1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. 'Cumhuriyet' ,Ulusalcılar ve Amerikan Karşıtlığı
Cumhuriyet ,Ulusalcılar ve Amerikan Karşıtlığı

'Cumhuriyet' ,Ulusalcılar ve Amerikan Karşıtlığı

Her platformda hükümeti Amerikancılıkla suçlayan ulusalcı sol çevrelerin kendileri ABD’yi nasıl görüyorlar?

A+A-

Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberler ve İlhan Selçuk'un yazılarını eksene alan Taraf yazarı Alper Görmüş, ulusalcıların "anti-Amerikancılığı"nın nasıl bir kabuktan ibaret olduğunu gözler önüne seriyor:

O esnada 'Cumhuriyet' gazetesi...

Alper Görmüş / Taraf

Öyle meseleler var ki, peşini bıraksam o benim peşimden geliyor; artık dönmem derken, yeni bir gelişme o meseleyi öyle güçlü bir biçimde çağrıştırıyor ki, çaresiz yeniden "hadi gel bakalım" diyor, sayfaya buyur ediyorum; fikri takip, bu mesleğin altın kurallarından biri ne de olsa...

Fakat bazen de kendini dayatan, "bak, benimle ilgili yeni bir gelişme var" diye bağıran eski meseleler zaten benim çok sevdiğim mevzular olabiliyor. İşte o zaman fikri takibi salt bir görev duygusuyla değil, büyük bir iştahla yerine getiriyorum.

Türkiye'nin ulusalcılarının "Amerikan karşıtlığı", yeni bir gelişme olsun da, şuna yeniden döneyim diye iştahla takip ettiğim mevzuların başında geliyor. Bu çerçevedeki eski yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır, benim bu "karşıtlık"a ilişkin analizim şöyle: Ulusalcıların "anti-Amerikancılığı" bir kabuktan ibarettir. O kabuğu ("zâhir") aşıp öze ("bâtın") ulaşabilirseniz, karşınıza otoriter- jakoben- laik bir yönetim-iktidar arzusundan başka bir şey çıkmayacaktır. Bu "öz"e kim hizmet ederse ulusalcılık onunla ittifaka hazırdır, en başta da Amerika'yla ittifaka hazırdır.

Salı günü, bugünküne girizgâh niteliğindeki yazımı bitirirken bu tesbitimi başka cümlelerle ifade etmiş, favori konuma şimdi de WikiLeaks belgeleri nedeniyle döndüğümü söylemiştim:

"Asıl dertleri olan demokrasisiz laikliğe 'evet' diyecek bir ABD'nin, Türkiye'nin ulusalcılarının başlarının üstünde yerinin olacağını düşünüyorum. Çıkacak belgelerin bunu da, üstelik 'vıcık vıcık' bir üslupla ortaya koyacağı kanaatini taşıyorum. Neden böyle düşündüğümü, 'Tehlikenin farkında mısınız' sloganıyla o dönemde ulusalcı hararete büyük bir ivme kazandıran Cumhuriyet gazetesinin bir yandan da ABD ile nasıl bir flört içinde olduğunu göstererek önümüzdeki yazıda izah etmeye çalışacağım..."


İlhan Selçuk: "Bush yönetimi ne yapmalı?"

2003-2008 arasındaki "bütün iktidar askerlere ve ulusalcılara" döneminde ABD'den medet uman, mevcut iktidarı internet yalanlarından aldıkları borçlarla ABD'li diplomatlara gammazlayan, fakat anti-Amerikancılığı da kimselere bırakmayan "medya mensubu" şahsiyetler konusunda ülkede önemli bir beklenti oluşmuş durumda. Baktım da, son birkaç günde meslektaşlar arasında "bekliyoruz... bakalım kimler çıkacak" harareti iyice yükselmiş durumda...

Bekliyoruz hep beraber... Fakat ben beklerken, bu beklentinin temelsiz olmadığını göstermek, bu amaçla da o dönemdeki Cumhuriyet gazetesinin performansını sizinle bir kez daha paylaşmak istedim.

Artık başlayabiliriz...

2006'nın kasımı... Cumhuriyet gazetesinin "Tehlikenin farkında mısınız" kampanyasını başlatmasının üzerinden yedi ay geçmiş. Arada, "şeriatçılar"a fatura edilmek, böylece bir darbenin yolunu açmak üzere kotarılmış Danıştay saldırısı var... Ulusalcılar, "Amerika'nın kurdurduğu hükümet"e karşı cihat açmış... Bu arada genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşmaktadır...

İşte o koşullarda, Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, ABD'nin, Türkiye'nin çatışan siyasi güçleri karşısında nasıl bir pozisyon alması gerektiğine dair üst üste üç yazı kaleme aldı ve açıkça "onu alma, beni al" dedi. Şöyle ki:

Üç yazıdan ilki (15 Kasım 2006) "Topal ördek ne yapacak?" başlığını taşıyordu. Yazıda İlhan Selçuk, Bush'un henüz "topal ördek" değilken "RTE'yi Türkiye'de iktidarın başı" yaptığını söylüyor, yazısının sonunda da şöyle diyordu:

"Türkiye bu uluslararası operasyonu bozacak ulusal güçlerini toparlayacak hareketi 'muhakkak' yaratmalıdır!.."

Bu yazıda ABD'ye herhangi bir öneride bulunmuyordu Selçuk, yazı boyunca Bush'un "günahları" sıralanıyor, vurgu "ulusal güçleri toparlayacak hareket" üzerine yapılıyordu.

Ertesi günkü (16 Kasım 2006) yazı ise Bush'un günahlarının ne yaparsa affedileceği üzerine kurgulanmıştı, zaten yazının başlığı da bu amaca mâtuftu: "Bush'un Türkiye siyaseti değişmeli..." İçerik ise şöyleydi:

"Bush, Ortadoğu'da bir yeni istikrar arayışına yönelmek zorundaysa bu işe Türkiye'den başlaması aklın yoludur. (...) Amerika kaş yapayım derken göz çıkarıyor... Bugün ülkemizde Amerikan aleyhtarlığı görülmemiş biçimde yoğunlaştı, dinciler –iktidar dışında- ateş püskürüyorlar, ulusalcılar dincilerden geri kalmıyorlar. (...) Ortadoğu cehennem... Bu cehennemde ne yapacağını şaşıran Başkan Bush'un Türkiye'de dincilik ve bölücülük siyasetlerini bir yana bırakarak Atatürk'ün laik Cumhuriyetini Ortadoğu'da bir denge unsuru gibi düşünmesi gerekiyor..."

Ve nihayet 18 Kasım 2006'da İlhan Selçuk 15 ve 16 kasımda söylediklerinin daha açığını söylüyordu:

"Bush yönetimi ne yapmalı?.. Bir yandan Ilımlı İslam Devleti tasarımında dinci iktidarı, öte yandan terör örgütü PKK'yı kullanarak Türkiye'yi sıkıştıran Başkan Bush bu tutumundan vazgeçmelidir; zararın neresinden dönerse dönsün, kârdır... AKP'nin toplum temelinde oy desteği zayıflıyor, geriliyor; ülkede Amerika düşmanlığı yükseliyor, yoğunlaşıyor... ABD'nin Ortadoğu tasarımında 'revizyon' a, Türkiye'de ise yeni bir iktidara gerek var!.."


Yazıyla yetinilmemiş, "sıcak temas" da kurulmuş

Bu yazılar şimdilik bir kenarda dursun...

Birinci Ergenekon iddianamesinde yayımlanan 20 Şubat 2008 tarihli bir telefon görüşmesinden öğrendik ki, İlhan Selçuk ve Cumhuriyet'çiler ABD yönetimini ikna çabalarını 2007 seçimlerinden sonra da sürdürmüş. Üstelik bu kez Bush yönetimiyle "sıcak temas" da kurulmuş.

Telefon görüşmesinde, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü İbrahim Yıldız, İlhan Selçuk'a şöyle diyor:
"Bugün, aynı zamanda zamanlaması da ilginç, bizim Amerika muhabiri Elçin Poyrazlar da Amerika Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in bürosuna davet edildi. Biz ona bazı şeyler gönderdik, bir de şöyle soruyorlarmış, Erdoğan'ın karşısına kim rakip olabilir, gibi soru tahmin ediyoruz, bakalım şimdi daha toplantı akşamüzeri..."

... Ve görüşme gerçekleştikten sonra:

"Şimdi Abi Elçin ile konuştum, Elçin'in yaptığı görüşme üç kişilik bir görüşme Amerika bu Cheney'in iki danışmanı, birinci ve iki numaralı danışmanları ile bir de Siyasi İşler Komisyonu'ndan biri. İsimlerini verdi kız. Görüşmenin içeriği biraz karşılıklı bilgi alışverişi şeklinde. Ama en çok merak edilen mesele AKP'ye karşı bir muhalefet Türkiye'de var mı yok mu? Ilımlı İslam meselesi, El Kaide meselesi. Bunları sormuşlar, bundan sonra görüşelim demişler, bu görüşmelerimizi yazma demişler. AKP'ye kim muhalefet olabilir, kim yükselebilir, CHP'den umut olmadığını söylemişler. Daha çok AKP'den sonra ne olabilir, kim çıkabilir karşısına gibi sorular şeklinde geçmiş."

Nasıl, bu görüşme bir gazetecinin kaynaklarıyla haber için yaptığı görüşmeye benziyor mu? Elbette ki benzemiyor. Dikkat edin, soruları "yönetim" soruyor, cevapları ise "gazeteci" veriyor.

Ben şahsen "Elçin Poyrazlar" adının, WikiLeaks'in yayımlanmayı bekleyen yedi binden fazla "Türkiye belgesi"nde bol bol geçtiği kanaatindeyim.


"AKP'yi şımartmaya artık son vermeliyiz"

Doğrusu, WikiLeaks bombalarının patlamasına günler kala Cumhuriyet'te Elçin Poyrazlar imzasıyla yayımlanan bir haber de (17 Kasım 2010) çok hoş oldu:

"AKP'yi şımartmaya artık son vermeliyiz / ABD'deki muhafazakâr düşünce kuruluşu Dış Politika Girişimi'nin yıllık konferansında Ortadoğu'ya yönelik bir panelde konuşan ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, yargı, medya ve ordunun saldırı altında olduğunu ifade etti. Edelman, Türkiye'nin bir dizi konuda ABD'nin desteğine ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak 'Kendimiz için büyük siyasi ve ahlaki bir tehlike yarattık. AKP hükümetini şımartmaya son vermemiz gerektiğini düşünüyorum' diye konuştu."

Emekli Büyükelçi Temel İskit, 6 aralıkta Neşe Düzel'e verdiği söyleşide, başta Edelman olmak üzere o dönemde Amerikan diplomasi temsilcilerinin Türkiye'deki kaynaklarını anlatırken şöyle diyordu.

"Benim gördüğüm kadarıyla 'laik' denen kesimdi. (...) İstanbullu işadamları, Cumhuriyet gazetesi çizgisi düşünürleri, yazarlar, bazılarının adında stratejik kelimesi olan, ulusalcılara bağımlı birtakım sivil toplum kuruluşları... Amerikan büyükelçileri onlarla konuşarak yanıldılar. Kısacası..."

Ben, tahmin edebileceğiniz nedenlerle bu listenin en çok "Cumhuriyet gazetesi" tarafıyla ilgiliyim...

Durun bakalım neler göreceğiz...

HABERE YORUM KAT