İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Cueeva

A+A-

Güzel bir haber okudum bugün.

Hayatını mazlûm insanlar için mücadeleye adayan ve arkadaşları tarafından “Cueeva” lakabıyla çağrılan Caoimhe Butterly, Kelime-i Şahâdet getirerek Müslüman oldu.

1978 doğumlu Cueeva, İrlandalı. Kuzey Avrupa’nın en çok devrimci ve militan yetişen topraklarından yani.

Benim öteden beri “beyaz olmayan beyazların yaşadığı ada” şeklinde tasvir ettiğim coğrafya, İrlanda.

Ülkenin ismi “Yeşilada” anlamına geliyor zaten. İrlandalılar “Éire” diyorlar ülkelerine. Bu ismin kökeni Keltçe’deki “erin” sözcüğüdür ve “yeşil ada” demek. Bizim ülkemizde de aynı isimde ada var; Isparta’da, Eğirdir Gölü’nde.

Mavi Marmara’daki en yürekli aktivistler İrlanda’dan gelenlerdi; hapishanede İsrail askerlerine karşı en cesur tavırları takınanlar da onlardı. 9 gemilik “Rotamız Filistin Yükümüz İnsanî Yardım” filosunun ilk gemisi de yine İrlanda’dan kalkmıştı.

Bir önceki yazımda geçen “Gemiler gemiler kalkıyor limanlardan limanlardan… Aden’den kalkıyor, Stockholm’dan kalkıyor,  Cezayir’den kalkıyor, Baile Átha Cliath’tan kalkıyor“ cümlelerinden sonra bir arkadaşım sormuştu, “Bu, Baile Átha Cliath dediğin yer neresi?” diye. Ben de ona, “Boşuna atlasa bakma. Mâlesef atlaslarda İngilizler’in verdiği Dublin ismi yazılıyor. Fakat İrlandalılar öyle demiyorlar kendi başkentlerine. Onların dilinde bu şehrin ismi Baile Átha Cliath. Anlamı ise, ‘çitli ırmak geçidi kenti’,” demiştim.

Devrimci ve militan insanların en belirgin özelliklerinden biri de – her ne kadar tam tersi lansediliyorsa da – barışçı olmaları, barışsever insanlar olmalarıdır. Kendileri de zaten “barış işin savaştıklarını” söylerler hep.

 Sizi bilmem ama, bana her zaman için, ağzını ve burnunu bir bezle kapatmış, gömleğini yarısına kadar katladığı her iki kolunu da havaya kaldırmış ve “zafer işareti” yapan bir gencin “Ben barış için mücadele ediyorum” demesi, şişko göbeğinin üzerinde lacivert kravat duran, yanakları pespembe olmuş ve “huzur veren” ince bıyıklı bir muhterem zâtın “Biz hepimiz kardeşiz” demesinden daha inandırıcı gelmiştir bugüne kadar.

Yapı olarak devrimci ve militan olan İrlandalılar, barışa o kadar düşkünler ki, barış özlemini bayraklarına bile işlemişler; “yeşil – beyaz – turuncu” renkli İrlanda bayrağının solundaki “yeşil” Katolikler’i, sağındaki “turuncu” da Protestanlar’ı temsil eder. Aradaki “beyaz” ise her iki halkın barış içinde ve eşit haklara sahip olarak birarada yaşadığını, yaşayabileceğini, “yaşaması gerektiğini” anlatır. Sünnîler ile Alevîler’in birarada barış içinde ve eşit haklara sahip olarak yaşamasını istediğiniz zaman “mezhepsiz”, Kürtler ile Türkler’in birarada barış içinde ve eşit haklara sahip olarak yaşamasını istediğiniz zaman da “vatan haini” olarak suçlandığınız Türkiye gibi ülkelerde olduğu gibi “yeşil” denince akla ilk olarak hıyar, “beyaz” denince akla ilk olarak lahana, “turuncu” denince de akla ilk olarak portakal gelmiyor yani, anlayacağınız.

Uzatmayayım. Cueeva Müslüman oldu.

Allâh hidayetini kabul etsin ve O’nu İslam’a bağışlasın. Kendisine “Aramıza hoşgeldin” demiyeceğim; çünkü O zaten hep aramızdaydı. Nerede bir zûlüm, haksızlık ve adaeletsizlik varsa, Cueeva da orada.

Cueeva’nın en önemli özelliklerinden biri, 16 Mart 2003 tarihinde İsrail buldozerleri tarafından ezilerek katledilen ABD’li Rachel Corrie’nin arkadaşı olması.

Bir dönem Meksika’da Zapatistalar’la birlikte yaşayan, Irak’ta milisler tarafından kaçırılmak istenen, Cenin’de İsrail askerlerinin kurşunlarıyla ayağından vurulan, Lübnan’da İngiltere Devlet Başkanı Tony Blair’in üzerine yürüyen Cueeva, hayatını yeryüzündeki mazlûm insanlara adayan yürekli bir gazeteci.

Mavi Marmara gemisinde şehîd düşen 19 yaşındaki Furkan Doğan’ın Kayseri’deki mezarına yaptığı ziyaret esnasında İslam’a girmeye karar veren Cueeva, Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman oldu. Mavi Marmara gemisindeki insanların Gazzeliler için yaptıkları fedâkârlıklardan, özellikle de şehîdlerden çok etkilendiğini ifade eden Cueeva, “Furkan’ın mezarını ziyaret ettiğimde artık Müslüman olmam gerektiğini anladım. Müslüman olduğum için çok mutluyum” dedi.

Daha önce Filistin’in Cenin bölgesinde yaralı bir çocuğu kurtarmak isterken de siyonist İsrail askerlerinin açtığı ateşle ayağından vurulan Cueeva, Müslüman olmadan önce “Gerçek Hayat” dergisinde sevgili kardeşim ve Mavi Marmara’daki yol arkadaşım Adem Özköse’ye verdiği röportajda, “Hizbullâh’ı, HAMAS’ı, İslamî Cihad’ı tanıdıktan sonra İslam’a karşı olan sevgim daha da arttı. İslam cihad kültürüdür ve bana göre İslam’ı gerçek anlamda temsil edenler de direnişçilerdir. Bir insanın başkaları için hayatını fedâ etmesini, kanını akıtmasını çok asîl bir davranış olarak görüyorum. İslam’ı tanıdıkça, direnişçilerle İslam üzerine konuştukça İslam’a olan sempatim daha da artıyor. Belki bir gün Müslüman olmaya karar verebilirim” demişti.

32 yaşındaki Cueeva, bir gazeteci, aktivist. “Phoblacht” gazetesinde ve “Elektronic Intifada” web sitesinde yazılar yazıyor. Filistin için düzenlenen toplantı ve konferanslara katılmak için sık sık Ortadoğu’ya gidiyor. Tabiî, ülkemize de.

O’nunla Mavi Marmara gemisine binmek için gittiğim Antalya’da tanışmıştım. O günlerdeki tavırları bile doğrusu bana çok ilginç gelmişti. Örneğin Müslüman hânımlar O’nu her yalnız bulduklarında yanına sokuluyor ve kısık bir sesle, “You Muslim?” diye soruyorlardı. Hareketleri, davranışları o kadar “Müslümanca” idi ki, insanların kafasında ister istemez soru işaretleri oluşturuyordu, “Acaba Müslüman olmuş mu?” diye. Bu yüzden pek çok hânımın, özellikle Arap hânımların O’na bu soruyu sorduğuna bizzat şahîd oldum. İlginç dediğim, burası değil. İlginç olan, her seferinde Cueeva’nın onlara verdiği cevaptı. Cueeva, kendisine “You Muslim?” diye soran herkese gülümseyerek aynı cevabı veriyordu: “İnşallâh”.

Kendisiyle, sitemiz için ayrıca “haberleştirdiğim” bir sohbetimizde, Filistin’de yaşananlar için “Bu bir soykırımdır” demişti.

“Filistin halkının yanında olduğumuzu hissettirmek istiyoruz. Ambargoyu delmek istiyoruz” demişti Cueeva, “Gazze bugün bir açıkhava hapishanesi durumundadır. Gıda, ilaç, giyim, su, hiçbir ihtiyaçları karşılanmıyor. Bu eylemle, dünya ülkelerinin sessizliğini bozmak istiyoruz” demişti.

Bir de şunu demişti: “Bu, her erdemli insanın görevi olmalı.”

 

sediyani@gmail.com

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum