Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Irak'a Musul Tepkisi

12.12.2015 03:44
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Irak'a Musul Tepkisi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak'ın BM Güvenlik Konseyi'ne başvurmasına ilişkin Al Jazeera kanalına açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Sayın İbadi, 2014'teki Türkiye ziyaretinde bizimle bunları (DAEŞ'in Musul'a girmesi, Kuzey Irak'a yayılmaya çalışması) konuştuğunda, bizden kendileri için eğitim amaçlı talepleri oldu ve bu talepler sebebiyle de biz bu Başika Kampı'nı kurduk" dedi.

Erdoğan, Al Jazeera Arapça kanalına verdiği röportajda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Irak hükümetinin Musul'daki Türk askeri birliğinin değişimine verdiği tepkiye değinen Erdoğan, Irak'ın DAEŞ'in Musul'a girmesi ve Kuzey Irak'ta yayılma politikası izlemesi üzerine Türkiye'den yardım istediğini hatırlattı.

Erdoğan, "Bildiğiniz gibi 2002 yılı sonunda Irak yine bir sıkıntının içindeydi, o sıkıntının olduğu dönemde de bizden talepleri olmuştu, o zaman bir miktar askerimiz oradaydı. Bu olayda ise olay çok daha farklıydı çünkü bir terör örgütü Musul'a girmişti, daha sonra bir yayılma politikasıyla DEAŞ, Kuzey Irak'ta ağırlıklı olarak bir yayılma içine girdi ve Sayın İbadi, 2014'teki Türkiye ziyaretinde bizlerle bunları konuştuğunda ve bizden kendilerinin eğitim amaçlı talepleri oldu ve bu talepler sebebiyle de biz o zaman Başika Kampı'nı kurduk. Bunların hepsinden bilgileri var, haberleri var" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Şimdi adama sormazlar mı, Başika Kampı kurulduğu zaman siz neredeydiniz? O günden bugüne hiç sesiniz çıkmadı ve şimdi bölgedeki bazı yeni gelişmeler üzerine böyle bir adım atıyorsunuz. Biz Başika Kampı'nı güçlendirmek üzere buradaki eğitim ekiplerimizi daha da artırmış olduk ve bunlar tamamıyla bir muharip güç olarak orada değiller, daha çok eğitici olarak oradalar. Ve olayın tabii birkaç boyutu var, hava boyutu var, kara boyutu var, eğit-donat boyutu var. Dolayısıyla, eğit-donatı bizim bu askerlerimiz yerine getirecekler, oradaki muharip güç olarak ise zaten Peşmergeler aldıkları bu eğitimle orada bunu yürütecekler.

Koalisyon güçleri ise oradaki hava harekatını zaten yürütüyorlar. Uzun zamandır yürütülen birçok operasyon var. Bunlar başta DEAŞ terör örgütüne karşı yürütülen bir süreç."

Irak yönetiminin konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) taşıma hazırlığı içinde bulunmasının Irak'ın en doğal hakkı olduğunu belirten Erdoğan ancak bunun samimi bir adım olmayacağını açıkladı.

Erdoğan, "Burada ben Irak'ın bu adımını şu anda İran'ın, Rusya'nın bölgedeki attığı adımlar üzerine atılmış bir adım olarak görüyorum ama inanıyorum ki BMGK, bu atılan adımın samimi olmadığını zaten görecek ve onlar da kararlarını buna göre vereceklerdir" dedi.

Türkiye'nin baştan beri Irak'ın toprak bütünlüğüne saygı duyduğuna dikkati çeken Erdoğan, bu bütünlüğün korunması için her türlü adımın atıldığını ve bunun her platformda gündeme getirildiğini hatırlattı.

MUSUL'DAKİ TÜRK ASKERİ SAYIS ARTACAK MI?

Erdoğan, Başika Kampı'ndaki Türk askerlerinin sayısının artıp artmayacağının sorulması üzerine, eğitimi verecek subayların ve askerlerin sayısının belirleyici olacağını söyledi.

Eğit-donat çalışmasını yürütenlerin güvenliğinin de söz konusu olacağını belirten Erdoğan, "Bu eğit-donatı yaptıracağınız asker, subay, bunların sayısına göre bu değişir. Yani bu sayı yetmeyebilir, daha da bunun artması gerekebilir. Bir de tabii, o eğit-donat çalışmasını yapanların güvenliği de söz konusu. Dolayısıyla yeterli sayı neyse o sayı kadar orada eleman, araç-gereç bulundurulacaktır" ifadelerini kullandı.

 "SURİYE'DEKİ GELİŞMELERİN ALTINDA IRAK'TAKİ GİBİ MEZHEPÇİ BİR YAKLAŞIM VAR"

Erdoğan, bölgede mezhepçilik temelli politika güden ülkelere işaret ederek, Türkiye'nin mezhepçilik karşıtı olduğunu vurguladı.

Uzun zamandır özellikle Kuzey Irak Yerel Yönetimi'nin birçok hakkını kaybettiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların haklarının verilmesi gerektiğini anlattı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bölgede yaşayan Araplar yine Irak'ta birçok haklarını kaybetmiş durumda. Yani adil bir yönetim anlayışını maalesef göremiyoruz şu anda Irak'ta ve bundan dolayı da halkın oradaki ciddi bir kısmı endişe içinde ama biz bugüne kadar Irak'ın tümüne kardeşlerimiz olarak baktık ve şu anda 300 bin Iraklı bizim topraklarımızda ve bizim kamplarımızda.

Biz bu kamplarda onlara bakıyoruz, onların bütün gıdaydı, giyimdi, kuşamdı, sağlıktı, bütün bu ihtiyaçlarını biz karşılıyoruz, 300 bin insan... Bunu başkaları karşılamıyor. Yani eğer bunu göremiyorlarsa, bu nankörlüktür."

Erdoğan, Rusya-İran-Irak yönetimlerinin üçlü olarak bölgede ekip oluşturduğunu ve bu ekibin oradaki gelişmeleri Irak merkezinden, Bağdat'tan takip ettiğini anlattı.

Bunun içinde İran ve Rusya'nın zaten var olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Irak, malum oradaki yönetim ve müşterek olarak bunu şu anda yürütüyorlar ve burada adeta bir mezhebi otoritenin ihdas edilmesi olayı var. Sünniler, Irak yönetiminde ciddi bir konumda değiller, devlet dairelerinde Sünniler Irak'ta maalesef ciddi yönetimde değiller" ifadelerini kullandı.

Bunun ilk başta farklı başladığını ama daha sonra tamamen mezhepçi anlayışla geliştiğini aktaran Erdoğan, bu durumun Irak ve çevre ülkeleri ciddi olarak üzdüğünü söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İşte bunun sıçradığı yerlerden bir tanesi de Suriye'dir, Suriye'deki gelişmelerin altında da maalesef bu mezhepçi yaklaşım yatmakta, bunun bedelini de ne yazık ki çok ağır bir şekilde bölge ödemekte, İslam dünyası ödemektedir" görüşünü paylaştı.

Erdoğan, "Irak, şu anda İran'la böyle bir mezhepçilik başlığında maalesef, üzülerek bunu müşahede ediyoruz, işbirliği halindedir ve bu işbirliği aynen Suriye'de de devam etmektedir. Suriye'deki sıkıntının altında ne yatıyor? Yine mezhepçilik yatıyor" dedi.

- "DAEŞ BAHANE EDİLEREK SURİYE'YE GİRİLDİ"

Erdoğan, "Rus savaş uçağının düşürülmesinin Washington'un bilgisi ve koordinasyonuyla mı olduğu" sorusuna ise "Öyle bir şey yok ama daha sonra tabii ki bilgilendirdik" yanıtını verdi.

Bölgenin ateş çemberi içinde olduğunu ve DAEŞ bahanesiyle bölgeye, Suriye'ye girildiğini belirten Erdoğan, "DAEŞ'le Rusya'nın ciddi manada çatışması veya DAEŞ'e yönelik bir operasyon söz konusu değil" dedi.

Rus uçaklarının ağırlıklı olarak Türkmenlerin yaşadığı bölge, Lazkiye'nin kuzeyi, Kızıldağ ve Türkmendağı bölgesinde uçtuğunu ve buraları vurduğuna işaret eden Erdoğan, asıl DAEŞ'in olduğu yerlerde Rus uçaklarının böyle bir girişimde bulunmadığını dile getirdi.

Erdoğan, "Bizler bunları tabii haritalar üzerinde, özellikle bu konuyla ilgili olarak radar üssünün bizlere vermiş olduğu belgeler üzerinden tüm dünyaya gösterdik ama daha sonra gördük ki aynı şey tabii NATO'da tespit edilmiş vaziyette, onlarla da bizimkiler tam uyumlu" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aidiyeti ve milliyeti belli olmayan iki uçağın Türkiye sınırına doğru geldiğini ve gerekli uyarıların yapıldığını ifade etti.

"Rusya'nın, Türk hava sahasını ihlali nedeniyle düşürülen savaş uçağının kara kutu kayıtlarının incelenmesiyle Moskova'nın iddiaları doğrulanabilir mi? şeklindeki soru üzerine Erdoğan, Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan radar kayıtlarına dikkat çekti.

Erdoğan radar tespitlerinin ortada olduğunu, 5 dakika içerisinde 10 defa uyarı yapıldığını hatırlatarak, şöyle devam etti: "Onlar neyi incelerlerse incelesinler, bizim radar tespitlerimiz ortada. Yani bu radar tespitlerinde nasıl gelip de bizim sınırımıza doğru yaklaştıkları ve yaklaşırken 5 dakika içinde 10 kez uyarı yapmamıza rağmen nasıl sınır ihlalini yaptıkları ortada. Uçaklar ülkemizin sınırlarından içeri girdiler ve 5 mil önde olan uçak tekrar Suriye topraklarına döndü, ama arkasındaki uçak dönmedi ve arkasındaki uçağı da bizim sınırlarımız içerisinde bizim F16 uçaklarımız orada dolaşırken vurdular, vurduktan sonra da Suriye topraklarına bu ikinci uçak düştü."

NATO'daki müttefiklerin de bu konudaki kayıtlarının Türkiye'ye ulaştığını söyleyen Erdoğan, "Onların kayıtları da bizim kayıtlarımızı aynen doğruluyor" dedi.

Rusya'nın daha önce de defalarca Türk hava sahasını ihlal ettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Şimdi burada bir gerçeği bir defa tespit etmemiz lazım, Rusya'nın bu yaptığı ilk değil, bunu bir yıl önce de yaptı. Karadeniz'de, 15 dakika sınır ihlali yaptı, takip edildi vesaire ama bu tür noktaya getirilmedi. Ondan sonra Suriye'de bir kez daha yaptı, ardından bir kez daha yaptı, onlarda da yine bu sıkıntıları yaşadık ve kendileriyle G-20'de bunları konuştuk, dedik bakın bu doğru olmuyor. Biz stratejik ortağız, stratejik ortak böyle bir ortağına bunu yapmamalı. Sizin bizim sınırlarda ne işiniz var? Kaldı ki Suriye'de ne işiniz var? Çağrıldık, onun için gittik. Her çağrılan, her yere gitmez. Bizi misafir kabul edin. Ben de kendilerine dedim ki davetsiz misafirlik olmaz, siz davetsiz misafirlik yapıyorsunuz. Ve bakın pilotlarımız işte böyle bir durumda angajman kurallarını işletti ve aidiyeti de belli olmayan uçaklarınızı takibe aldı ve ikinci uçak vuruldu, olayın aslı bu."

-"RUS ASKERİNİN HAREKETİ ÇOCUKÇA"

Türkiye'nin hiçbir zaman gerilimin yanında olmadığını ve gerilim istemediğini, Rusya'nın gerilimde ısrar ettiğini vurgulayan Erdoğan, İstanbul Boğazı'ndan geçen Rus gemisindeki askerin hareketini 'çocukça' şeklinde nitelendirdi.

Erdoğan, "İki gün önce bakın boğazlarımızdan geçen bir Rus gemisinde, geminin baş tarafında bir askerleri omuzunda bir füzeyle beraber görüntü veriyor. Bunlar çok duygusal, çok çocukçu şeyler. Bununla ne yapmak istiyorsunuz, bununla ne kazanacaksınız? Bununla bir yere varılmaz. Ve bakın aynı esnada, aynı dönemde orada Sarayburnu'nda 3 tane NATO gemisi var, onlar da orada bağlı duruyor. Şimdi biz eğer gerilimden yana olsak durum çok farklı olur" diye konuştu.

Sorunların devletlerarası hukuka saygılı olarak diplomasiyle çözülmesinin önemini vurgulayan Erdoğan, Türkiye ve Rusya arasındaki yüksek ticaret hacmine işaret ederek, sürecin sabırla takip edileceğini söyledi.

Türkiye ile Rusya'nın Üst Düzey İstişare Konseyi oluşturduğunu hatırlatan Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin'in duygusal bir davranış içerisinde olduğunu belirtti.

Erdoğan, Türkiye'nin, sınır ihlali yapan savaş uçağının düşürülmesinden sonraki süreçlerde üstüne düşen görevleri yerine getirdiğinin altını çizdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Bakın biz, pilotlardan bir tanesi biliyorsunuz öldü veya öldürüldü. Biz o örgütün elinden o pilotu aldık, aldıktan sonra da ülkemizde bütün GATA'da yapılması gereken adli tıp kontrollerini her şeyini yaptırdık ve bir Ortodoks rahibi de davet ettik. Olayın dini tarafını da sağlayarak kendi uçağımızla göndermeyi de teklif ettik, istemediler, tekrar ettik, istemediler. Kendi uçaklarını gönderdiler ve dini merasim yapılmak suretiyle buradan Rusya'ya gönderildi. Bunlar bizim nezaketimizin bir gereğidir ve biz bu nezaketimizin gereğini de yerine getirmiş olduk. Yani biz eğer tarihin derinliklerine şöyle dönecek olursak, tarihin derinliklerinde maalesef Rusya'nın bize karşı yapmış olduğu bunun çok daha ileri safhada bazı uygulamaları var ki ben onlara girmek istemem."

Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığını güçlendirmesinin Türkiye için de bir tehdit oluşturup oluşturmadığının sorulması üzerine Erdoğan, şu yanıtı verdi: "Gerek koalisyon güçleri, gerek Akdeniz'deki bütün bu gelişmeler, Rusya'ya hiçbir şey kazandırmaz, Suriye'ye de hiçbir şey kazandırmaz. Buralara istedikleri kadar füze koysunlar, istedikleri kadar uçak gemisi getirsinler, şu anda Amerika'nın da orada uçak gemisi var, aynı şekilde Fransa'nın var, biz zaten bölgedeyiz, her şeyimizle oradayız. Şu anda İncirlik Amerika'ya da, Fransa'ya da, Almanya'ya da, yani NATO ülkelerine de açık. Çünkü biz bir NATO ülkesiyiz, bu yapılan bütün saldırı Türkiye'ye karşı değildir aynı zamanda NATO'ya karşıdır. Dolayısıyla şu anda NATO burada devrededir ve atılması gereken adımlar atılmaktadır. Ve biz buradaki hassasiyetimizi sürdürüyoruz, koruyoruz ve bu halka böyle giderse daha da genişleyecek. Ama biz bunun böyle gitmesinden yana değiliz. Bir an önce burada diplomatik yollarla bir çözümü bulmaktan yanayız. Şu anda da gerek hükümetimizin yaptığı çalışmalar, gerekse Silahlı Kuvvetleri'mizin yapmakta olduğu çalışmalar var. Benim muhataplarımla yaptığım görüşmeler, çalışmalar var, bunlar devam ediyor."

-"2014 YILINDA 79 MİLYON LİTRE KAÇAK PETROL ELE GEÇİRDİK"

Türkiye'nin DAEŞ ile mücadelede "önemli bir paydaş" olduğunu hatırlatan sunucunun, "Türkiye'nin DAEŞ'ten petrol aldığı", "Bilal Erdoğan'ın petrol ticaretiyle ilişkili olduğu" yönündeki suçlamalar hakkındaki sorusunu yanıtlayan Erdoğan, iddialar hakkında gerekli cevabı kendisinin ve oğlunun uluslararası medyaya verdiğini belirtti.

Türkiye'nin DAEŞ'le en ufak bir ilişkisinin olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti: "Şu anda biliyorsunuz özellikle Mare-Hercele hattında koalisyon güçleri olarak DAEŞ'e karşı çok ciddi operasyonlar yapıldı ve DAEŞ orada çok ciddi kayıplar verdi ve burada ÖSO ordusu kara harekatını sürdürdü, koalisyon güçleri hava harekatını sürdürdü ve DAEŞ'in oradaki bu kayıplarını tespit ettik. Bu kayıpları verdiren Türkiye, nasıl oluyor da DAEŞ'le böyle bir anlaşmanın, gayretin içerisinde oluyor. Bakın şu ana kadar Türkiye bin 500-bin 600'e yakın DAEŞ militanı olarak belirlenen kişiyi gözaltına aldı ve ondan sonra bunları yurt dışı yaptı. 6 bin kişi bir defa zaten hemen yurt dışı yapıldı ve 26 bin kişinin de Türkiye'ye girişine müsaade edilmedi. Şimdi biz bu tür bir mücadeleyi sürdürürken, fakat kaynak ülkeler dediğimiz ülkeler acaba bu konuda DAEŞ'e yönelik bir mücadele verdiler mi? Dünyanın değişik yerlerinden geliyor ve bütün bunlara yönelik hiçbir adım atılmıyor"

Türkiye'de 2014'te 79 milyon litre kaç petrolün ele geçirildiğini kaydeden Erdoğan, bu petrolün Gümrük Ticaret Bakanlığı tarafından gerekli işlemler yapılarak yok edildiğini ifade etti.

Erdoğan, "Türkiye petrolü nereden alıyor? Rusya'dan alıyor. Nereden alıyor? İran'dan. Nereden? Azerbaycan'dan. Nereden? Kuzey Irak'tan. Nereden? Cezayir'den. Nereden? Katar'dan. Nereden alıyor? Zaman zaman Nijerya'dan alıyor. Bizim petrol aldığımız yerler bellidir. Bizim DAEŞ'ten petrol almak gibi bir durumumuz yok" dedi.

DAEŞ'in petrolünü alanlardan birinin Rus ve Suriye vatandaşı olan George Haswani'nin olduğunu ifade eden Erdoğan "Bir de biliyorsunuz Rusya'nın meşhur Dünya Satranç Federasyonu Başkanı olan bir adamları var, o da yine aynı şekilde bu DAEŞ'ten petrol alıp onu dünyanın değişik ülkelerine satan bir kişidir" dedi. Oğluna ve kızına iftira attıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, oğlunun petrolle yakından veya uzaktan alakası olmadığını, gıda sektöründe küçük çaplı bir işle uğraştığını ifade etti. Oğlunun doktora tezini bitirmek için İtalya'da bulunduğunu söyleyen Erdoğan şunları kaydetti:

"Kızıma büyük iftira attılar, kızım güya DAEŞ'in yaralılarını alıyormuş, onları Türkiye'de tedavi ettirip gönderiyormuş. Tamamıyla yalan, bu bir alçaklıktır, bu bir iftiradır oğluma da, kızıma da yapılanlar."

Putin'in itiraflarını ispat etmesi gerektiğini daha önce de söylediğini hatırlatan Erdoğan, ellerinde ABD Hazine Bakanlığı'nın açıkladığı belgeler olduğunu ve bu belgelerde kimin neyin ticaretini yaptığının belli olduğunu belirtti. Erdoğan şunları kaydetti:

"Biz senden alıyoruz ya. Yani yılda 29 milyar metreküp biz Rusya'dan doğal gaz alıyoruz, sen bize böyle bir iftirayı nasıl atarsın? 10 milyar metreküp biz doğal gaz alıyoruz İran'dan, bütün bunlar ortada açık dururken sen bize nasıl kalkar da DAEŞ'le böyle aynı yere oturtursun. Benimle baş başa oturup bu işleri konuştuğun zaman bunları böyle konuşmuyordun ama şimdi kalkıp bu tür iftira at, tutmazsa iz bırakır. Bu eski komünistlerin işiydi, adetiydi, şimdi bunu aynı şekilde sürdürmek istiyorlar. Bunlar devlet ciddiyetiyle uyuşmayan şeylerdir, yakışmıyor."

DAEŞ ile petrol ticaretinde ismi geçen George Haswani'nin neden daha önce açıklanmadığıyla ilgili soruyu yanıtlayan Erdoğan, ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamalarının ve verdiği bilgilerin yeni olduğunu söyledi.

Rusya'nın Türkiye'ye yönelttiği ekonomik yaptırım tehditleriyle ilgili Erdoğan, Türkiye'nin bu atılan adımları çok da önemsemediğini ifade etti. Batı ülkelerinin, Rusya'ya gıdalar konusunda yaptırım uyguladığı sırada, Türkiye'nin tek yaptırım uygulamayan ülke olduğunun altını çizen Erdoğan, "Bize niçin dedikleri zaman, biz de 'dostlarımız' diyorduk bizim için Rusya bizim stratejik ortağımızdır, biz stratejik ortağımıza kalkıp da böyle bir yaptırımı uygulayamayız" ifadesini kullandı.

Türkiye'nin 2007 ekonomik krizin olduğu dönemde de dünyanın ulaşılamaz denilen birçok yerine ulaşarak, oradan doğan açıkları başka yerlerden kapatma yoluna gittiğini kaydeden Erdoğan, özellikle Arap dünyasının Türkiye'ye desteğini dile getirdiğini söyledi. Türk girişimcisinin çok farklı olduğu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Muhakkak bir yerlere ulaşır, pazar bulur, böyle bir durum var. Ve onun için de biz tabii özellikle girişimcilerimize de güveniyoruz ve bu konuda Batılı dostlarımızla da bu süreci çok daha farklı bir şekilde paylaşacağız" ifadesini kullandı.

"HARCADIĞIMIZ PARA 9 MİLYAR DOLARA ULAŞTI"

Erdoğan, Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması gündemde olan güvenli bölgeyle ilgili bir soruya, bunun sadece Türkiye'nin sorunu olmadığını, burada özellikle koalisyon güçleri olarak müşterek atılması gereken adımlar olduğu yanıtını verdi. Erdoğan şöyle devam etti:

"Eğer biz teröre karşıysak, terör örgütü sadece DAEŞ değil, El Nusra değil, YPG, PYD, PKK, bunların hepsi terör örgütü. Afrika'da Boko Haram, bunların hepsi terör örgütü, şimdi Somali'de El Şebab aynı şekilde terör örgütü. Bütün bu terör örgütlerini bir defa hedefe koymamız lazım ve bunları hedefe aldığımız zaman bizim terörden arındırılmış bir bölgeyi Suriye'nin kuzeyinde, Suriye topraklarında belirlememiz gerekiyor."

Özellikle Suriye'den göç edenler için adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şu anda Akdeniz'de, Ege'de Sahil Güvenlik ekiplerinin bulup çıkardığı insan sayısının 84 bine ulaştığını kaydetti. Erdoğan, "Bunları biz birileri gibi botları şişleyerek batırmıyoruz, Sahil Güvenlik botlarımız gidiyor, onları oralardan toparlıyor, alıyor, kurtarıyor ve tekrar memleketlerine gönderiyor, biz olaya böyle bakıyoruz. Ve şu ana kadar bizim harcadığımız para 9 milyar dolara ulaştı" dedi.

Avrupa Birliği'nin ilk etapta 3 milyar avro vereceğini söylediğini belirten Erdoğan şöyle devam etti: "Ama terörden arındırılmış böyle bir güvenli bölge olursa biz diyoruz ki, gelin çadır değil biz buralarda konut yapalım, yerel mimariye uygun konutlar yapalım ve bu konutlarla Suriyeliler olsun, Suriye'den iltica edecek olanlar olsun, bunlar kendileri için bütün sosyal donatı alanları içinde her türlü ihtiyaçlarına cevap verecek konutlar yapmak suretiyle onları oralarda toplayalım. Uçuşa yasak bölge ilan edelim ve onların güvenliğini, emniyetini sağlama alalım ve bunları kendi toprakları üzerinde iskan edelim."

"Esed Suriye'de 400 bin insanı öldürdü, 12 milyon Suriyeli muhacir durumuna düştü. Bunların 5 milyonu Suriye dışına çıkmış vaziyette, 7 milyonu Suriye'nin içinde. Bunlara karşı artık bir adım atmamız lazım" ifadesini kullanan Erdoğan, konuyla ilgili ABD Başkanı Barack Obama ile de konuştuğunu, Putin ve Avrupalı liderlere de bunu anlattığını ve hiçbirisinin "hayır" demediğini kaydetti.

Erdoğan, "Topraklarına dönmek isteyen insanlara bunun yolunu açmamız lazım, bir proje ortaya koymamız lazım, işte proje bu. Orada 500'er metrekare içinde herkese birer konut yapsak, bu insanlar hem kendi topraklarına dönerler hem de Suriye dışına göç hareketini durdururuz" diye konuştu. Erdoğan, güvenli bölge oluşturulması konusunda Türk askeri birimleriyle ABD'nin askeri yetkililerinin görüşeceklerini de dile getirdi.

KÜLFET PAYLAŞIMI KONUSU

Şu ana kadar Türkiye'ye gelen sığınmacıları geri çevirmediklerini aktaran Erdoğan, "Bugüne kadar açık kapı politikasıyla bunlara baktık ama 2,5-3 milyon insanı nereye kadar besleyeceğiz. Batı kendisine gelecek 100 bin, 200 bin insanın endişesini taşırken, en gerçekçi teklifi Kanada yaptı" dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun 25 bin Suriyeliyi alabileceklerini söylediğini hatırlatan Erdoğan, bunun güzel bir külfet paylaşımı örneği olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Türkiye'nin bütçesine para yardımı değil, oradaki Suriyeli kardeşlerimize destek istiyoruz. Terörden arındırılmış bölgede konutlar yapalım, bu konutlara bu kardeşlerimizi yerleştirelim, Batı'yı da mülteci akınından kurtaralım. Hepsi bana sözde katılıyor ancak beklenen adımı atmıyorlar. Bizim bu attığımız adımlar karşılık bulmazsa bu mülteci sorunu devam edecektir endişesini taşıyorum" değerlendirmesinde bulundu.

"ESED'SİZ DAEŞ, DAEŞ'SİZ ESED DÜŞÜNÜLEMEZ"

Paris'te yaşanan terör saldırılarından sonra Batı ülkelerinde, "Esed'in iktidarda kalabileceği, şu anki önceliğin DAEŞ'le mücadele olduğu" yönünde açıklamalar yapılmasıyla ilgili soruyu yanıtlayan Erdoğan, bunun mümkün olmadığını söyledi.

Erdoğan, şunları ifade etti: "Suriye sorununu Esed'le çözmek mümkün değil. Bu olursa da ancak Viyana sürecinde olduğu gibi 3 ya da 6 aylık bir süre Esed'le devam edilebilir, sonrasında da onsuz çözüme geçilmelidir. Esed'in kalması çok yanlış olur çünkü DAEŞ'in en önemli destekçisi Esed'dir. Esed'siz DAEŞ, DAEŞ'siz Esed düşünülemez. Petrolü rejime satan o, rejimden parasal kaynağı temin eden o. Bunların belgeleri ABD Hazine Bakanlığı tarafından da açıklandı."

Erdoğan, Suriye rejimine destek veren aktörlerin başında İran'ın yer aldığına işaret etti. İran'ın yaklaşım tarzını mezhepçi bulduğunu dile getiren Erdoğan, bu nedenle Türkiye ile İran'ın karşı karşıya geldiğini kaydetti.

ARAP DÜNYASIYLA İLİŞKİLER

Son dönemde Arap ülkeleriyle özellikle de Katar'la geliştirilen ilişkilere de değinen Erdoğan, "Şu anda bizim Arap ülkeleriyle münasebetlerimiz geneli itibarıyla gayet iyi bir konumda. Gerek Katar, gerek Suudi Arabistan ve Kuveyt'le ilişkilerimiz iyi ve bunun artarak devam etmesini temenni ediyorum. Başbakan olduğum günden itibaren özellikle Arap ülkeleriyle olan ilişkilerimi hep geliştirmenin gayreti içerisinde oldum" ifadesini kullandı.

Erdoğan, Katar'da Şeyh Temim ve ailesiyle iyi ilişkilerin olduğunun altını çizerek, Türkiye'ye gelen Arap turistlerin sayısının sürekli arttığını ve bu yıl 2 milyonu bulduğunu açıkladı.

Bölgede yaşanan sıkıntılar konusunda Suudi Arabistan ile Türkiye'nin dayanışma içinde olduğunu ve son G-20 Zirvesi'nde Kral Selman ile bunları baş başa değerlendirdiklerini aktaran Erdoğan, "Burada da güzel gelişmeler var, bunları daha da yaygınlaştıralım istiyoruz. Temennimiz odur ki, İslam dünyasının içinde birliğimiz, beraberliğimiz, dayanışmamız asla gölgelenmesin. Karşımızda oluşan paktları görüyorsunuz, hepsi Müslümanları bölmeye, parçalamaya yönelik. Buna fırsat vermeyelim" yorumunu yaptı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkilerin Mısır'da yaşanan gelişmeler nedeniyle etkilendiğini anlatan Erdoğan, şöyle konuştu: "Yani şu anda BAE ile tabi alt düzeyde bazı görüşmeler devam ediyor. Halkla arada zaten en ufak bir sıkıntı söz konusu değil, olamaz da. Kaldı ki Körfez İşbirliği Konseyi içinde yine Türkiye olarak bizler aynı hassasiyetimizi koruyoruz. Fakat az önce de ifade ettiğim gibi, bizim birbirimize kullandığımız cümleler çok hassas olmalı, biz birbirimize karşı çok çok dikkatli olmalıyız. Yani daha düne kadar BAE'nin tüm yönetimiyle gayet samimi ilişkiler içinde olurken, bir anda bunun kopmasının sebeplerini tabii ki araştırmak lazım. Fakat ben şahsen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak bunun süratle, ortadan kaldırması gerektiğini düşünüyorum. Yani bunun tek sebebi var, o da, Mısır olayıdır. Mısır olayındaki gelişmeleri biliyorsunuz ki bu da ancak yine diplomatik usullerle masaya oturmak suretiyle çözülür. Yoksa sağda solda birbirimizin aleyhinde konuşmakla olmaz. Onun için biz birliğimizi beraberliğimizi koruyalım diyoruz. Birbirimizin aleyhinde konuşmamızın veya kampanya sürdürmemizin hiçbir anlamı yok. Temenni ederim ki bunlar süratle aşılmış olur"

TÜRKİYE'DEKİ MUHALEFETİN ELEŞTİRİLERİ

Erdoğan, Türkiye'de muhalefetin kendisine yönelik, "hükümetin işlerine müdahil olduğu" şeklindeki eleştirilere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı olarak anayasada belirlenen yetkileri kullandığını ancak bazı kesimlerin bundan rahatsız olduğunu ifade eden Erdoğan, makamında oturduğu sürece yetkilerini tam manasıyla kullanacağına vurgu yaptı.

Erdoğan, "Ben makamına oturup orada sadece gelen evrakı imzalayan veya imzalayacak olan bir Cumhurbaşkanı değilim, yetkilerimi tam manasıyla kullanırım ve bugüne kadar yaptığım da budur. Kaldı ki ben tabi parlamento içinde seçilmiş bir Cumhurbaşkanı da değilim. Ben tam aksine ilk defa halkın oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanıyım. Halkın oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanı, cumhura karşı bu yetkilerini kullanmak durumundadır. Şu anda benim yaptığım budur" dedi.

Halkın bu durumdan son derece memnun olduğunu, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin sürekli etkinliklere ev sahipliği yaptığını, bir günün dahi boş geçmediğini anlatan Erdoğan, şunları dile getirdi:

"Şu anda bu Külliye'nin içinde gün yok ki burası boş geçsin, her gün burada bir etkinlik oluyor. Çocuklardan tutunuz yaşlılara kadar, kadınlar, ilim adamları, tüm sanat çevreleri, hepsi buraya gelir giderler. Ve anayasaya olan bağlılık, halka karşı olan sorumluluğunuzun gereğini yerine getirmektir. Ve benim her hafta mesela Türkiye genelindeki muhtarları grup grup burada toplarım. 500'er kişi toplarım, onlara hitap ederim, daha sonra beraber otururuz yemek yeriz. Yemeği yedikten sonra tekrar onları illerine uğurlarım. Bunlar bugüne kadar alışılmış şeyler değildi."

Erdoğan, böyle şeylerin şu ana kadar olmadığını ama şimdi bunlar oluyor diye birilerinin rahatsızlık duyduğunu belirterek, "Biz kararlı bir şekilde anayasamızın bize verdiği yetki neyse, yasaların bize verdiği yetki neyse bu yetkiyi kullanırız, asla bir yetki aşımına gitmem" diye konuştu.

Hükümetin işlerine müdahalesinin asla söz konusu olmadığını, aksine uyum içinde olmanın gayreti içinde bulunduğunu dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

"Cumhurbaşkanı ile Başbakan eğer senkronize olamazsa siz orada netice alamazsınız. Bu ülkede hükümetin başına, yani Başbakana anayasa fırlatan Cumhurbaşkanları da geldi ama biz öyle olmadık. Biz tam aksine hep kolaylaştırıcı olduk. Çünkü ben sorumluluktan gelen birisiyim. 11 yıl bu ülkede Başbakanlık yaptım, nerede tıkanma var, nerede yok bunları bilen birisiyim. Onun için de çok daha hızlı çalışmaya mecburuz. Çünkü Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmanın gayreti içindeyiz."

Erdoğan, AK Parti hükümeti değil de başka bir partinin hükümet olması durumunda mevcut senkronizasyonu sağlayıp sağlayamayacağına ilişkin soruya da "Tabi böyle bir şey yaşamadım. Ama olsa bile ben asla onların işini zorlaştırmaz kolaylaştırır, benden istedikleri her türlü desteği de kendilerine verirdim. Çünkü bu ülke benim, bu millet benim milletim" yanıtını verdi.

AA

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim