Cumhurbaşkanı Gül'ü yanlış yönlendiriyorlar

07.07.2009 04:56

Mustafa Şentop

Cumhurbaşkanı'nın önünde bekleyen değişiklikle ilgili olarak ileri sürülen bütün itirazlar kamuoyunu yanıltmaya ve gerçekte olmayan tehlikelere işaret etmektedir. Sadece belirli birkaç suç bakımından yapılan düzenlemeyi bütün suçlar için göstermek yanlıştır.

Bazı suçlar bakımından askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının yolunu açan kanun değişikliği ile ilgili tartışmaların manipüle edildiği, kamuoyunun yanlış bilgi ve yorumlarla yanıltılmaya çalışıldığı görülmektedir.

27 Mayıs Darbesi'nden itibaren askerler için ayrı bir yargı düzeni kurulmuştur. Daha açık bir ifade ile söyleyecek olursak, Türkiye'de iki ayrı yargı düzeni vardır. Bunlardan birincisi muvazzaf askerler için yargı düzeni, ikincisi ise diğer vatandaşlar için yargı düzeni. Askerler 'diğer vatandaşlar için' oluşturulmuş yargı düzenine tâbi olmak istememektedirler; ayrıcalıklı yargılanma haklarını korumak istemektedirler. 1961 Anayasası'nın 138. Maddesi'yle getirilen ayrıcalıklı yargı düzeni, 1982 Anayasası'nda da aynı kelimelerle düzenlenen 145. Madde ile muhafaza edilerek sürdürülmüştür. Ayrıcalıklı derken kastettiğimiz, sivil hakimlerin tâbi olduğu atanma, görevden alınma, terfi ve sicil esaslarına tâbi olmayan, bu sebeple hakimlik teminatına ve bağımsızlığa tam anlamıyla sahip bulunmayan askeri hakimlerle oluşturulan bir yargı düzenidir. Sicilleri komutanları tarafından tutulan hakimlerin objektif anlamda bağımsız olamayacağından söz ediyoruz.

İTİRAZLAR HUKUKİ DEĞİL SİYASİ

Bu yargı düzeninin sürdürülmesine taraftar olanların bulunduğunu anlıyoruz. Ancak bu taraftarlar, kanaatlerinin dayanağı olan gerçek hususları söylemeyip manipülatif tarzda gerekçelerle kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadır. Askerlerin bazı suçlar bakımından sivil mahkemelerde yargılanmasına dair getirilen yeni düzenlemeye görünürde üç temel itiraz yöneltilmektedir: Yeni kanun değişikliği 1)Anayasa'nın 145. Maddesi'ne aykırıdır; 2)Askeri hiyerarşiyi bozar; 3)Sivil yargı ile askeri yargının çatışmasına yol açar.

İleri sürülen bu itirazları değerlendirmeden önce çok önemli bir noktanın altını çizmek gerekir. Yapılan kanun değişikliği, muvazzaf askerlerin bütün suçları bakımından sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlamıyor. Değişikliğe yapılan itirazlar, asker kaynaklı olduğu iddia edilen eleştiriler göz önüne alınınca, muvazzaf askerler bütün suçları bakımından sivil mahkemelerde yargılanacaklarmış şeklinde bir intiba verilmektedir. Eğer gerçekten böyle olsaydı, yani muvazzaf askerlerin bütün suçları sivil yargıya götürülecek olsaydı bu itirazları anlamak, bir kısmına hak vermek mümkün olabilirdi. Yapılan değişikliğe haklı bir şekilde itiraz etmek mümkün görünmediği için, sivil yargıyı genel yetkili kılan bir düzenlemeye yapılabilecek itirazlar sadece bazı suçlar bakımından sivil yargıyı görevli kılan bu değişikliğe yöneltilmektedir. Böylece bir haklılık havası oluşturulmaya çalışılmaktadır. Tartışılan ve Cumhurbaşkanı'nın iade etmesi istenen değişiklik Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK'nın) 250. Maddesi'nde açık olarak belirtilmiş ve sayılmış suçlar bakımından muvazzaf askerleri sivil yargıya tâbi kılmaktadır.

FİİLİ OLAN YARGI YASALLAŞIYOR

Aslında bu suçları işleyenler, uygulamada zaten askeri mahkemelerde değil sivil mahkemelerde yargılanmaktadır. İtiraz edenler de bunu belirtiyorlar. O halde, zaten uygulamada mevcut olan bir durumu kanun metni haline getirmek neden sorun teşkil etsin? Aynı soru tersinden de sorulabilir: Madem ki uygulamada sorun yok, neden kanun düzenlemesi yapılıyor? İşte bu ikinci sorunun açık bir cevabı var; uygulamada rastlanan bazı keyfi yorumlarla kanundaki hüküm çarpıtılmakta, sivil yargıya tâbi olması gereken davalar askeri yargının görev alanına sokulmaktadır. Bu keyfiliğin önüne geçmek için kanun değişikliğine ihtiyaç vardı.

CMK'nın 250. Maddesi'nde sayılan suçlar şunlardır: “Türk Ceza Kanunu'nda yer alan;

a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu, (veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu)

b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,

c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar”

Son (c) bendinde belirtilen suçlar ise, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”, “Millî Savunmaya Karşı Suçlar” ve “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlıklarıyla düzenlenmiş suçlardır. (a) bendinde parantez içinde belirttiğimiz kısım da yeni değişiklikle kanuna eklenmektedir.

Muvazzaf askerler ancak ve sadece bu suçlar için sivil mahkemelerde yargılanacaklardır. Diğer bütün suçlar, yani Askeri Ceza Kanunu'nda yer alan ve Türk Ceza Kanunu'nda bu belirtilenler dışında kalan bütün suçlar bakımından askeri yargının görev alanı geçerliliğini korumaktadır.

145. MADDEYE AYKIRI MI?

Askeri yargının görev alanına giren suçlar için Anayasa'nın 145. Maddesi dört ölçüt belirlemektedir: a)Asker kişilerin askeri suçları (Askeri Ceza Kanunu'nda suç olarak belirtilen fiiller) b) Asker kişilerin asker kişilere karşı işledikleri suçlar, c) Asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlar, d) Asker kişilerin askerlik görev ve hizmetiyle ilgili suçları.

Bu ölçütleri dikkate alarak, yapılan kanun değişikliğini inceleyecek olursak şu tespitleri yapabiliriz. CMK'nın 250. Maddesi'nde belirtilen suçlar askeri suç değildir. Bu suçlar asker kişilere karşı işlenmiş suçlar da değildir. Böylece, Anayasa'nın 145. Maddesi'nde yer alan dört ölçütten ilk ikisi açısından Anayasa'ya aykırılık sorunu mevzubahis değildir.

CMK'nın 250. Maddesi'nde yer alan suçlar askerlik görev ve hizmetiyle ilgili olabilir mi? Bu suçlara bakalım: “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu”, “Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar” yani mafya yapılanmaları çerçevesinde işlenen suçlar, Türk Ceza Kanunu'nda yer alan “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar”, “Millî Savunmaya Karşı Suçlar” ve “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlıklarıyla düzenlenmiş suçlar askerlik görev veya hizmetiyle ilişkilendirilebilir mi?

NE HİYERARŞİ BOZULMAZ, ASKER SİVİL ÇATIŞMAZ

Anayasa'nın 145. Maddesi'nde yer alan “asker kişilerin askeri mahallerde işledikleri suçlar” ölçütü bakımından da Anayasa'ya aykırılık sorunu yoktur. Yukarıda saymış olduğumuz suçlar askeri mahallerde işlenen suçlardan sayılabilir mi? “Uyuşturucu madde imal ve ticaret, bu ticaretten elde edilen parayı aklama” fiilleri askeri mahallerde işlenebilir mi? Veya mafyavari yapılanmalar içinde haksız çıkar sağlamak amacıyla örgüt faaliyeti yürütmek askeri mahallerde mümkün müdür? Diğer suçlar bakımından da aynı soruları sorabiliriz. CMK'nın 250. Maddesi'nde belirtilen suçlar, münhasıran askeri mahallerde işlenemeyecek suçlardır; bu suçlara konu fiillerin askeri mahaller dışında da bir bağlantısı ve devamlılığı olmalıdır. Bu bakımdan askeri mahallere sivil savcı ve hakimlerin müdahil olması iddiası doğru değildir. Anayasa'nın 145. Maddesi'nde belirlenen dört ölçüt bakımından da yapılan kanun değişikliğinde herhangi bir sorun bulunmamaktadır.

Sivil yargının görev alanında olduğu belirtilen bu suçlar zaten, Anayasa'daki ölçütlere göre, askeri yargının görev alanında bulunmaması gereken suçlar değildir. Bu suçlar bakımından sivil yargı yetkili olunca askeri hiyerarşi nasıl bozulabilir? Sivil yargının devreye girmesi nasıl “kışlaya siyaseti sokar?” Muvazzaf askerler dışında bütün Türk vatandaşlarını yargılayan sivil mahkemelerin siyasi olduğu mu düşünülmektedir? Askeri yargı ile sivil yargı arasında çatışmaya yol açar itirazı da bütünüyle anlamsızdır. Bu düzenleme zaten keyfi yorumlarla ortaya çıkan çatışmaları çözmek için yapılmaktadır; çatışma çözücü hüküm getirmekte, hangi, mahkemenin görevli olduğunu açıkça belirtmektedir.

Cumhurbaşkanı'nın önünde bekleyen değişiklikle ilgili olarak ileri sürülen bütün itirazlar kamuoyunu yanıltmaya yönelik itirazlardır; gerçekte olmayan tehlikeleri işaret etmektedir. Sadece belirli birkaç suç bakımından sivil mahkemelerin görev alanını genişleten bu düzenlemeyi muvazzaf askerlerin bütün suçları bakımından sivil yargıya tâbi olacağı şeklinde göstermek ve böyleymişçesine itiraz konusu yapmak yanlıştır. Kanun metinlerini ortaya koyalım, açıkça yazalım; itirazların ne kadar mesnetsiz olduğu ortaya çıkacaktır.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim