1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Cunta: “Mısır’da İhvan’a ve Müslümanlara Yer Yok!”
Cunta: “Mısır’da İhvan’a ve Müslümanlara Yer Yok!”

Cunta: “Mısır’da İhvan’a ve Müslümanlara Yer Yok!”

Mısır Darbecilerinin Açık Mesajı: “Toplumsal Yapıyı Kucaklamak Umrumuzda Bile Değil. Mısır’da İhvan’a ve Müslümanlara Yer Yok!”

A+A-

BAHADIR KURBANOĞLU / HAKSÖZ HABER

Mısır’daki askeri darbe, İslam dünyasında bundan yaşanması muhtemel süreçlerin de izlerini taşımakta. Suriye’de durdurulmaya çalışılan İslami hareket rüzgarının ardından şu an Mısır’da ve Temerrüd (isyan) hareketinin Tunus’ta toplamaya başladığı ve şu günlerde ikiyüz bini bulduğu ifade edilen imza çalışmalarına bakılırsa yakında Tunus’ta da benzer süreçlerin işletileceği söylenebilir. Ve bu sürecin tek bir ismi var o da: Karşı-devrim.

Karşı devrimi destekleyen ülkelere baktığımızda ABD ve AB başta olmak üzere İslam dünyasında birbirileri arasında yürüttükleri mezhep çatışmalarına rağmen, İnkılap ve intifada rüzgarlarının kesilmesini isteyen iki ülke Suud ve İran. Katar’ı hariç tutarsak, Suud ve BAE başta olmak üzere körfez ülkelerinin hemen tamamı ve İran’ın bu süreçte oynadıkları rol, Emperyal güçler denen Batılı devletlerden çok daha aktif, ürkütücü ve ümmeti bölücü bir mahiyet içermekte.

Beşşar Esed rejiminin Türkiye’deki ve Mısır’daki bu gelişmeler sayesinde rahatlaması bunun çok açık delili olduğu gibi, Suud’un en-Nur gibi Selefi gruplara desteğinin, İran’la birlikte zımnen yürüttükleri bu süreçte İslam ümmetinin aleyhine olduğu çok açık.

Cemaati İslami’nin bu oyunu bozma amaçlı olmak kaydıyla Adeviye meydanında İhvan’a verdiği destek karşısında en-Nur Partisi’nin Suud’dan aldığı desteğin bedelini darbecilerle aynı fotoğraf karesine girerek, bu gelişmelerin Mısır’ın hayrına olduğunu belirtmesi, tarihin kara sayfalarına bir leke olarak kaydedilmesi gereken siyasi intihar girişimi olarak da nitelenebilir.

Öte yandan AK Parti hükümetinin, TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun darbecileri eleştiren ve halkın seçtiklerine destek veren tavrı yanında CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun açıklaması da tam anlamıyla Türkiye’ye dönük mesajlar içeren ve hükümeti çok açık biçimde darbeyle tehdit içeren bir mahiyet arzetmekte idi. Kılıçdaroğlu, Mısır’daki darbeyi eleştiriyormuş gibi yaptığı konuşmasında, bundan dersler çıkarılması gerektiğini, toplumun tümünü kucaklamayan bir anlayışın başına neler gelebileceğini zımnen ortaya koymuş oluyordu.

Kucaklanan Toplumlarda Müslümanlara Yer Var mı?

Mısır’la ilgili tartışmalar birebir Türkiye ile ilgili çıkarılacak dersler içermekte. Eğer İsrail’in ve Batı’nın güvenliğini tehdit edecek ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan siyasi yapılar neşvünema bulursa, bunlar “toplumu kucaklayamadıkları”na dair propagandalarla alaşağı edilecekler. Ve yeni yapılanmalarda bu toplumsal kesitler sindireleceği gibi, en fazla koalisyon unsurları olarak vesayet yapılarının izniyle siyaset edebilecekler. 

Soyut demokrasi nutukları, İslamcıların önüne engel oluşturmada istifade edilecek “ilkesel” söylemler olduğu gibi; Batılılaşma, evrensel Batılı normların yaygınlaştırılması ve küresel egemenlerin çıkarlarının korunması noktasında işlevsel kılınacak. Böylelikle İslamcılar demokrasiyi ayaklarının altına almaya çalıştıklarında(!) işgal ordularının harekete geçmesi ve halkı meydanlara indirerek demokratik eylemlilikler görüntüsü sayesinde meşruiyet sağlayıp olur alması da mümkün olacak. Buna “Demokratik Darbeler(!) Dönemi” de diyebiliriz.

Komplocular Utanmalı!

Ortadoğu intifadaları başladığından bu yana “gelişmelerin ardında ABD-İsrail var, elimizde deliller, belgeler var” diyerek İslami kesimlerin zihinlerini altüst eden komplocuların mumlarının da yatsıya kadar yandığı ortaya dökülmüş oldu. Bilmiyoruz yüzleri kızarmakta mıdır? Acaba müslüman halkların emeklerini çalmak ve İslami hareketlere yönelik müfterilikte kullandıkları üslubu hangi Saiklerle devam ettirecekler ya da bir özeleştiri yapabilecekler midir?

ABD’nin yorulmasına gerek bırakmayan Suud ve İran’ın süreci tersyüz etme ve İhvan karşıtlığında zirve yapan siyasetlerini değerlendirirken acaba şimdi hangi kriterlere başvuracaklar? İsrail’in çıkarlarını koruyan , Filistin davasına ihanet eden, ABD yanlısı Mursi bir darbe ile devrildi!!! Ama ne ABD ne de Batı buna engel olamadı?!

Mısır’la ilgili tartışmalar bir kez daha iki yıldır çizmeye çalıştığımız tabloyu gözler önüne sermiştir. 100 yıllık Ergenekon yapıları sürgit devem etmektedir ve bunların kısa sürede ortadan kalkmaları mümkün olmadığı gibi, sadece ordu, emniyet, yargı ve bürokrasi içerisinde değil, medyanın yüzde 97’lik bölümünü elinde tutan Batı sermayesinin de güdümünde oldukları ve çıkarlarının devamı için her türlü yola başvurmaktan çekinmeyecekleri bir kez daha görülmüştür.

Halk TV’ye telefonla bağlanan ve Suriye olaylarının başından bu yana İran ve Esed yanlısı yorumlarıyla piyasada bilinen bir İslamcı(!) şahsiyet, utanıp sıkılmadan “Mursi’nin sultasından ve muhtemel gelecek iktidarın inşallah daha adil olabileceğinden(!)” bahisle, Mursi’nin ve İhvan’ın asıl korkusunun 36 milyar dolarlık bütçenin bir yılda nasıl olup da 13 milyar dolara düştüğünün hesabının verilemeyeceği korkusu yaşadıklarını” büyük bir ustalıkla, tahlil adı altında dile getirebilmekte idi!

60-70 yıllık dikta rejimlerinin ardından gelen intifada rüzgarının önünü kesme amaçlı olmak kaydıyla ekonomistinden siyasetçisine ortaya atılan iddialara dikkat kesilmek gerekir. Sadece iki yıllık bir sürecin ne badireler, ön kesmeler, bürokratik engeller dolayımında işlediği bilinmek ve ortada çok açık biçimde eşit şartlarda yürümeyen bir iktidar mücadelesi olduğu halde, Mursi’nin dikta hevesliliği, toplumun önemli bir kesimini dışarıda bırakan tek yanlı politikaları, memnuniyetsiz kitleler, yönetilemeyen ekonomi vs. konu edilerek, Mısır bilinmeyen ellere tahvil edilebilmiştir. Peki bundan sonra ne olacaktır? Darbecilerin anayasası ile askerin pozisyonu Mursi’ye vermeye yanaşmadıkları güçler eliyle (ki o da bunları anayasaya tahvil etmişti) tahkim edilecek, İsrail’le kurulan geleneksel ilişkiler rayına oturtulacak ve Mısır halkının yüzde kaçını temsil ettiği bilinmeyen liderler eliyle, Mursi’yi eleştirdikleri konular Mısır’da hayata mı geçirilecek? Toplumun tümünü kucaklama adı altında Ezher, Kıptiler, En-Nur, Ulusal Cephe vb. ile verilen fotoğraf yeni Mısır’ı inşa etmede reel siyasete dönüşebilecek mi? %71’lerle ifade edilen oy potansiyeline sahip İhvan, Cemaati İslami ve müslüman taban sindirilirse evet! Demek ki yeni toplumsal sözleşmede İhvan’a ve Müslümanlara yer yok! Peki eski rejime dönüşün de mümkün olmadığı böyle bir vasatta nasıl siyaset edilecek ve toplumun geneli nasıl kuşatılacak?

2 yıldan fazla bir süredir devamedegelen iktidar çatışması, darbe günlerinde bizlere Mursi’nin günah galerisi gibi aktarıldı. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi. Bu, güdümlü, sokak mühendisi medya sayesinde gerçekleşti. Ancak propagandalardan biri de o ki, Mursi bu medyayı sindirmeye çalışmıştı! Basın özgürlüğüne halel getirmişti. Ne kadar da tanıdık.

“Demokrasi Sadece Şu Şu Değildir” Nutuklarını Bundan Böyle Çok Dinleyeceğiz!

“Demokrasi sadece sandık değildir”; “Plebisiter demokrasi”; “Çoğunluk diktasına hayır!”; “Çoğunlukçuluk mu, çoğulculuk mu?” sloganlarını bundan böyle sadece Türkiye için değil, Mısır, Tunus vs. için kulaklarımızı ve beyinlerimizi tırmalarcasına duyacağımız çok açık! Liberaller, solcular, teorik demokratlar, laikler ortak serzenişlerini, “liberal ilkeler” sayesinde çoktan kuşandılar. Artık bunlara alışma vaktidir. Hatta bu eleştirilerin sonuçları bir yeni darbeler kuşağı oluştursa da. Öyle ya, demokratikleşme sancılı bir süreçtir; maalesef arada arızalar olur. Söz konusu İslam ve Müslümanlar ise, seküler kesimlerden sadır olacak olan bu eleştirilerin o kesimlerle sınırlı kalmayacağını bilmek gerek. Eleştiride üst çatı normlarını oluşturan bu sloganların “%15’lerle bile ifadelendirilmesi zor kesimlerin yönetimleri hakkında ne ifade eder? Bunun için reçeteniz nedir?” diye sorulması abestir. Çünkü öncelikle varolanı yıkmak, devirmek elzemdir. Sonraki süreçler demokrasinin sancıları, uzun soluklu demokrasi yolculuğu falan olarak adlandırılacağı kesindir! Mısır’da darbenin olduğu bir akşamda, pek demokrat bazı aydınlarımızın “e canım biz de 60 yıllık deneyimlerden sonra bugünlere ulaştık, henüz bu halkların kültürleri gelişmemiş” kabilinden buyurdukları nasihatlerin mide bulandırıcılığı bilmiyouz dikkati çekiyor mu? Peki neden bu tecrübe İslami iktidarlarla birlikte yaşanmayacak? Neden bu coğrafyaları sömürmeye azmetmiş azınlıklara katlanarak bir demokrasi tecrübesi yaşanmak zorundadır? Üstelik kendinizi savunmaya geçtiğinizde “eyvah şimdi iç savaş olabilir, İhvan itidalli davranmalı, darbeciler keşke böyle davranmasaydı, darbeler kötüdür!” şeklindeki serzenişmiş gibi görünen uğultular da cabası. “Demokrasi sancıları çekerken böyle şeyler olur ama mağdurlar sabırlı davranmalıdır. Yoksa çok can yanar.” söylemlerine bundan gayrı alışmak gerek. Kulağımızın dibinde medenice çınladığında cici kelimelere adlanılmamalı. Söylenmek istenen şudur: Sekülariteyi besleyen her türlü darbe katlanılabilirdir; hele ki karşıda İslamcılar var ise! Çünkü onlar varolduğu müddetçe ve halkların yoğun desteklerini aldıkları sürece ‘seküler demokrasi’ yolunda bir arpa boyu ilerlemek mümkün değildir!”

Bakmayın onların “keşke Mursi şöyle davransaydı…” öğütlerine. Zımnen “ama yanlış davranınca darbeyi hak etti” diyememenin karın sancılarıdır bunlar. “Hırsızın hiç mi suçu yok?” diye sormanın fazla bir alemi yok. Hırsızın suçunu 2 yıldır tartışmayan hatta aksi propagandalar üretenlerin hırsızı iş üstünde tartışması ne mümkün. Hele ki hırsızlar çetesi akbabalar gibi bekliyorsa!

Özcesi İslam Ümmetini bundan sonra çetin bir imtihan süreci beklemekle birlikte, gerek halkları gerekse İslami çevrelerin propaganda bombardımanı karşısında da tetikte olmaları elzem.

 

HABERE YORUM KAT