Çözüm için sorumluluk ve cesaret

05.08.2009 00:26

M. Naci Bostancı

Kürt meselesinde iktidar yeni ve önemli bir adım atacak gibi görünüyor. Belli ki bu defa önceki paketlerden, açılımlardan çok farklı bir durum söz konusu. Cumhurbaşkanı'nın "Sorunun çözümü için tarihi fırsat" olarak nitelediği şartlar arka planda bir ölçüde kotarılmış durumda.

Takdir edileceği gibi toplumsal ve politik olaylarda "fırsat" talihin bir oyunu olarak karşımıza çıkmaz, onu taraflar kendileri inşa ederler. Tam da burada işte önemli çalışmalar yapıldığı anlaşılıyor. Bunların neler olduğunu önümüzdeki süreçte anlayacağız.

Çözümde geldiğimiz aşama, yöntem olarak zikredilen "demokratik açılım"ın kamuoyuyla paylaşılması aşaması. Bunun birinci elden, siyasî sorumluluk sahibi Başbakan tarafından ortaya konulması son derece doğal. Elbette "Ben yaptım oldu" denmeyecek ama herkesi aynı çizgide buluşturmak mümkün olmayacağı için tüm söylenenleri kuşatan bir uygulama da sağlanamayacak. İktidar bu ateşten gömleği giyecek, iktidar olmanın kendisine yüklediği sorumluluğun gereğini yerine getirecek, ortaya çıkan "şey"in sonuçlarına katlanacak. Bu yüzden "arada bir yerlerde" çözüm yolunda ilerlenecek. Kimileri söylenenlere, yapılanlara kızacak, öfkelenecek, iktidar ilişkilerinin stratejik silahları olan en ağır moral kavramlarla hücuma geçecek. Kimileri yapılanları az bulacak, "dağ fare doğurdu" diyecek. İktidar ise hepsini dinledikten sonra "kendi aklıyla" uygulamaya geçecek.

Böylesine önemli, sancılı, toplumsal kesimleri uçlara fırlatan sorunlar karşısında o toplumun bireylerini ortak bir akıl çizgisinde toparlamak hiçbir yerde hiçbir şekilde mümkün olmaz. Bunu yapmayı istemek "Godot'yu beklemek" olur. Bu tür çözüm programları, sonuçlarını süreç içinde kendileri doğururlar. Atılan adımın ülkeye neler getireceği, insanların önüne hangi yeni şartları çıkaracağı ancak pratik içinde anlaşılır. Başlangıç noktasındaki teorik tasarı tüm sonuçları öngöremez. Sadece tasarıya bakarak tarafların yapabilecekleri ancak "yorumlar"dır, kehanet değil. O yüzden itidalli bir dil, ihtimallere açık bir tartışma üslubu herkese lazım.

ALGIYI YÖNETMEK ÇOK ÖNEMLİ

İyi hazırlanmış bir "çözüm paketi" sorunun ilgililerinin aklına, kalbine, beklentilerine, acılarına, sevinçlerine, ümitlerine tercüman olacak, en azından bunlara bir ölçüde cevap verecek temalar taşımalıdır. Bunlar zaten elde edilecek sonucun ne olacağına ilişkin "tahminleri" mümkün kılan unsurlardır. Böylesine adımların çok hesap edilmeyen ayrı bir destekçisi vardır: Atılan önemli adımın doğuracağı olumlu iklim. Bu, insanları sorun üzerinde yeniden düşünmeye, katkı sağlamaya, acıları geçmişe gömmeye sevk edecektir. Halk dilinde "Allah ev yapana yardım eder." diye bir söz vardır. Keza bir başkası, "Nikâhta keramet vardır" sözüdür. Her ikisinde de kasıt, cesaret ve kararlılıkla harekete geçmenin herkes için daha olumlu ve hayırlı bir ortam doğuracağı düşüncesidir. Bu iki hususu da sayısız insan kendi hayatında tecrübe etmiş ve bu kerameti görmüştür. "Keramet" sözü mistik, metafizik, illiyet bağlarından yoksun sihrî bir ifade olarak anlaşılmamalıdır. Aksine bu, problemlerin çözümüne doğrudan doğruya içine girilen sürecin olumlu katkısı olarak değerlendirilmelidir. Yeter ki süreci insanlar hakikaten problem çözücü bir yol olarak anlasınlar.

Bunu sağlayacak olan, "demokratik açılım"ın heyecan verici, ikna edici bir mahiyet ve aynı zamanda dil ile hazırlanmasıdır. Keza bunun kamuoyuyla paylaşım biçimi çok önemlidir. Yazılı ve görsel basın burada hayati bir rol oynayacaktır. Dolayısıyla aracılık edecek, yorumlayacak, kamusal müzakerenin zemini olarak çok değerli bir işlevi yerine getirecek olan basınla iletişim ayrı bir dikkatle düzenlenmelidir. Sadece açıklamanın yapıldığı gün değil, diğer zamanlarda da canlı bir iletişim marifetiyle basını bilgilendirmek, müzakerenin kendi güzergâhında kalmasını sağlamak gereklidir. Kamuoyunda teşekkül eden sorular ve istifhamlar için anında cevapların sunulması kritik bir iştir. Herkes bilir ki, çözüm paketinin kendisi kadar ehemmiyetli olan, bunun nasıl takdim edileceği, medya bağlamında nasıl bir anlam kazanacağıdır. Bir bürokratik mekânda resmî çevrelerin söylemiyle teşekkül eden "acımasız eleştirilerden" "şeytanın avukatlığından" yoksun bir paketin etkisi beklenenden az olabilir. Yine o mekânda anlaşılanla basın bağlamında anlaşılan birbiriyle örtüşmeyebilir. Hazırlık, tüm bunların hesabı üzerinde yürütülmelidir.

Gelelim bir diğer konuya. Henüz "demokratik açılım"dan öte bir söz edilmemişken ihtimaller üzerinden hareketle saldırıya geçilmesi anlaşılır bir tavır değildir. Doğmamış çocuğa don biçilmez, derler. Herkesin konuşmak ve tartışmak için bol bol zamanı olacaktır. Bu iş, erken kalkanın yol alacağı bir iş değildir.

Öncelikle şunu görelim: Yirmi beş yıldır bu sorun ortada. Çözüm yönündeki zayıf mukabeleler kesin sonuç getirmedi. Seksenlerdeki "çözüm"ün şartları ile doksanlardaki aynı değildi. Şimdi hiç değil. Böyle gidildiği takdirde yarın çözüm derken neyi konuşuyor olacağız, tahmin etmek neredeyse imkânsız. Kan akmaya devam ettiği sürece daha zor olacağı muhakkak. Bir yerde risk üstlenip, statükonun ötesinde bir tutumla işi çözmek lazım. Bunu kim yapacak? Türkiye yapacak, buradaki insanlar yapacak, nihayet toplumun "sorunlarımızı çöz" diye izin ve yetki verdiği siyasî iktidar yapacak. İktidar burada bir yandan "moderatörlük" rolü üstlenecek, diğer yandan ise son sözü söyleyecek.

Belki çözümde farklı yerlerdeyiz ama ortak bir teşhisimiz var: Kürt meselesi ülkenin en önemli problemi. Bunu paranteze alarak yola devam etmek, alternatif maliyetlere katlanarak mümkün. Burada da zaman lehimize işlemiyor. Maliyet sürekli artıyor. Böylesine önemli dönemeçlerde, siyasî ve toplumsal temsiliyet rolünü üstlenmiş çevrelerin tarihî sorumlulukları olur. Ortak toplumsal çıkarların söz konusu olduğu zamanlarda gerekli sorumluluğu ve iradeyi gösteremeyip, dar bir çevrenin hesaplarıyla davrananlar kaybederler. Çünkü siyasetin de "iktidar mücadelesinde" bir hiyerarşisi vardır. O hiyerarşinin en tepesinde ise bizi aynı toplumun kesimleri yapan ortak çıkarlar, değerler, tavır alışlar yer alır. Ülke yanarken "benim tarlamın ürünü" diye dövünenler oradan ekmek yiyeceklere bile sevimli görünmezler. Çözüm yolunda kamusal müzakereye katılanlar mutlaka her şeye "evet efendim" demeyecekler; itiraz edecekler, mahzurlardan bahsedecekler. Ancak müzakereye anlamlı katkı "istemezük" sözlerinin ötesinde, pakete katkı sağlayıcı, ikna edici, yol ve yöntem gösterici teklifleri de dile getirmekle olacaktır. Meseleler ila nihaye sürmezler, mutlaka bir yerde çözülürler. Önemli olan "bizim" çözmemizdir. Türkiye'nin bunu sağlayacak gücü, cesareti ve iradesi vardır. Ümidimiz bunun kuvveden fiile çıkacağı günün bugün olmasıdır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim