Cumhurbaşkanlığı hesabı

08.10.2009 02:00

Ahmet Taşgetiren

Bundan sonra cumhurbaşkanını halk seçecek ve gelecek cumhurbaşkanı seçiminin, Türkiye'nin geleceği ile ilgilenen bütün güç odaklarının gündeminde birinci madde olarak yer aldığından kuşku duyulamaz.

Hiç şüphesiz AK Parti için de cumhurbaşkanlığı seçimi ilk gündem maddeleri arasındadır.

Cumhurbaşkanı Gül de, yeni cumhurbaşkanının seçim takvimi ve "yeniden adaylık"la ilgili bir soruyu, "O iş millete ait" dese de, hem kendisinin yeniden adaylığını, kendisi olmasa bile, yerine geçecek kişinin kimliğini dert edinmemiş olamaz.

Aynı derdin, Ergenekon dünyasında, CHP'de, MHP'de bulunmadığını söylemek de mümkün değildir. Ne de olsa, birçok muhitte Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinin "Son kale" sendromu ile bağlantılı olarak değerlendirildiğini biliyoruz.

Bir şey daha:

2012'de mi, daha önce mi, daha sonra mı yapılacak olan bir cumhurbaşkanlığı seçiminin, bütün yatırımlarının bugünden yapılacağı da kesin.

Seçimin bir tarafında Erdoğan veya Gül bulunacaksa, diğer tarafında CHP'nin, muhtemelen MHP'nin, muhtemelen adayın kimliğine göre ikisinin birden ortak adayı bulunacaktır.

Peki şu an yaşanan diyelim "Açılım gerilimi" Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili midir?

Eminim ki öyledir.

Benim kanaatim şu ki, CHP ve MHP, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimine, Erdoğan ve Gül'ün "En tartışmalı liderler" olarak girmelerini arzu etmektedirler.

Şu an yapılacak "En güvenilir liderler" sıralamasında hâlâ Erdoğan ve Gül'ün, Baykal ve Bahçeli'ye göre açık ara önde oldukları düşünülebilir.

Ama cumhurbaşkanlığı seçimi, halk oyu ile yapılacağına göre, bir kamplaşmanın ortaya çıkması ve oyların iki blokta toplanması ihtimali vardır.

Bu iki bloktan birisini "AK Parti ekseni" oluşturacaksa, öteki tarafta "AK Parti karşıtlığı" gibi bir bloklaşma söz konusu olabilir.

Yukarıda işaret ettiğim gibi, böyle bir kamplaşma olabilmesi için, gösterilecek ortak adayın kimliği-kişiliği önem arz edecektir.

Diyelim CHP ve MHP, halkın huzuruna, saygınlıkta ya da değerler açısından Erdoğan ve Gül'ü aratmayacak bir isimle çıkarlarsa... Nasıl olur?

Şu an, "Açılım" konusundaki tartışmanın, nasıl seyrettiğine bir de bu açıdan bakmak lazım ve bu tartışmada, Erdoğan-Gül imajının yıpranıp yıpranmadığına dikkat etmek lazım. Cumhurbaşkanı Gül'ün Meclis konuşmasının MHP tarafından "Konuşmasında hiç Türk demedi", DTP tarafından "Konuşmasında hiç Kürt demedi" şeklinde yorumlanması ilginçtir. Ne derler, konunun hassasiyeti dikkate alındığında "Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamama" gibi bir durum bile ortaya çıkabilir.

Ve buna bakarken, medyadaki yansımalardan ziyade, geniş halk kesimlerinin duygu dünyalarını dikkate almak lazım.

Bana göre "Açılım" yanında, ekonomik sorunlar, bilhassa işsizlik, bilhassa kamu görevlilerine yapılan maaş artışlarının -her ne kadar enflasyon oranı gözetiliyor ise de- komikten öte bir mahiyet arz etmesi de, toplum eğilimlerini ciddi ölçüde etkilemektedir.

Toplumdaki fukaralaşma yanında, AK Parti çevrelerinin zenginliğinin arttığı söylemlerinin, toplum duygularında iz bıraktığı da unutulmamalıdır.

Başbakan, "550 milletvekilini kaybetsek bile..." diyerek alınan riske dikkat çekmektedir. Başbakan bu risk göğüslemesini "Anaların göz yaşının dindirilmesi"ne bağlamaktadır ama bu söylem, evladını asker ocağında kaybeden anneyi de, oğlu-kızı dağa çıkan anneyi de, içinde bulundukları çevrenin duygu dünyasının kuşatması altında, hiç etkilemeyebilir.

Bu iş bence, "Medyadaki Açılım desteği" kadar yalın değildir toplum bünyesinde...

Sonra, bu konudaki kamuoyu yoklamaları da karmaşık sonuçlar ortaya koyuyor.

Her ne ise...

Cumhurbaşkanlığı seçiminin büyük kapışmaya sahne olacağı muhakkak.

Gül'ün seçildiği süreçte yaşanan gel-gitler, yer yer tereddütler, bu seçimde AK Parti için büyük handikap olur.

Yine, mahalli seçimlerdeki Ankara kararsızlığı, cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanırsa, bu da AK Parti için büyük risktir.

Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir kriz yönetimini gerektiriyorsa, bunun şimdiden başlamasının şart olduğunu dikkate almak gerekiyor.

Bana göre, alınacak risklerin bile, cumhurbaşkanlığı seçiminde pozitif değere dönüşeceğinden emin olmayanlar risk alırken bir kere daha düşünmeliler.

Mahyalar

Süleymaniye Camii'ne "Ne Mutlu Türküm Diyene" mahyası asmak... Ya da Eyüp Sultan Camii'ne "Orduya şükran borçluyuz" mahyası...

Camilerin hoyratça kullanılması demek bu.

Camilerin siyasete alet edilmesi...

"Açılım"ın hassas zemininde, duyguları bombardıman etmek bu.

Doğu-Güneydoğu'da bu sloganların devlet eliyle silindiği bir zamanda, İstanbul'dan korsan provokasyon yapmak bu. Açılımın canına okumak bu.

Ve müthiş iktidar kargaşası bu.

Laiklik mi bu? Hadi canım sen de!

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim