Cumhurbaşkanı'na inanmak isteriz ama...

07.01.2010 05:58

Nuh Gönültaş

Anayasamıza göre cumhurbaşkanı aynı zamanda başkomutandır!

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başkomutanı.

Bu makam kimi çevrelerce Atatürk'ün makamı kabul edildiğinden oraya Abdullah Gül gibi dindar ve güya "karşı devrimci" birisinin çıkması "son kale de elden gidiyor" mantığı ile değerlendirilmişti.

CHP ve Anayasa Mahkemesi'nin çevirdiği ortak katakulli ile bir süre geciktirilse de Abdullah Gül milli iradenin oylarıyla Çankaya'ya çıktı. Bir süredir Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getiriyor.

Ahmet Necdet Sezer ile kıyaslandığında hiç fena sayılmaz.

Aktif birisi...

Cumhurbaşkanlığını Köşk'ten çıkmamak olarak telakki etmiyor.

Türkiye'nin geleceği için samimi gayret içinde olduğunu söyleyebilirim.

Biz onu Sezer ile Demirel ile değil, rahmetli Turgut Özal ile kıyaslamak isteriz.

Ancak... Son beyanları toplumda tam bir hayal kırıklığına yol açtı.

Diyor ki, "Darbe düşüncesi TSK'ya saygısızlıktır."

Nasıl yani Sayın Cumhurbaşkanı?

TSK, kendisi hakkında böyle, sizin söylediğiniz şekilde düşünmemiz için ne yaptı ki!

Bir iyi niyeti, bir ideali, demokrasilerde olması gereken bir durumu belirtiyor olabilirsiniz.

Ama gerçekler öyle mi?

Acaba bugüne kadar hangi Genelkurmay Başkanı çıkıp da darbe düşüncesinden uzak olduklarını açıkladı ki?

Bilakis, kısa TC tarihi içindeki TSK tarihine göz atıldığında bu tarihin bir tür askeri darbeler tarihi olduğunu görürüz.

Zaten 1946'ya kadar tek parti dönemiydi. Atatürk devrimlerinin yerleştirilmesi, yaygınlaştırılması ve benimsetilmesi için ordu görevdeydi.

Çok partili hayata geçtikten sonra TSK'nın siyasete, siyasi alana müdahalesi hiçbir zaman ama hiçbir zaman durmadı.

Türkiye'de ilk hilesiz çok partili seçimde halkın ezici çoğunluğu ile iş başına gelen DP hükümeti çok partili sistemin 14. yılında orduda yönetimi ele geçiren bir cunta tarafından devrildi ve Başbakan Adnan Menderes idam edildi.

27 Mayıs günü bayram ilan edildi.

1970'li yıllar ordunun siyasi alana doğrudan ve dolaylı müdahaleleri ile geçti.

TBMM'ye gelip silah çeken, istedikleri kişiyi cumhurbaşkanı seçtirmeye çalışan rütbeliler oldu...

1980, yine darbe.

Bu sefer gelen darbeciler 27 Mayıs'ın bayram olma özelliğini kaldırdılar. Ama ülkeyi tam bir yarı açık askeri cezaevine dönüştürdüler.

12 Eylül deyince akla işkence, idam gelir.

Kimdir 12 Eylül'ün sorumlusu, sarı çizmeli Mehmet Ağa değil herhalde...

11 Eylül günü ülkenin her yerinde sıkıyönetim olduğu halde akan kan 12 Eylül'de birdenbire nasıl durmuştur!

28 Şubat, güya silahsız kuvvetlerle yapıldığı söylenen postmodern bir darbe...

Herkes kördü sanki, silahsız kuvvetlerin arkasında silahlı kuvvetleri kimse görmüyordu!

Tarihi bir nevi darbeler tarihi olan bir kuruma yönelik olarak "Darbe düşüncesi TSK'ya saygısızlıktır" derseniz bu sizin inandırıcılığınıza gölge düşürür.

1960'tan beri her hükümet işbaşına geldikten sonra mutlaka TSK tarafından alaşağı edilip görevden uzaklaştırma korkusu ile yaşıyor.

Rahmetli Başbakan Adnan Menderes'in idam gömleği üzerinde idam fermanı yazılı fotoğrafları yönetime gelen her başbakanın korkulu rüyası oluyor.

Bugüne kadar TSK marifetiyle idam edilen insanlardan sadece Adnan Menderes'in fotoğraflarının medyada olması bir tesadüf mü sizce?

Onun için durumun farkında olan her hükümet başkanı "iki gömleğimiz var biri bayramlık biri idamlık" demiştir.

TSK'nın kılıcı hiçbir zaman siyasetin üzerinden çekilmemiştir.

Bu durum öylesine kesindir ki, hemen her önemli olayda "Acaba TSK bu konuda ne düşünüyor" gibi demokrasilerde asla olmaması gereken bir alışkanlık gelişmiştir kamuoyunda.

Türkiye, içinde Sayın Cumhurbaşkanı'nın da AK Parti hükümetinin bir bakanı olduğu süreçte birden çok darbe tehlikesi atlatmıştır.

Sarıkız, Ayışığı ne de çabuk unutuluyor!

Sayın cumhurbaşkanı bunlar sizin cumhurbaşkanı olmamanız için 27 Nisan muhtırasını yayınlamadılar mı?

Toplumsal hayata her türlü müdahale için plan program yapıp toplumu kafesleme planı yapanlar kimler tarafından korunmaktadır?

TSK her hükümet döneminde her zaman bu özelliğinden dolayı kaygı sebebi olmuştur.

Bu kaygılar iyi niyet beyanları ile giderilecek cinsten değildir.

BUGÜN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim