1. YAZARLAR

  2. Roni Margulies

  3. Cumhuriyet neyi aydınlatıyor
Roni Margulies

Roni Margulies

Yazarın Tüm Yazıları >

Cumhuriyet neyi aydınlatıyor

A+A-
Cumhuriyet bence iyi bir şey.

Aydınlanmayı da, ne yalan söyleyeyim, severim.

Beşiktaş Belediye Başkanı da bu düşüncelerimi belki de paylaşıyor olmalı ki, semtimizi “Cumhuriyet aydınlatıyor” afişleriyle donatmış.

“Belki de” diyorum, çünkü Cumhuriyet ve aydınlanma konularında tam da aynı düşündüğümüzden hiç de emin değilim.

Cumhuriyet niye iyi bir şeydir?

Herhangi bir şeyi aydınlattığı için filan değil, tek bir kişinin mutlak hâkim olduğu düzene kıyasla daha demokratik olduğu için. Sınırlı bir demokrasi de olsa, insanlarda yönetime katılma, seçme seçilme alışkanlığı yarattığı ve bunun bir hak olduğu bilincini geliştirdiği için. Bu, hem zaten kendisi önemli, hem de bu alışkanlık ve bilinç olmadan sosyalist demokrasi bir hayalden ibaret olacağı için önemli.

Belediye’nin afişlerinde “Cumhuriyet” kelimesine Mustafa Kemal’in resimleri de eşlik ettiğine göre, Belediye Başkanımızın demokrasi anlayışında bir sorun olduğunu veya en azından benim demokrasi anlayışımdan farklı olduğunu tahmin ediyorum.

Mustafa Kemal döneminde doğru dürüst seçim yapılmadığına, yapılan seçimlerde tek parti olduğuna, bu partinin Mustafa Kemal’in özel oyuncağı olduğuna ve seçilip seçilmemek Mustafa Kemal’in keyfine bağlı olduğuna göre, dönem boyunca emir demiri kestiğine göre, dönemin hangi anlamda demokratik olduğu benim açımdan biraz müphem.

Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesiyse, halkı Mustafa Kemal’in seçtiklerinin yönetmesi tam da demokrasi olmasa gerek. Ha, halkı “halk için” yönettiklerini iddia ediyorlarmış. Etsinler. Pol Pot da, Abdülhamit de, “Ben halkı kendi zevkim için yönetiyorum” dememiş ki zaten. Herkes hep “halk için” yönetmiş halkı. Eksik olmasınlar, ama demokrasi olmuyor işte o zaman.

Aydınlanmaya gelirsek, burada da Belediye Başkanımızla bir farklılığım var.

Nedir aydınlanma?

Batılı bir yazar şöyle tanımlamış:

Aydınlanma, din veya gelenek değil bilim üzerinde yükselen bir dünya görüşünden yola çıkarak, insan işlerinin inanç, hurafe veya vahiy ile değil akılcılıkla yönlendirilmesi arzusuydu; insan aklının toplumu değiştirme ve bireyi ananelerin ve keyfî otoritenin kısıtlamalarından kurtarma gücüne duyulan inançtı.

İmmanuel Kant 1784’te “Aydınlanma Nedir?” başlıklı ünlü makalesinde (bir papazın sorusuna cevaben) şöyle bir tanım vermiş:

“Aydınlanma, insanın kendi kendine dayatmış olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğu olmadan kullanamayışıdır. Bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramak gerekir. Sapere Aude! [bilmeye cesaret et] ‘Kendi aklını kullanma cesaretini göster!’ –aydınlanmanın parolası budur işte.”

Bu tanımlara göre, itiraf ederim, ben onulmaz bir aydınlanmacıyım.

Evet, farkındayım, 18. yüzyılın ortalarında yaşayan bir Kant veya Hume, Diderot veya Voltaire inancın insan yaşamındaki önemini azımsamış olabilir, bilimin ışık saçan engellenemez yükselişini abartmış olabilir, ama ben hâlâ, azımsamadan ve abartmadan, belki de biraz safça, Aydınlanma Çağı’nın değerlerine inanmayı seçiyorum.

Seçiyorum seçmesine de, Belediye Başkanımız gibi seçmiyorum.

Neymiş aydınlanmanın tanımı? “İnsan aklının bireyi keyfî otoritenin kısıtlamalarından kurtarma gücüne duyulan inanç.

“Keyfî otorite” deyince Cumhuriyet tarihinde herhangi bir isim geliyor mu aklınıza? “İyi şeyler yapmış, kötü şeyler yapmış” diye sormuyorum, “keyfî” diye soruyorum. Benim aklıma Mustafa Kemal geliyor doğrusu.

Ne demiş Kant? “Kendi aklını kullanma cesaretini göster!

Başka ne demiş? “İnsanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğu olmadan kullanması.

Cumhuriyet tarihinde ölümsüz kılavuz olduğu iddia edilen herhangi bir isim geliyor mu aklınıza? “İyi kılavuz, kötü kılavuz” demiyorum, “kılavuz” diyorum sadece. Mustafa Kemal gelivermiyor mu aklınıza? Onun için “Ulu Önder” değil mi zaten?

Demek ki, Beşiktaş Belediye Başkanlığı “keyfî otorite” kavramını yanlış bulmuyor, insanın kendi aklını “bir başkasının kılavuzluğu olmadan” kullanmayı da gerekli görmüyor.

Yani ne cumhuriyetçi, ne de aydınlanmacı.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT