Cumhuriyet, eşitlik, Çankaya resepsiyonu ve CHP

30.10.2010 00:59

Tanju Tosun

29 Ekim 2010, Cumhuriyet'in bir siyasi rejim olarak Türkiye topraklarında 87 yıllık varoluşuna tekabül ederken, aynı rejimin kurucu aktörlerinin toplumu muasırlaştırma aygıtı olarak inşâ ettikleri CHP de, rejimle yaşıt.

Bu anlamda, Cumhuriyet'in gelişim seyrine dair harcanacak her düşünce mesaisi ister istemez CHP'yi de bir şekilde işin içine katmayı zorunlu kılmakta. CHP'nin bugün Türkiye siyasal hayatında Cumhuriyet'le yaşıt tek parti oluşu, Cumhuriyet'imize dair ne yazılıp çizilecekse, bu partinin rejimle ilgisi olsun ya da olmasın, tekil olaylara ilişkin takındığı tavırlar üzerinden bunu yapmayı zorunlu kılıyor.

Cumhurbaşkanı Gül'ün 29 Ekim vesilesiyle Çankaya'da verdiği resepsiyon bağlamında başlatılan tartışma, konuya ilişkin örnek bir tekil olay olarak değerlendirilmeyi hak ediyor. 2007 yılından beri her 29 Ekim'de iki ayrı etkinlik olarak düzenlenen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonlarının ilk kez bu yıl bire indirilmesi karşısında, başta CHP Grup Başkan Vekili İnce olmak üzere bazı CHP'lilerin takındığı tavır, Cumhuriyet'imizi eşitlik ve demokrasiyle taçlandırma konusunda alınması gereken daha epey mesafe olduğunu bir kez daha açığa çıkardı. Bir grup CHP'li milletvekili resepsiyona katılmama gerekçesi -açık olarak dillendirmeseler bile-, herhalde eski Cumhurbaşkanı Sezer'in literatürümüze kazandırdığı, Çankaya'nın kamu alanı olduğu tezine dayandırarak, türbanlı bir Cumhurbaşkanı eşinin de yer alması, üstelik Cumhuriyet'e özel bir resepsiyonun, zihinlerinde Cumhuriyet'i konumlandırdıkları yerle bağdaştıramamalarıdır.

Cumhuriyet'i, kuruluşundan bugüne halka yakıştırma, yaklaştırma konusunda sorunlu olan bu bakış açısı doğaldır ki, kavramın Cicero'nun De Republica isimli eserinde atfettiği manasına itibar etmemektedir. Cumhuriyeti (res publica), halkın işi (populi res) olarak gören Cicero, halkı hukuk ve haklar konusunda ortak bir anlaşmaya varmış, karşılıklı menfaatlere katılmaya istekli birçok insanın bir araya gelmesi olarak tanımlamıştır. Bu anlamda, Ali Yaşar Sarıbay'ın dünkü yazısında ifade ettiği gibi, Cicero'nun cumhuriyet kavramı, bir yandan kökenindeki "herkes" anlamının içerdiğiyle eşitliğe işaret ederken, diğer yandan rejimin herkesi kapsadığı ölçüde meşru görülebileceğine dair bir algıya tekabül etmektedir. Burada kastedilen eşitlik, daha doğrusu Cumhuriyet'i Cumhuriyet yapan eşitlik, "aynıların" değil, "farklılıkların" eşitliğidir. Modern ve ilerlemeci bir değer, ilke olarak eşitlik tarihteki tüm modern toplumsal değişme biçimlerinin temeli olmuştur. Üstelik eşitlik, onun gerçekte modern olmanın ve tüm modernleşme sürecinin ölçüsü olarak kullanılabilir olmasını da ifade eder. Cumhuriyeti diğer değer ve rejimlere üstün kılan; kişiler arasındaki özsel eşitliği, fırsat eşitliğini, şartlarda eşitliği, sonuçlarda eşitliği tesis etme konusundaki başarısıdır ki; bu da ancak farklılıkların eşitliğini dert edinmiş bir Cumhuriyet'le mümkündür.

CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun, parti olarak resepsiyonu boykot etmediklerini, katılım konusunda milletvekillerini serbest bıraktıklarını dile getirmesine rağmen, parti genel başkanı olarak resepsiyona katılmamayı tercih etmesi, bunun yerine bayramı "halkla birlikte kutlamaya" karar vermesi yarım asır önce olsaydı belki anlam ifade edebilirdi. Kılıçdaroğlu gibi CHP'yi toplumla buluşturma konusunda kararlı ve samimi olan bir liderin tavrı, niyet bu olmasa bile son tahlilde popülizme saplanmaktadır. Hukukilik ve meşruluk bakımından temsili demokrasinin tüm basamakları çıkılarak elde edilmiş Gül'ün Cumhurbaşkanlığı makamında verilen resepsiyona halkın arasında bayramı kutlama iddiasıyla katılmama, bugün sanki Çankaya ile Kızılay ya da Tandoğan meydanları arasında keskin bir sosyolojik, politik ayrışma olduğu gibi bir sonuca yol açmaktadır.

Faruk Birtek, yıllar önce Cogito'daki bir makalesinde Cumhuriyet'imizi özele saygısı olmayan, kamu yararını "mücerret" bir bilim zanneden bir iktidar angaryasındaki Cumhuriyet olarak ifade etmişti. Ona göre, Cumhuriyet'i vatandaşlığın farklılıkları toparlayan bir buyruk kurum olduğunu bilmeden, aydınlanmanın birey hak ve hürriyetlerinin aracı bir siyasi yapılanma olarak özü ile hiçbir zaman kuramayız... Aklımıza estiği kadar marş yazsak, kongreler toplasak, şiirler söylesek bile... Sadık cumhuriyeti kurma imkanı yok...". Türkiye'de cumhuriyet rejimi bugün gelinen noktada kurucularının cumhuriyetinden halkın cumhuriyetine dönüşme konusunda önemli mesafe kat etmiştir. Kendi tarihsel koşulları içinde hakkı da teslim edilmesi gereken bir grup askerî-bürokratik seçkinin öncülüğünde inşa edilen cumhuriyetin en belirgin özelliklerinden biri; ağır aksak da olsa kendi kaderine kendisinin hükmettiği, farklılıklarıyla dikkat çeken yurttaş tipinin görünür olmasıdır.

RESEPSİYON KRİZİNDEN CHP'NİN GELE(MEYE)CEĞİNE...

Cumhuriyet'in kuruluş paradigmasında hakim olan sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış ulusun yerini bugün farklılıkları belirgin olan yurttaşlar alıyor. Siyasetten ekonomiye, kültüre, tüketime, yaşam tarzlarına kadar uzanan farklılıklarıyla belirginleşen, hatta tüm bu alanlarda iddiası olan yurttaşları kamusal alanda daha görünür kılacak olan; farklılıklar temelinde eşitlenmelerine fırsat verecek bir Cumhuriyet'tir. Ancak bu Cumhuriyet, demokrasi ve çağdaşlık sınavını başarıyla vermiş olacaktır.

CHP gibi bir devlet kurucu aygıtın sorunu tam da bu noktada farklılıklara dayalı bu toplumsal değişimi, modernleşmeyi anlayamamasında yatıyor. Kuruluş yıllarında politik olanı inşa etme yerine, yegâne yol gösterici olarak ahlakçı ve pozitivist bir metotla yola çıkan Cumhuriyetçi anlayış bugün CHP'nin politik aktörleriyle tarihsel misyonunu sorgulamak yerine, ağırlıklı olarak yeniden üretme projeleriyle meşgul oluyor. Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, CHP'nin yeni yönetiminden bazı isimleri tenzih ederek bunu düşünsek de, son tahlilde partinin kamuoyuna verdiği izlenim net: Özellikle de Kılıçdaroğlu'nun resepsiyona önce katılıp katılmama konusunda kararsız kalışı, ardından Cumhuriyet Bayramı'nı halkla kutlamaya karar vermesi. Kanımızca Kılıçdaroğlu, kimi CHP'lilerin düşündüğü gibi, resepsiyona katılmakla Cumhuriyet'in kazanımlarının kaybedileceği fikrini içselleştirmiş değil. Fakat son tahlilde CHP'nin Baykal-Sav ikilisiyle inşa edilen ve bugün Sav aracılığıyla kemikleşen eşitlikçi-demokratik içerikten yoksun steril Cumhuriyetçi yapıyı aşamayan bir genel başkan var karşımızda. Partinin farklılıklara, çoğulculuğa mesafeli yaklaşan halleri karşısında, Kılıçdaroğlu'nun hareket alanının sınırlı oluşu, CHP ve Kılıçdaroğlu'nun en büyük açmazı.

Genel başkanın üniversitelerde türbana olumlu bakan yaklaşımı süreç içinde partide nasıl hareketsizliğe evrilmişse, Çankaya'daki resepsiyon konusunda da benzer bir yaklaşım Kılıçdaroğlu'nu hareketsiz kalmaya sevk etmiş olabilir. Cumhuriyet Bayramı'nı Çankaya yerine halk arasında kutlamayı tercih etme, CHP'yi halka yakınlaştıracağı umuluyorsa, bu tavır popülizme teslim olmaktan başka bir anlam ifade etmez. Bugün Cumhurbaşkanlığı kurumunun toplum nezdinde en güvenilir, itibarlı kurumların başında geldiğini yapılan çoğu kamuoyu araştırmalarının bulguları işaret ediyor. Resepsiyona katılmama gerekçesinin türbanlı Cumhurbaşkanı eşiyle Çankaya'da aynı fotoğraf karesinde yer almak istememe gibi steril, demokrasiden yoksun, eşitsiz bir Cumhuriyetçi anlayışın makbul olduğu sözüm ona sosyal demokrat siyasetin eşitlik ve özgürlük adına çok fazla söyleyecek sözü de yoktur. Yeri gelmişken, CHP'li siyasetçilere Hobsbawm'ın bir sözünü hatırlatmak gerekir: "İkinci binyıl sonuna yaklaşırken, herkesin ayağının altındaki zemin şu ya da bu şekilde sarsılıyor... 19. yüzyılda Batı ideolojileri arasındaki aile kavgalarından bahsetmiyoruz. Bizim oyunumuz -artık onda nasıl bir rolümüz varsa- aşina olmadığımız bir tiyatroda, tanıyamadığımız bir sahnede ve öngörülemeyen, beklenmedik ve yeterince kavranamayan dekor değişiklikleri arasında oynanıyor". Galiba CHP'nin asıl meselesi, halen 1930'ların politik tiyatrolarında kendisine ezberletilen rollerle 2000'lerin Türkiye'sinde halkın yıldızı olabileceğine inanmaya devam etmesi. Sahneden dekora kadar çoğu şeyin değiştiği bu ülkede hem yoksulluğu bertaraf etme hem de tüm tarafların eşitlik, özgürlük taleplerine dayalı politika üretmeden CHP'ye gelecek yok gibi.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim