Cunta mı, yoksa sistemin kendisi mi?

28.01.2010 01:03

Sibel Eraslan

Küçük ama gerçek insan, bu sistemin neresinde diye bir soru...

Her şey o kadar büyük, o kadar anlı şanlı, o kadar planlı programlı ve saygın iken... Hep teferruat olarak görülen bizler, yani küçük ama gerçek insanlar, kimin umurundayız?
Önce “Harp Oyunu” dendi, ardından “Darbe falan değil, Valilikle ortak yürütülen Kar Tatbikatı” açıklaması geldi... Kavuklu ile Pişekar arasındaki ortaoyununa döndü medya-cunta ilişkisi...
Siz bu yazıyı okurken, belki de “kırmızı başlıklı kız” masalına dönen bu konuşmalar sürecinde yepyeni güldürücülükte başka bir açıklama daha ortalığı basmış olabilir... Komedi salgını gibi bir şey bu. İnsanların karşı karşıya olduğu hayat memat meselesinin, piyasaya salınan gülme gazı aracılığıyla, gayrı ciddi bir kulvara itildiğini seyrediyoruz hep birlikte...
İş gelip dayanıp şu EMASYA’ya çıkıyor. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve buna istinaden Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında yapılmış olan malum protokola... Valiliklerin, il ve ilçeler düzeyindeki asayişi emniyet güçlerince sağlayamama tehlikesi karşısında, Silahlı Kuvvetler’den yardım destek alması meselesi... İl yönetim teşkilatının ve emniyetin, askeri birliklere tevdii konusu...
Bir an için, ne KAFES, ne BALYOZ, ne AYIŞIĞI, ne ELDİVEN’in... Hiçbirinin ortaya düşmüş, skandal halinde patlamış olmadığını düşünün... Her şey temiz, tertemiz... Ama elinizde EMASYA gibi kullanışlı bir manivela olduğu sürece, yukarıda bazılarının ismini saydığımız korku senaryolarının her birinin de gerçeğe dönüşme ihtimalini kurmuş bir yapı ile karşı karşıyayız... Yani “cunta’ya dair korku senaryoları şu anda olmasa bile (ki vardır), gelecekte olmaması için bir sebep yoktur. Çünkü EMASYA protokolü, kullanılmaya her an hazır bir süngü parlaklığında, orada beklemektedir...
Keza Anayasamızın “Askeri yargı”yı düzenleyen 145. maddesi de ortadayken, orduya sistemin içinde özerk ve denetime tabi olmayan bir mekanizma imkanı sunarken... Biz kalkmış “cunta var mı yok mu?” gibi “lüks” bir soruyla mücadele ediyoruz. Sonra da kalkıp, Anayasa Mahkemesi, sivil yargının alanını daralttı, yasayı niye iptal etti diye veryansın ediyoruz. Anayasa’nın 145. maddesi orada durmaya devam ettiği sürece, buna aykırı kanun çıkartmaya çalışmak, boşa kürek sallamak, vakit kaybetmek değil de nedir?
Sorun cunta değil...
Sorun cunta doğurmaya müsait sistemin bizatihi kendisi...
Yani bugün saydığımız darbe planlarının hepsi birden masal mahiyetinde olsa bile, bu anayasal sistem devam ettiği sürece, yepyeni darbe senaryolarıyla birkaç kuşak daha uğraşacağımız ortadadır...
Anayasamızın “Temel Haklar ve Ödevler” başlığını taşıyan İkinci Kısmına bir bakmak yeterli... 12. md.’de temel hak ve hürriyetlerin mahiyeti kısaca açıklandıktan sonra... 13., 14. 15. ve 16. maddelerde, bu temel hak ve hürriyetlerin, hangi şartlarda sınırlanacağı, hangi şartlarda kötüye kullanılmış varsayılacağı ve nasıl durdurulacağı anlatılıyor... Yani kişisel hak ve hürriyet dendiğinde, bizim Anayasamızın anladığı şey, bu hakların nasıl sınırlanıp, nasıl ortadan kaldırılacağına dairdir...
Şimdi biz kalkıp, “darbe cuntasına hayır” diyoruz...
Hangi cunta?
82 Anayasası’nın zaten kendisi cuntadır.
Suça teşebbüs etmiş generaller görevden alınsın deniyor. Genelkurmay istifa etsin deniyor. Ordumuz, darbecilerden temizlensin deniyor...
Tamam... Tamam da...
Anayasası, ikili yargı sistemi, zinhar yasaklı kozmik odası ve EMASYA’sı ile boylu boyunca denetime kapalı olarak öngördüğü yapısal haliyle durduğu sürece bu sistem...
Küçük ve gerçek insan, bu sistemin neresinde?
“İsrail usulüyle tepelenmesi elzem”, “teferruat” kısmındayız. Hepimiz...

VAKİT

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim