Dalan ve Haberal: Türk tipi başarı öyküleri

23.04.2009 16:07

İbrahim Kiras

Ergenekon’da adı geçen kişilerin sahiden de ne çok benzerlikleri, hatta ortak özellikleri varmış. Bedrettin Dalan ve Mehmet Haberal mesela. İkisi de ‘üniversite sahibi’. Hukuken öyle değil elbette, ama fiilen biri Yeditepe Üniversitesi’nin, öbürü Başkent Üniversitesi’nin ‘sahibi’. Neticede, hem bu üniversitelere hem de onunla bağlantılı olarak milyar dolarla ifade edilen bir mali güce hükmediyorlar.

İkilinin bugünlere geliş yolculukları da birer ‘başarı öyküsü’. Her iki başarı öyküsünde de, tesadüfe bakın, birer ‘vakıf’ anahtar rol oynuyor.

Mehmet Haberal’ın vakfının adı Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı. Bu vakıf zamanla Başkent Üniversitesi’ne dönüşmüş. Haberal’ın ayrıca ticari şirketleri, hastaneleri, otelleri falan da var. Bir de televizyon kanalı.

Haberal, vakıf işlerine girmeden önce bir hastanede çalışıyordu ve doktor maaşıyla geçiniyordu.

Dalan da belediye başkanlığı öncesinde pek de göz önünde olmayan kariyeri boyunca hem devlette hem de özel sektörde maaşla çalışmış olan biri.

Belediye Başkanlığı sırasında bir gün aklına eğitime hizmet için vakıf kurma fikri geliyor ve İSTEK Vakfını kuruveriyor. Vakfın internet sitesinde anlatılıyor bu hikáye: Aslında vakıf kurmak aklında yokmuş; ama karısı ile Aydın Doğan’ın ‘Belediye Başkanlığı görevi ile okul açıp işletmenin bağdaşamayacağı’ itirazları üzerine vakıf kurma fikrine ikna olmuş.

Hikáyenin gerisi vakfın internet sitesinde şöyle anlatılıyor: ‘Vakıf kurulurken Aydın Doğan’ı arar ve ‘Vakfı kuruyoruz, Milliyet Gazetesi de Vakıf Kurucuları arasında yer alıyor. Makbuzu gönderiyorum, parayı hazırla’ mesajını iletir.’

Sonrasını biliyorsunuz...

10 anaokulu, 8 ilköğretim okulu, 15 lise, devasa bir üniversite ve irili ufaklı birçok şirket var vakfın bünyesinde.

Bir de büyük çoğunluğu Dalan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi sırasında ‘toplanmış’ olan araziler. Bu arazilerin ortak özelliği İstanbul’un en güzel köşelerinde yer almaları.

Önceki gün yapılan kazıda askeri mühimmatın ele geçirildiği arazi de bunlardan biri. Vakfın açıklamasına göre, burası 1996’da satın alınmış, ancak askeri bölge içinde yer aldığı için kullanılamamış. Askeri alan niye satılmış ve niye satın alınmış, orasını bilemiyoruz.

* * *

Haberal’ın ve Dalan’ın başarı öyküleri benzersiz değil. Burası Türkiye ne de olsa. Daha ne başarı öyküleri var. Bakın, Mustafa Özbek’e. Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’ten bahsediyorum, Tesadüf, o da Ergenekon sanıkları arasında yer alıyor.

Ama bizi hakkındaki iddialar değil, ‘başarı öyküsü’ ilgilendiriyor şimdi: O da işçi olarak atılmış hayata ama ‘işçisin işçi kal’ diyenleri dinlememiş, patron olmuş.

Ama nasıl patron olmuş? Çok mu çalışmış, içtiği gazozların şişelerini mi biriktirmiş veya başka bir ticari başarıya mı imza atmış, orası meçhul.

Galiba önce sendika başkanı olmayı başarmış. Sonra da yaptığı hizmetlerle -artık her ne yaptıysa- derin devletin gözüne girmeyi becermiş.
Duyduklarımız doğruysa, şimdi onun da otelleri, televizyon kanalı, Cumhuriyet gazetesinde hissedarlığı varmış. ‘Kıbrıs’ın emlak kralı’ ünvanı da cabası.

Belki onun da buralardaki patronajı resmi değil, fiilidir... Orasını bilemiyoruz. Ama Dalan ve Haberal’la ortak özellikleri hakikaten dikkat çekici.

Tesadüfe bakın, Özbek de tıpkı dava arkadaşları Haberal ve Dalan gibi bir ‘vakıf’ kurmuş. Başkanlığını yaptığı sendikaya ait malvarlığını bu vakfa aktarmaya kalkışmış, bu yüzden mahkemelik olmuş falan. 

* * * 

Ergenekon’la bağlantıları iddia konusu olan zevatın böyle ortak özelliklere sahip olması tesadüf olabilir mi? Bir de... kim bunlara ‘yürü ya kulum’ demiş olabilir, bu iki sorunun cevabını merak ediyorum.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim