1. YAZARLAR

  2. Şahin Alpay

  3. "Dağın ardına bakmak"
Şahin Alpay

Şahin Alpay

Yazarın Tüm Yazıları >

"Dağın ardına bakmak"

A+A-

Elif Şafak ve Bejan Matur Türk edebiyatının en önde gelen isimlerinden. Yazılarını kaçırmıyor, onlarla aynı gazetede yazıyor olmaktan mutluluk duyuyorum. Bejan Matur, Kürt sorununa olan kalpten ilgisiyle bu konuda çok dikkate değer yorum ve diziler kaleme alıyor. Son olarak "Dağın ardına bakmak" başlıklı dizide (Zaman, 13-16 Mart), daha önce PKK için dağa çıkmış gençlerle konuşarak dağdakilerin birer insan olarak öyküsünü anlattı.

(Bu bağlamda okunması gereken öteki kaynaklar Necdet Buldan'ın "PKK'de Kadın Olmak" ve Aliza Marcus'un henüz Türkçeye çevrilmemiş olan "PKK'nın Öyküsü: Kan ve İnanç" adlı kitapları.)

"Dağın ardına bakmak" esas olarak şu sorulara cevap getiriyor: Bu gençler niye dağa çıkıyorlar? Bunu önlemek istiyorsak ne yapılması gerekir? Konuşulan gençlerin hemen hepsi Kürt kimliği, dil ve kültürü üzerindeki yasak ve ağır baskıların onları isyana yönelttiğini, bunlar biterse "dağa çıkma"nın bir anlamı kalmayacağını anlatıyor. Aralarından biri, Seyithan şöyle diyor: "Ben her iki taraftan da insanların ölmesinden acı duyuyorum. Dağdayken de böyle düşünüyordum. Dağdakiler de askerler de hepsi bizim insanımız. Ben Kürtlerin Türkiye'yi böleceğine, bölmek istediğine inanmıyorum. Hiç de inanmadım. Kürtler sadece kimliklerini talep ediyor..." Eğer şiddetin son bulmasını gerçekten istiyorsak, PKK ile saflarında yer alan insanları, birbirinden ayırabilmeliyiz. Çoğu şiddetin çıkar yol olmadığını görmekte olan bu insanlara, şiddetin olmadığı bir yol tutabilmeleri için fırsat tanımalıyız.

PKK'ya gelince: PKK Türkiye'nin Kürt sorununun, yani Türkiye'de Kürtlerin de yaşadığını inkârın bir ürünü. Kürt sorunu çözülmeden, yani Kürt kimliği bütün gerçekliliğiyle tanınmadan PKK'nın etkisi kırılamaz. Ne var ki, PKK sadece Kürt sorununun ürünü değil; mayasında, her milletin ayrı bir devleti olması gerektiğini söyleyen etnik milliyetçilik ile tarihin ebesinin şiddet olduğunu telkin eden Marxizm-Leninizm'in zehirli bileşimi var. Eğer bu zehirli bileşim işin içine girmeseydi, Türkiye Kürtleri meşru hak ve talepleri için mücadeleyi barışçı yollardan yürütmüş olsalardı, Türkiye Kürt sorununu çoktan aşmış olabilirdi. Kürt dostlarımın hemen hepsi şu kanıdadır: "Türkiye Kürtlerine en büyük zararı PKK verdi. Onun totaliter felsefesi ve şiddet yöntemleri Kürtlerin haklı taleplerini terörle özdeşleştirerek gayrimeşru kıldı. PKK yüzünden en kıymetli evlatlarımız öldü, hapislerde - sürgünlerde çürüdü; yurdumuz yakılıp yıkıldı ve insansızlaştırıldı. PKK en büyük terörü biz Kürtlere uyguladı. PKK, Kürtlerin başına derin devlet tarafından örülmüş bir çoraptır." Son nokta hariç, onlara hak veriyorum.

PKK'nın geleceği için ne söylenebilir? Denebilir ki, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra Marxizm-Leninizm iflas etmiş; cazibe ve etkisini tümüyle yitirmiştir. Bu PKK'nın ideolojik dayanaklarından birini ortadan kaldırmıştır. Ya etnik milliyetçilik? PKK'yı şiddet ve pan-Kurdizm yolunda ilerletmek isteyenlerin mevcut olduğu muhakkak. Örgütün 2004 yazında, Ankara'nın Kürt kimliğini tanıma yolunda adımlar atmasının hemen ardından ateşkese son vermesini; 22 Temmuz seçimlerinde Türkiye Kürtlerinin barış ve ülke bütünlüğü içinde çözüm lehinde tercih belirtmesi üzerine saldırıları tırmandırmasını başka türlü açıklamak zor. ("Üniter yapı içinde çözüm isteyen Öcalan'dan yararlanılmalı... PKK Öcalan'ın denetiminden çıkabilir..." diyenlerin anlatmak istediği de belki bu.)

Ne var ki Türkiye'de Kürt kimliği ile demokratik siyaset meşrulaşırsa PKK'ya bir gelecek kalmayabilir. DTP'nin eş genelbaşkanı Emine Ayna'nın Neşe Düzel'e söyledikleri, Kürtlerin ezici çoğunluğu gibi partinin de ülke bütünlüğü içinde çözüme bağlı olduğunun açık bir ifadesi (Taraf, 17 Mart).

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT