1. YAZARLAR

  2. Şamil Tayyar

  3. Dağdan inerlerse operasyon olmaz
Şamil Tayyar

Şamil Tayyar

Yazarın Tüm Yazıları >

Dağdan inerlerse operasyon olmaz

A+A-

Başbakan Erdoğan’ın siyasi inisiyatif üstlenerek tartışmaya açtığı Kürt açılımı, hem kamuoyu hem siyaset gündeminin odağına oturdu. Başbakanın, DTP Lideri Ahmet Türk’le görüşmesi de çözüm arayışına yeni bir pencere açtı.

Barıştan korkan, puslu havalarda avlanmayı seven, kandan ve şiddetten nemalanan statükocu cephede ise direniş devam ediyor.

Şimdi merak edilen, yol haritasının ayrıntılarıdır. Devlet Bahçeli’nin kulakları çınlasın, “13. kötü adam” olarak bu konuda anlatmaya başlayalım.

Malum, bu zorlu süreçte koordinasyon görevi İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a aittir. Gazeteci, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya gelen Atalay, makul sürede, ulaşabildiği her kesimin çözüm önerilerini toplayacak.

Sadece yurt içinde değil, Türklerin yoğun yaşadığı ülkelerde soruna ilgi duyan sivil toplum kuruluşlarına da ulaşmaya çalışacak.

Doğu ve Güneydoğu’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, birlikler ve odalara ağırlık verilecek.

Sonra?

Genelkurmay, MİT, Jandarma ve Emniyetle sınırlı kalmamak üzere devletin tüm kurumlarından önerilerini talep edecek. Önyargılı olmayan tüm siyasi partilerin kapısını çalacak.

Çünkü, geçmiş dönemlerden farklı olarak, bu kez, çözüm önerilerinin parça parça değil bütün halinde yaşama geçirilmesi arzu ediliyor. Zamana yayılan ve parçalanarak uygulanan politikaların etkisinin sınırlı kaldığı düşünülüyor.

Sözgelimi, TRT Şeş’in diğer reformlarla güçlü şekilde desteklenmediği için etkisinin sınırlı kalması gibi...

Atalay, makro düzeyde meselenin tespiti ve çözümüne ilişkin genel fotoğrafı çektikten sonra başbakana gidecek.

Yani, meselenin çözümüne ilişkin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ne gibi tespitler yapılmış, öneriler dile getirilmişse topluca masaya yatırılacak. Burada yoğrulduktan sonra paket taslağı çıkarılacak.

Ardından Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’nda gündeme getirilecek. Bu iki kurulda, Kürt açılımına dair genel prensipler daha önce belirlendiği için müzakerelerin geçmişe oranla daha kolay geçeceği düşünülüyor.

Başbakan bu konuda çok kararlı, geri adım atmak istemiyor. DTP Lideri Türk’le görüşmesi sonrası Meclis kulisinde karşılaştığımızda Erdoğan, çok net mesaj verdi: “Bu meselenin çözümü konusunda çok kararlıyız. Bu fırsatı sonuna kadar kovalamak istiyoruz.”

DTP’nin ılımlı yaklaşımından da çok memnundu.

Müzakerelerin bu aşamasında cevabı aranan bir başka soru, çözüm arayışındaki kırmızı çizgilerdir. Hükümetin, geniş anlamıyla devletin, “bundan sonrası mümkün de

ğil” diyeceği nokta, neresidir?

CHP Lideri Baykal’ın iddia ettiği gibi masanın bir kenarında PKK olacak mıdır? Abdullah Öcalan’a İmralı’dan çıkış vizesi verilecek midir? Kandil boşaltılacak mıdır?

Bu soruların cevabını, Başbakan Erdoğan ile DTP Lideri Türk arasındaki görüşmede bulmak mümkündür. Başbakan, Türk’e açık şekilde şöyle diyor: “Bu sürecin kesintiye uğramaması için herkesin üslubuna ve diline dikkat etmesi gerekir. Bizim muhatabımız sizlersiniz, DTP’dir, terör örgütü (PKK) değildir. Aranıza mesafe koyarsanız sürece daha çok katkı sağlarsınız.”

Erdoğan, DTP ile PKK’yı aynı kefeye koyan Baykal’dan farklı olarak ikisini ayrıştırıyor. Biri için “terör örgütü”, diğeri için “gücünü halktan alan legal siyasi parti” muamelesi yapıyor. Bu mesajda önemli olan bir başka nokta, “üslup ve dil” uyarısıdır.

Hatta örnek veriyor: “Terör örgütüyle TSK ve Emniyeti birlikte değerlendirip ‘silahları bırakın’ derseniz doğru olmaz. Zaten silah, bu kurumlarımızın mütemmim cüzidir. Olur mu öyle şey?”

İşte bu noktada verdiği şu mesaj çok anlamlı: “Ama örgüt silahları bırakır dağdan inerse elbette operasyon olmaz.”

Lafı evirmeden çevirmeden söylüyor. Akan kan durur ve örgüt kendini feshederse, “gerisini bana bırakın” dercesine...

Demek istiyor ki, analar gözyaşı dökerken barış türküsü söylenmez.

Ergenekon nereye gider

Ergenekon’da 3. iddianame açıklandı. Ayrıntılarını gazete sayfalarında, internet sitelerinde görebilirsiniz. Muhtemelen çoğunuz, okumuşsunuzdur. Buradaki önemli bir ayrıntı, 4. iddianamenin yolda olduğudur.

O zaman farklı bir yol izleyip, “Bu Ergenekon nereye kadar devam edecek?” sorusuna cevap bulalım.

Başlangıçta itiraf edeyim, bu sürecin geldiği noktayı, asla tahayyül edemedim. Buradaki yanılgı, davanın çapını küçümsememden kaynaklanmıyordu. Operasyon Ergenekon kitabım, bunun somut kanıtıdır.

Soruşturmayı yürütenlerin bu kadar cesur olacaklarını hiç düşünmemiştim. Yanılttılar. Bu milletin hepsine vefa borcu olduğunu düşünüyorum.

Gelelim sorumuza...

Cesaret sorunu olmadığına göre, demek ki, “ucu açık” bir yolculuktayız. Ama altını çizmem gereken nokta, yeni dönemin geçmişten çok daha sancılı geçeceği yönündedir.

Maalesef, Ergenekon sürecini olgunlaştıran devletin zirvesindeki zımni mutabakat, Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’ın içinde yer aldığı 10. Dalga operasyondan sonra bozuldu. Diyarbakır’daki faali meçhul cinayetlerle ilgili açılan dava ve askere sivil yargı yolunu açan yasa, mutabakatın yeniden inşasını güç hale getirdi.

Bu durumu, en somut şekilde son Yüksek Askeri Şura’da gördük. YAŞ kararları, bir nevi “rövanş” duygusunun izlerini taşır. Eğer siyasi irade direnmeseydi, tablo daha vahim hale gelebilir, sözgelimi Albay Dursun Çiçek terfi edebilirdi. Ama boşuna heveslenmesinler. O albay, seneye emeklidir. Şimdiden hazırlığını yapsın.

Maalesef, Genelkurmay’ın başlangıçta izlediği “tarafsız” politika, zamanla “dengeci”, daha sonra “taraf” haline gelmeye başladı. En azından kamuoyundaki algı değişikliği bu yönde oldu.

HSYK’nın son toplantısı da aynı düzlemde değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla, Ergenekon sürecindeki gelişmelere paralel olarak son bir aydaki gerginlik politikası, önümüzdeki döneme damgasını vurabilir. Emekli orgeneraller başta olmak üzere “hatırlı” sanıkları dava dışına çıkarıncaya, Diyarbakır’daki Cemal Temizöz davasını iğdiş edinceye kadar “düello” sürecektir. Öncelik ise Diyarbakır’dadır.

Ucu açık yolculuğa hazır olun.

STAR

YAZIYA YORUM KAT