D-8 zirvesinin düşündürdükleri

09.07.2008 03:15

Serdar Demirel

D-8’in (Developing 8 Countries: Kalkınmakta Olan 8 Ülke) bu yılki liderler zirvesine Malezya ev sahipliği yaptı.

Malûm olduğu üzere D-8 ülkeleri; Bangladeş, Endonezya, İran, Malezya, Mısır, Nijerya, Pakistan ve Türkiye’den müteşekkil bir birliğin ismi. 22 Ekim 1996 yılında, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde oluşturulmuştu.
Öncü 8 ülkenin inisiyatifinde, gelecekte bütün Müslüman ülkelerin ekonomi öncelikli işbirliğini hedefliyordu kurucu irade. Umut vericiydi.
Başarıyla sağlanacak ekonomik birlikteliğin siyasi birlikteliğe dönüşme istidatı, beslenen umutların ana sebebiydi. Avrupa Birliği de İkinci Dünya Savaşı sonrası konjonktürde, öncü rolü üstlenen birkaç ülkenin girişiminin sonucu değil miydi?
Avrupa ülkeleri tarihinde hep savaşmıştı. Tarihin en büyük savaşları bu coğrafyada meydana gelmişti. Kanlı bıçaklı bir tarih tecrübesine sahip halklar bir araya gelme iradesi sergileyebiliyorsa eğer, tarihinde bazı kırılma noktaları hâriç hep birlik olmuş bir kültür havzasının insanları neden bir araya gelemesindi ki?
En azından ümmetin ortak meselelerinde tavır birliği oluşturmaya zemin teşkil edecek bir birliktelik... Liderler ve elit tabaka düzeyinde olmasa da halkların gönlü hep birlikten yanaydı zaten.
Halkın içinden gelen ve medeniyetine karşı sorumluluk duygusu besleyen siyaset kurucu bir kadro ilk hamleyi bütün risklere rağmen hayata geçirebilmişti..
Medeniyet iddiasını yitirmiş seçkinlerimiz, o dönem atılan hamleyi; “en fakir ülkelerin oluşturduğu birlik” diye tiye almışlardı. Akılları sıra ‘zengin ülkelerin oluşturduğu G-8 ve Avrupa Birliği’ne gönderme yaparak, projeyi küçümsüyorlardı. Türkiye’nin zenginler klübünü bırakıp fakirler liginde ne işi vardı?..
İnterdsiplinler perspektifinden yapılmak isteneni analiz edemiyor, çok yönlü siyasi ve ekonomik ittifaklara şans veremiyorlardı. Onlar, coğrafyamızın ruhuna uygun hayâl kurma yetisini bile kaybetmiş olduklarından, ne Batıcı olabilmiş ne de kendisi kalabilmiş, â’râftaki şizofren şaşkınları oynayabilirlerdi ancak.
Bizim seçkinlerin tavrı buyken, Batı, kalkınmakta olan 8 Müslüman ülkenin bu girişiminden tırsmıştı.
Erbakan hükümetinin alelacele düşürülmesinin en önemli nedenlerinden birisi de budur. Sanıldığının aksine 28 Şubat bütün boyutlarıyla yerli bir proje değildi.
Perde önündeki aktörler bizi yanıltmasın!
Üzerinde düşünülmesi gereken bir konuya dikkat çekmek istiyorum. 28 Şubat’a giden o süreçte, yani D-8 girişiminin başlatılmış olduğu o günlerde, Türkiye çok karışmıştı, karıştırılmıştı.
Aynı zaman diliminde birliğin diğer önemli ülkesi Malezya’da çok karışmıştı, karıştırılmıştı.
Uluslararası para sihirbazları Malezya ekonomisini çökertme girişiminde bulunmuş, kalkınmakta olan bu ülkeyi IMF’nin kapısında avuç açmaya zorlamışlardı. Mahathir Muhammed ile Enver İbrahim gerginliğinin temelinde, dayatılan krizden nasıl çıkılması gerektiği hususundaki yol haritası ihtilafı vardı.
Mahathir’in üvey evladı mevkiindeki, ondan sonra doğal vârisi kabul edilen Enver İbrahim tasfiye edildi. Malezya’da dengeler altüst olmuş, oyun yeniden kurulmuştu. IMF reçeteleri de büyük bir ferasetle reddedilmişti.
D-8 ülkelerinin Malezya’da toplandığı bugünlerde birlik ülkeleri yine çok karışık. Birliğin tek nükleer gücü elindeki silahları korumanın mücadelesini veriyor. İran’a saldırı ihtimalleri ciddi boyutlarda. Ama, asıl dikkat çekmeye çalıştığımız Malezya ve Türkiye.
Malezya 1997’de olduğu gibi ekonomik sıkıntı yaşıyor. Petrole yüzde 40 zam geldi ki, bu ülke için rekor bir zam. Bu zam diğer zamları tetikledi. Ekonomik kriz ile siyasi kriz atbaşı gidiyor.
Geçen aylarda yapılan seçimlerde Başbakan Abdullah Bedevi’nin liderliğini yaptığı Barisan Nasional Partisi (Ulusal Cephe Koalisyonu) birinci gelse de tarihî oy kaybı yaşadı. PKR (Adalet Halk Partisi) oylarını artırarak ikinci geldi. PKR’ın de facto lideri Enver İbrahim’in seçim yasağı Nisan ayında bitmiş, o da hükümeti düşürmek ve başbakan olmak için kolları sıvamıştı.
Enver İbrahim’in daha önceden olduğu gibi yeni bir “fiili livata”yla suçlanması siyasi hayâllerine en fazla yaklaştığı bir dönemde gerçekleşti. Konunun detaylarına girmeye yerimiz müsait değil. Ama şunu belirtmek istiyorum, olay yargıya havâle edilmiş durumda. Bir anlamda ülkenin geleceğini yargı belirleyecek.
Türkiye ise yeni bir 28 Şubat sürecinden geçiyor.
O zaman Refah Partisi kapatılmıştı.
Şimdi Ak Parti kapatılma tehlikesiyle yüz yüze. O gün Susurluk vardı, bugün Ergenekon. Kıyasıya bir mücadele var.
Ama son sözü Malezya da olduğu gibi Türkiye’de de yargı söyleyecek. Sözün özü siyasetin rotasını yargı belirleyecek.
D-8 zirvesinin yapıldığı bu dönem şartları, beni, dünle bugün arasında böylesi bir özet mukayeseye götürdü.
Gelişmelerin lokal aktörleri ortada. Ya küresel aktörleri?..

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim