Daha Kurumsal ve İnsancıl Bir Göç Yönetimi

25.03.2013 17:57
Daha Kurumsal ve İnsancıl Bir Göç Yönetimi
TBMM Genel Kurulu'nda görüşülerek kanunlaşan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, göç ve yabancılar alanında artış gösteren sorunlara bir çözüm niteliği taşımaktadır.

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU
AK Parti Niğde Milletvekili, İçişleri Komisyonu üyesi, Göç Alt Komisyonu Başkanı

Türkiye'nin bulunduğu coğrafya eski tarihlerden beri önemli göç rotaları üzerinde yer almaktadır.

Türkiye, hem iç göç hem de dış göç açısından oldukça deneyimli ve tarihinde çok büyük göç süreçlerine tanıklık ve ev sahipliği etmiş bir ülkedir. 1900'lerden günümüze dek Anadolu coğrafyasına yönelik göçlerin ardı arkası kesilmemiştir. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başı, Osmanlı'nın Anadolu dışındaki topraklarından, Balkanlar'dan, Kafkaslar'dan Türk ve Müslüman unsurların yoğun bir göçünün olduğu dönemlerdir. 1923-1925 yılları arasındaki Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi'yle gerçekleşen göçle, Yunanistan'da yaşayan 400 bine yakın kişi ülkemize gelmiştir. Bulgaristan'la yapılan Türk-Bulgar İkamet Anlaşması'yla gerçekleşen düzenli göçlerle de 1923-1939 döneminde toplam 198.688 kişi göç etmiştir. 1950-1951 yılları arasında ise Türkiye, Bulgaristan'dan yönelen bir soydaş göçüne kucak açmış ve 154.393 kişi bu yıllar arasında Türkiye'ye göç etmiştir. 1978 yılında ise 130 bini aşkın Bulgaristan Türk'ü, Anadolu'ya göç etmiştir. Türkiye, Yugoslavya ve Makedonya'daki Müslüman ve Türklere yönelik baskılar neticesinde 1952-1967 yılları arasında, yüz binlerce göçmenin sığındığı bir ülke olmuştur.

Türkiye'ye yönelik göçler, 1980 sonrasında değişmeye başlamıştır. Kitlesel insan hareketleri yerini çatışmalı ortamlardan kaçan ve sığınma arayan insanların hareketlerine bırakmıştır. Türkiye, 1980'li yıllarda tırmanmaya başlayan ve dünya konjonktürünü değiştirecek nitelik taşıyan toplu nüfus hareketlerinden oldukça fazla etkilenmiştir. 1988 yılındaki İran-Irak Savaşı'nda 51.542 kişi, 1992-1997 yılları arasında eski Yugoslavya'daki iç savaş ve bölünme ve Bosna-Hersek olaylarında 20 bin kişi, 1989 yılı Mayıs-Ağustos ayları arasında Bulgaristan'dan sınır dışı edilen 311 bin civarında ve ayrıca vizeli olmak üzere 34 bin olmak üzere toplam 354 bin kişi, 2 Ağustos 1990 ile 2 Nisan 1991 tarihleri arasında Körfez Krizi ve Savaşı'ndan önce 7.489 sonrasında 460 bin kişi, 1999 yılında Kosova'da meydana gelen olaylar sonrasında 17.746 kişi, ülkelerinden sürgün edilerek geniş bir coğrafyaya dağılan Ahıska Türklerinden Türkiye'ye yerleşmek üzere 32.577 kişi olmak üzere, bu dönemde toplamda 1 milyona yakın yabancıya çalışma hakkını da içeren ikamet izni verilmiştir.

Son dönemde de Türkiye'nin artan ekonomik gücü ve istikrar, ülkemize yönelik göç hareketleri için bir çekim unsuru oluştururken, yer aldığı coğrafi bölgede devam eden siyasi istikrarsızlıklar, Türkiye'ye yönelik göçü teşvik eden bir diğer unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yakın bir zamana kadar transit ülke olarak nitelenen Türkiye, artık artan ekonomik gücü ve istikrarı ile göç hareketleri açısından bir hedef ülke konuma gelmiştir.

GÖÇ YÜKÜ VE UZUN VADELİ YENİ STRATEJİLER

Türkiye'nin, son 10 yıl içerisinde düzenli ve düzensiz göçmenler için geçiş ülkesi konumu yanında gelişen ekonomisi gibi nedenlerle hedef ülke konumuna da gelmekte olduğu, bu durumun her geçen gün arttığı aşikârdır. Kamuoyunun yakından takip ettiği Suriyeli sığınmacı göçü de bu niteliktedir. Bu noktada Türkiye'ye toplu olarak sığınan Suriyelilerle ilgili olarak insani ve uluslararası hukuk açısından iyi bir sınav verildiğini belirtmek gerekir. Ülkemiz, Suriye'de krizin baş göstermesinden bu yana, Suriye vatandaşlarının Türkiye'ye süreklilik arz eden akını ile mücadelede yüksek seviyede yetkinlik ve operasyonel kapasite sergilemiştir. 2011 yılı Ekim ayı sonunda kamplarda kalanların tümüne tanınan geçici koruma statüsü ile fiili koruma durumu sağlanmıştır. Böylece sınırlar açık tutulmuş, insani yardım sağlanmış ve Suriye vatandaşlarının ülkelerine zorla geri gönderilmelerinden kaçınılmıştır.

Bugün gelinen noktada ülkemizin, göç alanında bütüncül ve uzun vadeli politika ve stratejiler geliştirmesi zorunlu hale gelmiştir. Ülkemizin göç alanında maruz kaldığı büyük yükü kaldıracak hukuki, mali ve kurumsal sistemi kurması ve işletmesini sağlayacak reformları gerçekleştirmesinin de elzem olduğu görülmektedir. Zira yasal ve yasa dışı yollarla gerçekleşen göç hareketlerini düzenleyen mevzuat ve kurumsal altyapımız ülkemizin bugünkü ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Hâlihazırda yabancılar alanını düzenleyen temel iki yasamız (5682 ve 5683 sayılı kanunlar) 1950 tarihlidir. Bu kanunlar, 1924 Anayasası'na dayanmaktadır. 1953 yılında ülkemize giriş yapan yabancı sayısı 91.114 iken 2010 yılında 27 milyona ulaşmıştır. Öte yandan ülkemizde göç ve iltica alanında uzmanlaşmış bir kurum bulunmamaktadır. Dünyadaki örneklerine uygun olarak, stratejilerin belirlendiği, insan hakları temelli, yönetilebilir ve kurumsal yapılanma gereksinimi bulunmaktadır.

Geride bıraktığımız hafta TBMM Genel Kurulu'nda görüşülerek kanunlaşan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, göç ve yabancılar alanında artış gösteren sorunlara bir çözüm niteliği taşımaktadır. Bu çalışma, göç ve iltica alanında Türkiye'nin hukuki, idari ve fiziki altyapısının oluşturulması, uluslararası standartlar ve AB müktesebatına uyumun sağlanması ve AİHM'nin ülkemiz hakkındaki ihlâl kararlarına esas oluşturan boşlukların giderilmesi yönünde ciddi bir adımdır. Günümüzde kanunla düzenlenmesi gerekirken, daha çok ikincil düzenlemelerle yürütülen göç ve iltica alanı, artık gelişmiş kanunla düzenlenmiştir.

Kanun, yabancılar, uluslararası koruma ve göç konusunda kurumsal yapılanma ile alana ilişkin çok önemli düzenlemeler getirmiştir. Yabancılarla ilgili olarak düzenlemelere baktığımızda vize ve ikamet izinleri işlemlerinde, etkin ve sistematik bir yapının getirildiği, artık bürokratik işlemler ve kayıt dışılığın ciddi oranda azalacağı görülmektedir. Kanunla gelen ilklerden birisi de vatansız kişilerin haklarının ilk defa bir kanunda belirtilmiş olmasıdır. En önemlisi de artık yasa dışı (düzensiz) göçle mücadelenin hukuki altyapısı güçlendirilecek ve bu alandaki mücadele etkin yürütülecektir.

Kısacası bu çalışmayla kanunla değil ikincil düzenlemelerle yürütülen göç ve yabancılar alanı, artık kanun ve kanun temelinde hazırlanacak düzenlemelerle yürütülmeye başlanacaktır. Böylece uluslararası insan hakları standartlarına uyumlu bir göç sistemi hayata geçirilmiştir. Sadece ulusal değil küresel bir mesele olan düzensiz göçle mücadelenin hukuki altyapısının güçlendirilmesi ve etkinleştirilmesi sağlanmıştır. Yasal göçte ise tutarlılık ve güvene dayalı bir göç sistemi hâkim kılınacaktır. En önemlisi de insan hakları temelinde, özgürlük ve güvenlik arasındaki hassas dengenin korunduğu, uluslararası insan hakları normlarına ve AB müktesebatına uyumlu, ihtiyaç duyulan hukuki, idari ve fiziki altyapıya uygun etkin bir göç sistemine kavuşacağız.

ZAMAN GAZETESİ

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim