletilmesi, ileri götürülmesi bir hukukçunun en büyük ideali olmalıdır. Demokrasi zaten bir özgürlük rejimidir.' dedi.

Danıştay'ın kararında ne özgürlük var, ne hak, ne de demokrasi... Gerçeker'in söylediklerinin tam karşısında yer alan bir zihniyetin ürünü. Karar, kelimenin tam anlamıyla 'ben yaptım oldu' anlayışının yansıması. Demokratik hukuk devletinde 'ben yaptım, oldu' yaklaşımı olabilir mi? Asla.

Danıştay'ın kararına toplumun her kesimi tepkili... AK Parti'den MHP'ye kadar siyasî partiler 'kabul edilemez' bulduğunu açıkladı. Sırf bu son karar bile yüksek yargıda reformun kaçınılmaz olduğunu göstermeye yeter. Türkiye'nin adalete, hukuka, özgürlükçü içtihatlara ihtiyacı var. Bu da ancak reformla mümkün. Başbakan Erdoğan 'Yargıtay ve Danıştay'da bazı adımlar atmakta kararlıyız' dedi.

Yargının normalleşmesi için reformdan başka çıkış yok...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT