Dadaab Mülteci Kampı Raporu

15.11.2011 00:26

İbrahim Sediyani

İnsanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük açlık ve kuraklık felâketi nedeniyle yurtlarını terk edip “Ölüm Yürüyüşü” adı verilen ve günler süren yolculuk sonucu geldikleri Kenya’nın Kuzeydoğu ilinin Dadaab ilçesinde, Dadaab Mülteci Kampı’nda kalan Somalililer, halen en acil barınma ve sağlık yardımına ihtiyaç duyuyorlar.

Açlık ve kuraklık nedeniyle yüzbinlercesinin hayatını kaybettiği, yüzbinlercesinin de yurtlarını terk edip Kenya topraklarına hîcret ettiği Somalili mültecilerin durumu, gerçek anlamda bir insanlık trajedisi halini almış durumda. Somali sınırına 100 km mesafede bulunan Dadaab Mülteci Kampı’nda yaklaşık 650 bin mülteci kalıyor. Mültecilerin tamamı Somalili ve Şafiî Müslüman.

DADAAB’DA 7 TANE KAMP VAR

 “Dünyanın en büyük mülteci kampı” durumunda olan Dadaab Mülteci Kampı, toplam 7 kamptan oluşuyor. Her kampta ortalama 100 bin insan yaşıyor. Bu kamplar şunlardır:

İfo 1: 1990 yılındaki göç esnasında yapıldı. “İfo”, Somali’deki açlıktan dolayı Kenya’ya hîcret edip gelen ve burada bu kampı kuran adamın ismidir. Bölgede inşâ edilen ilk kamptır.

İfo 2: Yeni bir kamp. 2011 yılındaki göç esnasında yapıldı.

İfo 3: Yeni bir kamp. 2011 yılındaki göç esnasında yapıldı.

Degahli: 1990 yılındaki göç esnasında yapıldı. “Degahli”, Somali’deki bir taşın ismidir.

Bolaxêyr: 2009 yılındaki göç esnasında yapıldı. “Bolaxêyr”, Somali dilinde “Hayırlı köy” demek.

Bolabextî: 2009 yılındaki göç esnasında yapıldı. “Bolabextî”, Somali dilinde “Bahtlı köy” demek.

Hagedara: 1990 yılındaki göç esnasında yapıldı. “Hagedara”, Somali dilinde “Büyük ağaç” demek.

Kampların, güneyden kuzeye dizilişi ise şu şekildedir:

Bolaxêyr → 1km → İfo 1 → 7 km → İfo 2 → 1 km → İfo 3 → 8 km → Degahli → 3 km → Bolabextî → 3 km → Hagedara

SOMALİLİ MÜLTECİLERİN TEMEL İHTİYAÇLARI

Şu anda büyük bir insanlık dramının yaşandığı Dadaab Mülteci Kampı’ndaki temel ihtiyaçlar şunlardır:

1 – Gıda,

2 – Su,

3 – Sağlık taraması ve bakım,

4 – Yaşam alanı ve uygun yaşam koşullarının sağlanması,

5 – Giyim (NOT: Hazır giysilerin gönderilmemesi önemle rica olunur. Bizim giydiğimiz kıyafetleri onlar giymiyorlar. Bunun yerine kumaş gönderilmesi ve uygun elbisenin dikilmesinin onlara bırakılması daha uygun olacaktır. Başta ayakkabı ve terlik, çok acil gönderilmesi gereken bir ihtiyaçtır.)

DADAAB MÜLTECİ KAMPI’NDAN ANEKDOTLAR

“Dünyanın en büyük mülteci kampı” durumunda olan Kenya’daki Dadaab Mülteci Kampı, Dadaab ilçe merkezine 12 km, Garissa il merkezine 121 km, Kenya’nın başkenti Nairobi’ye 488 km, Somali sınırına 100 km, Somali’nin başkenti Mogadişu’ya ise 722 km mesafede bulunuyor.

Dadaab şehri, Kenya’nın Kuzeydoğu İli (Kisw. Mkoa wa Kaskazini – Mashariki; İng. North Eastern Province)’nin bir ilçesidir. İlçe halkı Müslüman’dır ve çoğunluğu Somali kökenlidir. Kenya’nın Somali’ye giderkenki son yerleşim birimidir. İl merkezi olan 121 km batısındaki Garissa şehrinin nüfûsu 65 bin 881’dir. Kuzeydoğu İli’nin ise toplam nüfûsu 1 milyon 410 bin 342 kişi, toplam yüzölçümü 126 bin 186 km²’dir.

1990 yılında Somali’de yaşanan emperyalist işgal, iç savaş ve çatışmalar, ardından gelen açlık ve kuraklık nedeniyle son 21 yıldır Somali topraklarından Kenya’nın Dadaab şehrine mülteci akını yaşanmaktadır. Bunun sonucu olarak oluşan Dadaab Mülteci Kampı, 1990 yılında kuruldu. Somali topraklarından bu kamplara sırasıyla 1990 yılında 400 bin mülteci, 2006 yılında ise 135 bin mülteci akın etti. Çok zor durumda kalan Kenya devleti, Ocak 2007 tarihinde Somali ile arasındaki sınırı kapattı. Ancak Somali’deki trajedinin had safhaya ulaşması nedeniyle iki yıl sonra yeniden açmak zorunda kaldı. Ocak 2009’da ise 244 bin mülteci daha geldi. Son göç dalgası, Ramazan ayı olan Ağustos 2011’de yaşandı.

Kampta kalan mülteciler, bölgede konuşlanmış olan Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatından memnun değil. Hatta BM çalışanlarının tutum ve davranışları, bütün gün son model ciplerle dolaşmaktan başka birşey yapmamaları üstüne bir de rahatsızlık veriyor. BM’deki kimi bayan görevlilerin mülteci bayanlar arasına girip ahlaksızlığı yaymaya çalışmaları, Batı’daki kadınların hayatlarını ballandıra ballandıra anlatmaları, “bir kadının hem kocası hem sevgilisi olmalı” yönünde telkinleri, tamamı Müslüman ve hem de çok dîndar olan Somalili mülteciler arasında ciddî anlamda rahatsızlığa sebebiyet veriyor.

BM görevlileri arasında bulunan önemli sayıda bir kesim, bölgede hummalı bir şekilde misyonerlik faaliyeti yürütüyorlar ve hatta sırf bu Müslümanlar’ı “Hristiyanlaştırmak” amacıyla buradalar. Bundan bir ay önce (Ekim 2011), mülteci kampında BM’ye ve misyonerlik çalışmalarına karşı kitlesel protesto gösterileri oldu. Mülteci halk BM’ye karşı âdeta ayaklandı. Ancak böylesine önemli bir haber – Türkiye dahil – hiçbir ülke medyasında yer almadı. Bunu biz de oradayken öğrendik.

BM’nin bölgedeki notu tek kelimeyle “sıfır”... Dış dünyaya yansıyan, medya propagandasından ibaret yalnızca. BM bölgede çadır dağıtmış sadece; onu da yeni dağıtmış ve zaten bir süre sonra bu çadırları geri alacak. Dağıttığı çadırlar ise kendisinin değil, Rotary kulüplerinin çadırları. Çadırları Rotary kulüplerinden ödünç alıp Somali halkına dağıtmış, bir süre sonra o çadırları Somalililer’den alıp Rotary kulüplerine geri verecek.

BM’nin şu anda bölgede yaptığı tek şey, iki haftada bir pirinç dağıtmak. Bunun dışında, gerçekten birşey yaptığı yok. BM çalışanları zamanlarının çoğunu kamp dışındaki, şehirlerdeki villalarda geçiriyor ve kamplara geldikleri vakit ise son model ciplerle tur atmaktan başka birşey yapmıyorlar. Son üç aydır Somalili mültecilere ulaştırılmak üzere BM çatısı altındaki yardım örgütlerine dünya halkları tarafından yapılan milyarlarca Dolar yardımın nereye gittiğini, bu paralara ne olduğunu ise hiç kimse bilmiyor. Zira kamptaki mültecilerin sofrasında ne varsa, üst başlarında ne varsa, hepsi bağımsız çalışan Müslüman STK ve insanî yardım dernekleri tarafından temin edilen yardımlar. Bunu herhangi bir propaganda olarak değil, bir durum tesbiti olarak söylüyorum. Gönül isterdi ki böyle olmasaydı; BM aracılığıyla yapılan yardımlar gerçekten sahiplerine ulaşsaydı.

En basitinden, anlamak için: 21 yıl önce hîcret eden mülteciler ile 3 ay önce hîcret eden mültecilerin durumları aynı. Aralarında hiçbir fark veya değişiklik yok. Bu bile aradan geçen 21 yılda hiçbir şeyin değişmediğini ve düzeltilmediğini göstermesi açısından tek başına yeter de artar bile.

Bölgede faaliyet gösteren bağımsız STK’lar, özellikle Müslüman insanî yardım kuruluşları harıl harıl çalışıyorlar. Somalili mültecileri ayakta tutan en büyük unsur, bu vakıflar. Özellikle Türkiye merkezli İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı’nın buradaki çalışmaları, insanın göğsünü kabartacak nitelikte. Bunları hiçbir kurumsal, örgütsel veya kişisel, cemiyetsel tarafgirlik yapmak amacıyla söylemiyorum. Sadece bir durum tesbiti olarak söylüyorum. Ayrıca vakfın ne görevlisiyim, ne çalışanı, ne de üyesi. Bu raporu da talep veya rica üzerine değil, kendi istenç ve özgür irademle kaleme alıyorum. İHH İnsanî Yardım Vakfı, bölgede ilk günden beri konuşlanmış ve halihazırda da mülteci halkla “et ve tırnak gibi” olmuş durumda. İHH hakkında olumsuz düşünceleri olanlar ve bu düşüncelerini değiştirmemekte ısrarcı olanların bölgeye gidip bu çalışmaları bizzat yerinde gözlemlemelerinde fayda var. 

İlk günden itibaren bölgede konuşlanmış olan İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı, kampta günde ortalama 500 hastaya sağlık hizmeti veriyor. Doktorları ve hemşireleriyle aylardır bölgede kamp kurmuş olan İHH, Dadaab’da, bu bayramdaki kurban kesimlerinin gerçekleştirildiği alanda bir hastane ve sağlık ocağı kurmak için çalışmaktadır. Hastanenin inşâ çalışmalarına 10 gün içerisinde başlanacaktır. İHH İnsanî Yardım Vakfı bunlarla yetinmeyip, bölgede su kuyuları açmak için hummalı çalışmalar yürütmektedir. Bir su kuyusu açmak, 60 bin Dolar’a mal oluyor. Tek başına İHH bugüne kadar (yani son 3 ayda) tam 6 tane su kuyusu açtı. Bu da İHH’nın her ay iki su kuyusu açtığına tekabül ediyor ki, bu hakikaten gıpta edilmesi gereken bir başarı. Su kuyusu açmak için yerin en az 150 m kadar derinine inmek gerekiyor. Bir su kuyusu, ortalama 1500 kişinin her türlü ihtiyacını (beslenme, yıkanma, sulama) karşılıyor. Buradan hareketle, kamptaki toplam 9 bin insanın her türlü ihtiyacının İHH tarafından sadece su kuyuları vasıtasıyla temin edildiğini rahatlıkla anlarız. Bu sayıya İHH’nın gıda yardımları dahil değil. İHH’nın gıda yardımları kamptaki yüzbinlerce kişiye ulaşıyıor. Buradaki mültecilerin büyük çoğunluğunu İHH besliyor dersek, mübalağa etmiş olmayız. Sadece Kurban Bayramı günlerinde Türkiye merkezli İHH İnsanî Yardım Vakfı ile Almanya merkezli WEFA (Weltweiter Einsatz für Arme) adlı Müslüman kuruluşlar tarafından binlerce kurban (yüzbinlerce hisse) kesilip mülteci ailelere dağıtıldı. Başka ülkelerden gelen Müslüman kuruluşların görevlileri veya gönüllüleri mülteci halk ile aynı dîn ve inançtan oldukları için kaynaşmaları da kolay olmakta ve aralarında güven sorunu yaşanmamaktadır.

Kamptaki Somalili mültecilerin geneli Arapça biliyor. Okuma – yazma oranı çok düşük. Çoğunun kimliği bile yok. Kimlikleri olmadığı için tüzel alanlarda çok sıkıntı çekiyorlar. Buna birkaç hafta önce yaşanan bir olayı anlatarak örnek verelim: Kamptaki bir çocuğun kolunu yılan ısırıyor. Ancak çocuğun kimliği olmadığı için babası doktora götürmeye korkuyor. “Çocuğumu benden alırlar” diye korkuyor. Çocuk üç hafta boyunca böyle yılan ısırığıyla kalıyor. Ancak çocuğun kolu iyice şişip hayatî tehlike başgösterince İHH İnsanî Yardım Vakfı görevlileri aileyi güç bela ikna edip çocuğu alıp Garissa il merkezine götürüyor ve tedavi ettiriyor. Tedaviden sonra çocuğu geri getirip ailesine teslim ediyor.

Ölümler daha çok “Ölüm Yolculuğu” adı verilen ve günlerce yaya olarak yapılan göç yolculuğu esnasında yaşandı. Şu anda ise ölümler yine o yolculuktan kalma hastalıklar dolayısıyla oluyor. Onun dışında, “açlık” ile ilgili ölümler, kampa sağ salim ulaşıp yerleştikten sonra ortadan kalkmış durumdadır. Bu da bölgede konuşlanmış olan insanî yardım kuruluşlarının sağladığı bir rahatlamadır.

Kamp Kenya topraklarında olduğu halde Kenya devletinin değil BM örgütünün denetimi altında olduğu için burada bağımsız çalışma yürütmek de oldukça güç. BM’nin izni olmadan hiçbir şey yapmak mümkün değil; onlar da bu izni vermiyorlar zaten. Çünkü kendileri haricindeki herkesin varlığından rahatsız oluyorlar. Dünyadaki insanlardan paralarını göndermelerini istiyorlar, kendi gelmelerini değil. Bağımsız STK’ların takip etmesi gereken yol, kamp bölgesi dışında bir köy kurmak ve yerleşmek (çünkü Kenya devletine bağlı) ve böylece Kenya devletini muhatap alarak çalışma yapmak. O zaman hiçbir sorun yok. Kenya devleti bu noktada BM’ye kıyasla oldukça insanî bir yaklaşım içinde. Eğer bu yolu takip ederlerse, yani BM’yi değil Kenya Cumhuriyeti devletini muhatap alarak bölgeye yerleşirlerse, STK’lar ve insanî yardım vakıfları o zaman istediği şekilde çalışma yürütebilir, burada su kuyusu ve okul açabilir, gıda yardımı yapabilir, tarımcılığı geliştirecek faaliyetler içinde bulunabilir.

Bölgede alınan duyumlara ve halk arasında konuşulanlara göre, BM bölgeyi terk etmeye hazırlanıyor. Resmî ve kesin bir bilgi değil bu ancak genel kanaat o yönde. Çünkü BM araçlarını satmaya başladı ve son zamanlardaki tüm faaliyetleri, burayı tamamen terk etmeye yönelikmiş intibaı veriyor. Ancak bu, taktiksel bir geri çekilme de olabilir.

Kamp yakınında küçük bir havaalanı var sadece BM veya çeşitli devletler tarafından kullanılıyor.

Mülteciler Somali’de kalan aileleriyle, akraba ve komşularıyla hâlâ görüşüyorlar. Kenya’da iletişim çok ucuz ve Somali’yle telefonda görüşme imkânına sahipler.

Mültecilerin sadece % 30’u ülkesine geri dönmeyi düşünüyor. Ancak Somali’de durumlar düzeleceğine daha kötüleşiyor veya aynı kalıyor. Son 21 yıl içinde ülkesine geri dön(ebil)en pek kimse yok. Mülteciler arasında çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu % 70’lik büyük bir kesimin ise buradan bir beklentisi var. Kadınlar ve çocuklar Somali’ye dönmekten çok, Kenya’da yeni bir hayat kurmanın düşünü kuruyorlar. Savaşsız ve sorunsuz, buradaki diğer halklarla kardeşlik hukuku çerçevesinde iyi bir hayat yaşayacaklarına ve çocuklarını hem daha iyi hem de daha güvenli yetiştireceklerine inanıyorlar. Mülteci ailerlerde kadın evin her şeyidir ve hayatı çekip çevirmede öncülüğü kadın yapmaktadır. Mülteci kadın, Somali’de iştiğal ettiği her işi burada da yapmaktadır ve üstelik çocuklarını savaşa kurban verme endişesi de yoktur. Ancak mülteci erkek aynı ortamı burada bulamamakta, bütün gün hiçbir şey yapmadan durmaktadır. Bundan dolayı erkekler memlekete geri dönmenin hayâlini kurarken kadınlar burada yeni bir hayat kurma taraftarıdır.

Sayıları 650 civarında olan mültecilerin ezici bir çoğunluğunu küçük çocuklar oluşturuyor. Çok çocuk yapıyorlar. En düşük ortalama, her ailede 7 çocuk.

Kamp yakınında büyük bir mezarlık kurulmuş. Ölülerini oraya gömüyorlar.

Mülteciler, Somali halkının geneli gibi son derece dîndar bir halk. Küçük kız çocuklarını bile hicabsız dışarı çıkartmıyorlar. 3 yaşındaki kız çocuğundan 90 yaşındaki yaşlı nineye kadar tüm bayanlar örtülü.

Bunca muhtaç durumlarına ve yokluklarına rağmen, kendilerine ne tür ihtiyaçları olduğunu soran kurum ve kuruluşlara – ağızbirliği etmişçesine – “Mescîd, Mescîd” cevabını veriyorlar. Mültecilerin tamamı günde 5 vakit namaz kılıyor; Ramazan’da oruç tutuyor.

Kamptaki çocuklar bir gelenek olarak küçük yaşlardan itibaren Qûr’ân-ı Kerîm ve hâfızlık kursuna veriliyor. Kamptaki çocukların neredeyse tamamı hâfız. 15 yaşın altındaki tüm çocuklar Qûr’ân-ı Kerîm’i başta sona ezbere okuyabiliyor.

Çocuklara Qûr’ân-ı Kerîm, temel dînî eğitim ve genel okul eğitimi, “Duksi” adı verilen okullarda veriliyor. “Duksi”ler bazen sacdan örülen bir duvarın içinde veya ağaç dallarından yapılmış bir yuva olabileceği gibi, tamamen açık alanda, büyük bir ağacın altında da olabiliyor. Çocukların defter ve kalemleri yok. Ağaçların kesilerek yapılan tahtaları defter veya yazı tahtası olarak kullanıyorlar ve bunlara “Loh” adı veriliyor. Yazılarını ise ıslak kömürle yazıyorlar. Silgi olarak bez vaya bazen minik ellerini kullanıyorlar.

Bayram günlerinde (dînî bayramlar) kadınlar ellerini ve ayaklarını süslüyor, kına sürüyorlar. Bayramı süslenerek karşılıyorlar.

Sanıldığının veya yansıtıldığının aksine, kampta Eş- Şebab örgütü etkili değil. Ancak Somali’de oldukça etkili, hatta ülkeye tamamen hâkim dersek, mübalağa etmiş olmayız. Somali topraklarının % 90’ı Şebab kontrolünde. Dış dünyada Somali’nin meşrû hükûmeti gibi gösterilen Şeyh Şerîf, aslında başkent Mogadişu’nun sadece küçük bir kısmını elinde bulunduruyor ve başkentte bile dışarı çıkamıyor. Somali halkının % 99 gibi ezici bir çoğunluğu ise Şebab’a karşı sempati besliyor. Ancak mülteci kampında böyle bir durum yok; esasında böyle bir gündem de yok. Burada ana gündem, halkın temel ihtiyaçları. Ancak mülteci ailelerin kendi aralarında neler konuştuklarını bilmiyoruz tabiî ki.

NELER YAPILMALIDIR? NASIL YARDIM EDİLMELİDİR?

İhtiyaç halindeki insanlara yardım ellerini uzatabilecek kadar vicdanlı ve merhametli olmak önemli olduğu kadar, bu yardım ellerini nasıl uzatmak gerektiğini bilebilecek kadar uyanık ve ferasetli olmak da aynı derecede önemlidir. Dolayısıyla “doğru şeyler” göndermek tek başına yeterli değildir, “doğru yoldan” göndermek bunun olmazsa olmaz koşuludur.

 “Doğru şeyler” göndermek ve “doğru yoldan” göndermek için takip edilmesi gereken hususlar şunlardır:

1 – Mültecilerin gıda ihtiyaçları halihazırda önemli oranda karşılanmış durumdadır. Yapılması gereken, kalıcı rahatlık sağlayacak ve uzun vadeli getirisi olan yardımlar yapmaktır. Örneğin binlerce ekmek göndermek yerine, bir tane su kuyusu açmak bin kat daha evlâdır. “Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek” gerekir.

2 – Geçici veya çoğu kez şov amaçlı bölgeye gidip günübirlik yardımlar yapan kurum ve kuruluşlara teveccüh etmek yerine, bölgede konuşlanmış ve mültecilere kalıcı, uzun vadeli yardımlar sağlayan, bu konuda canla başla çalışan Müslüman kuruluşlar yardımsız ve desteksiz bırakılmamalıdır. Türkiye’de yaşayan kardeşlerimiz İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı adlı derneği (iletişim için www.ihh.org.tr), Avrupa ülkelerinde yaşayan kardeşlerimiz ise Weltweiter Einsatz für Arme (WEFA) adlı derneği (iletişim için www.wefa.org) sahipsiz bırakmamalı, bu kuruluşları her türlü imkânları ile desteklemelidir. İHH ve WEFA gibi kuruluşlara karşı en ufak bir şüphe duyulmamalıdır. Halkımız, bu kuruluşlara ulaştırılan yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştığından emin olmalıdır.

3 – Gıda yardımı veya günübirlik yardımlar yapmak yerine, örneğin su kuyusu açmak için seferber olmak, bulunduğumuz yerlerde bu yönde kampanyalar yürütmek en akıllıca iştir. Mültecilere yapılacak en kalıcı yardımlar bu şekilde olur. Bir su kuyusu açmanın bedeli 60 bin Dolar’dır. Her çevre veya camiâ kendi bölgesinde bu yönde çalışma yürütür, su kuyusu açmak için kampanya düzenler ve bunun için gereksinim duyulan bedeli toplarsa Dadaab’daki kardeşlerine en güzel ve anlamlı yardımı yapmış olacaktır. Çevre ve camiâlar bunu İHH ve WEFA gibi kuruluşlarla koordineli bir şekilde, onlarla tam bir dayanışma halinde yapmalıdır. Su kuyusu açılışında, organize etmiş olan camiâdan temsilciler İHH veya WEFA ekibiyle birlikte o topraklara gidip çalışmaları yerinde gözlemleyebilir. Bu noktada hiçbir sıkıntı yoktur.

4 – Su kuyusu haricinde okul ve hastane açmak gibi hedeflerle yardım yapmak, yardım kampanyaları düzenlemek, anlatılamayacak kadar önemlidir.

5 – İnsanî yardım yapan bu vakıflara belirli zamanlarda belirli yardımlar yapmak yerine, her ay banka hesabımızdan düzenli olarak kesintinin yapıldığı bir yardım akışı sağlamak, yardımlaşmayı sistematik bir alışkanlık halinde ifa etmek ve bu güzel hasleti kalıcı bir gelenek haline getirmek lazımdır.

SONUÇ OLARAK

Afrika Boynuzu’nda bulunan Somali ve bu ülkeden Kenya’ya göç edip Dadaab kentindeki mülteci kampında kalan Somaliler, şu anda büyük bir insanî trajedi ile karşı karşıyadırlar. Bölgeye acilen insanî yardım ulaştırılmalıdır.

Almanya’daki WEFA adlı insanî yardım vakfının gönüllüsü olarak Kurban Bayramı vesilesiyle Kenya’ya, Dadaab Mülteci Kampı’na gittim.

Kenya’da 6 gün kaldım. Bunun 4 gününü Dadaab Mülteci Kampı’nda, 1 gününü Dadaab ilçesinin bağlı bulunduğu Garissa il merkezinde, 1 gününü de ülkenin başkenti Nairobi’de geçirdim.

Kurban Bayramı’nı kamptaki mültecilerin arasında yaşadım. Elinizdeki bu raporu, kamptaki gözlemlerim ile bölgedeki çalışanlar ve bölge yetkilileriyle yaptığım görüşmeler sonucu hazırladım. Bunu hazırlarken de hiçbir kurumsal çıkar gözetmedim, tarafgirlik kaygısı gütmedim. O topraklara gidip gözlem imkânı bulan herkesin, bu anlattıklarımdan farklı şeyler söyleyeceğini sanmıyorum.

İbrahim Sediyani

(Gazeteci, WEFA Gönüllüsü)

Dadaab, Garissa ve Nairobi / KENYA

BURASI DADAAB MÜLTECİ KAMPI 

sediyani-20111115-01.jpg

sediyani-20111115-02.jpg

sediyani-20111115-03.jpg

sediyani-20111115-04.jpg

sediyani-20111115-05.jpg

sediyani-20111115-06.jpg

sediyani-20111115-07.jpg

sediyani-20111115-08.jpg

sediyani-20111115-09.jpg

sediyani-20111115-10.jpg

sediyani-20111115-11.jpg

sediyani-20111115-12.20111115034559.jpg

sediyani-20111115-13.jpg

sediyani-20111115-14.jpg

sediyani-20111115-15.jpg

sediyani-20111115-16.jpg

sediyani-20111115-17.jpg

sediyani-20111115-18.jpg

sediyani-20111115-19.jpg

sediyani-20111115-20.jpg

sediyani-20111115-21.jpg

sediyani-20111115-22.jpg

sediyani-20111115-23.jpg

sediyani-20111115-24.jpg

sediyani-20111115-25.jpg

sediyani-20111115-26.jpg

sediyani-20111115-27.jpg

sediyani-20111115-28.jpg

sediyani-20111115-29.jpg

sediyani-20111115-30.jpg

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim