Cumhuriyet'in ilk darbesi: 27 Mayıs

27.05.2008 04:29

Furkan Aydıner

Joseph Epstein'ın söylediği gibi, insan, ne dünyaya gelişini, ne anne ve babasını, ne içine doğduğu koşulları ve ne de ölümünü belirleyebilir. "Belirlediği tek şey varsa o da nasıl yaşayacağıdır." Maalesef, Anadolu insanı nasıl yaşayacağını da belirleyemiyor.

Hatta nasıl giyineceğine bile karar veremiyor. Ne olduğu gibi görünebiliyor, ne de göründüğü gibi olabiliyor. Çünkü, asırlardır "zorba elitler" yegane belirleyici olmuşlar. Herkese ve her kesime kendisi olma hakkını veren "demokrasi treni"ne sürekli tuzak kurmuşlar. Bazen trenin yoluna taş koymuşlar, bazen ilim ve özgürlükten örülü raylarını parçalamışlar. Zırva tevillerle trenin ilerlemesine sürekli darbeler vurmuşlar. Öyle ki, "medeniyetler müzesi" olarak anılan Anadolu'yu her çeşit darbeyi içeren "darbeler müzesi"ne dönüştürmüşler. Hem de sürekli yenilenen ve bilumum darbeleri içeren bir müze. Yeniçeri isyanlarıyla, bu müzede, "ilkel darbe"ler teşhir edilirken, Jön Türklerin marifetiyle "modern darbe"lerin teşhiri başladı. 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla halka iktidar vaat edenler, aradan yüz yıl geçmesine rağmen, halkın iktidar olmaması için her şeyi yaptılar. İttihat ve Terakki yönetimiyle başlayan ve tek partili dönemle devam eden elitlerin oligarşik yönetimi, çok partili dönemde demokratik sisteme geçişle tehlikeye girdiğinde "modern darbe"ler devreye girmeye başladı. 27 Mayıs darbesiyle hem demokrasi treninin makinisti idam edildi, hem de "darbe klasiği"ne öncülük yapıldı. Daha sonra, 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül darbesiyle her on yılda bir demokratik sisteme balans ayarları çekildi. Sisteme elitlerin iktidarını güvenceye alacak sigortalar yerleştirildi. Bütün darbelere rağmen halkın demokrasi talebi artarak devam edince, 28 Şubat'ta "post-modern darbe" ile sisteme yeni bir ince ayar verildi. Bu da yetmeyince, 27 Nisan'da "e-muhtıra" ile cumhurun kendine başkan seçemeyeceği ilan edildi. Kısacası, Meşrutiyet'in ilanıyla beraber harekete geçen "demokrasi treni" aleni, gizli, modern, post-modern, hakiki, sanal birçok "darbelere (kazalara)" maruz kaldığı için, aradan yüz yıl geçmesine rağmen, henüz bize ulaşmadı.

İlginçtir, sözde halkın menfaati için yapılan darbeler, en büyük darbeyi halka vurmuştur. Kendi ayakları üzerinde durup, dünya milletleriyle yarışma takatini kırmıştır. Bireyin iradesini yok etmiştir. Çünkü, demokrasi bireyin "özgür iradesi"ne saygı duyarken, darbeler bireyi bir kişi veya zümrenin keyfi iradesine "esir" ediyor. Demokrasi bireyin özel yaşamına yapılan müdahalelere engel olurken, darbeler özel yaşamın her alanına müdahale ediyor. Demokrasi, farklılıkları zenginlik gören bireyler yetiştirirken, darbeler başkasına kendi doğrularını empoze eden zorba babalar, öğretmenler, hocalar, bürokratlar, patronlar, gazeteciler ve cuntacılar yetiştiriyor. Demokrasi din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alırken, darbeler bir kişi veya zümrenin inanç ve ideolojisini herkese dayatıyor. Demokrasi kabiliyetleri inkişaf ettirmek için özgür bir zemin sunarken, darbeler kabiliyetleri çürümeye mahkum ediyor. Kısacası, demokrasi insana insanca yaşama imkânı sağlarken, darbeler insanı uzaktan kumandalı robotlar veya ipi başkasının elinde olan kuklalara dönüştürüyor. 27 Mayıs darbesinin 48. yıldönümünde maalesef aynı soruyu soruyoruz: Demokrasi treni bize de gelecek mi acaba?..

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim