Çözüm Sürecinin İmkân ve Kapasitesi

25.04.2013 06:05
Çözüm Sürecinin İmkân ve Kapasitesi
Tuzak kuranların kurbanı olmaktan başka çare yok zannedilmesin. Makul ve mantıklı bir çare var ve iradesine sahip çıkanlar muhakkak ki adaleti, ve kardeşliği esas alan çözümü inşa edeceklerdir.

Çözüm Sürecinin İmkân ve Kapasitesi

Kenan ALPAY

PKK’nın sınır dışına çekilip silahsızlandırılmasına ilişkin Hükümetin yürüttüğü süreci sabote etmek üzere seferber olanların başarı şansı var mı? Gerek devletin gerekse PKK’nın kabarık sicilinde bulunan provokasyon ve sabotaj teamüllerini yabana atmayalım elbette. Ancak içinden gelip geçtiğimiz günlerin bu kötülük kapasitesinin giderek güç ve itibar kaybettiğini de gözler önüne serdiğini atlamayalım.

Sadece Kürt sorunun çözümü açısından değil daha geniş manada sürecin iyiye mi yoksa kötüye mi gittiğini daha net analiz etmemiz gerekiyor. Çünkü bölünme-parçalanma, ABD ve İsrail’in hizmetine koşulma, küresel sermayenin oyuncağı olup neo-liberal iktisat politikalarının pazarına dönüşme, etnik ve mezhebi çatışma potansiyelini besleme gibi daha birçok söylem kafa karıştırmak, şüphe ve vesveseyi her alana hâkim kılmak amacında.

Ulusal ve Küresel Statüko Korkusu

Peki, suni umutlar beslemek kadar büyük bir tehdit olan umutsuzluk aşılamak, vesveseyi karakter haline getirmek, komplo teorileriyle yatıp kalkmak gibi kişilik bozukluklarının ne kadar gerçek dışı olduklarını görmek için ne yapmak lazım? Birçok şey yapmak lazım ama birisi de şu: Resmi ideoloji ve iktidar sınıflarının toplum nezdinde zaten öteden beri şaibeli olan hormonlu itibarlarının yerlerde sürünmekten beter oluşuna dalalet eden moralsiz çığlık ve çaresiz gürültülere bir nebze olsun göz atmak. Çünkü korku kaynağı olarak adres gösterilenlerin içinde bulundukları duruma takip etme işi ziyadesiyle faydalı ve ilham vericidir.

Laik-ulus devlet, Türk ulus kimliği ve Kemalizmi temsil noktasında en üst düzeyde temsil hakkını elinde tutan CHP’nin bu süreçte basit ve tutarsız ayak sürümelerinden başka yapabileceği bir şey kalmış mı? Baksanıza ‘devletin partisi’ bir miting veya kampanya başlatma iradesinden dahi yoksun olarak ancak örtülü bir biçimde MHP’nin etkinlik ve söylemlerine destek vermekle iktifa edebiliyor. Sadece tabanını değil kadro ve teşkilatlarını MHP ve İP’e kaptırma endişesiyle Kılıçdaroğlu bir müddet daha gemiyi yüzdürmeye çalışıyor. MHP ve İP’in de durumu CHP’den daha parlak sanılmasın.

Türkçü-Atatürkçü karakteri baskın sol-ulusalcı gruplarla, aydın ve sanatçı müsveddelerinin bir kurtuluş vesilesi olarak inşa ettikleri Milli Merkez’in başkanlığına Hüsamettin Cindoruk’u seçerek imkân ve kapasitelerini ilan ediyorlar. Sadece tükenmiş değil aynı zamanda çürümüş ve kokuşmuş, toplum nezdinde bir an önce kurtulunması gereken musibet muamelesi gören aktörler yine o nakaratı tekrarlıyorlar: “Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk’ü koruma ve kollama görevini sonsuza dek sürdüreceğiz.”  İnsan kedini “Vay canına!” demekten alıkoyamıyor. Üstelik bu kararlılık bildirgesinin arkasına şu müthiş sloganı eklemişler:  “Bölünme anayasasına izin vermeyeceğiz.” Kiminle birlik olup izin vermeyecekler? Elbette başını Perinçek çetesinin çektiği Ergenekon artıklarıyla!

Güçlenen İtirazlar Statükoyu Sarsıyor

Ulusalcı statükonun sergilediği acziyet gibi değil ama benzer bir tablo küresel statüko açısından kendisini gösteriyor. Bu noktada İsrail-ABD bağlantılı olmak üzere Türkiye’nin merkezinde olduğu iki gelişmeye değinmeksizin statüko korkusunun fazlasıyla abartılan yönü tam olarak anlaşılamaz.

Yazının Devamı...

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim