1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Çorum'da “Islah Ekolünün Çabaları” Konuşuldu
Çorumda “Islah Ekolünün Çabaları” Konuşuldu

Çorum'da “Islah Ekolünün Çabaları” Konuşuldu

Çorum Özgür-Der'de “Islah Ekolünün Çabaları ve Cumhuriyet Dönemi İslamcılarla İrtibatları” konulu seminer yapıldı.

A+A-

HAKSÖZ-HABER

Özgür-Der Çorum Şubesi 2012-2013 dönemine ait alternatif eğitim seminerleri kapsamında bu haftaki sunumu  “Islah Ekolünün Çabaları ve Cumhuriyet Dönemi İslamcılarla İrtibatları” konu başlığı ile Murat İslam ve Bülent Gökgöz yaptılar.

Bugün İslam coğrafyasında devam eden uyanış çabalarının sağlıklı değerlendirilebilmesi için Islah Ekolünün çabalarına bakmamız gerektiğini hatırlatarak ilk sözü alan Bülent Gökgöz, Islah ekolü olarak öne çıkan Urvet’ul Vuska ve Menar çizgisinin düşünsel ve eylemsel çabaları çağdaş İslami düşüncenin de temellerini oluşturmakta olduğunu belirtti.

Cemaleddin Afgani’nin hayatı İslam birliği uğruna adanmış bir örneklik, şahitliği ifade ettiğini belirten Gökgöz,  Afganistan, Irak, İran, Hindistan, İstanbul, Mısır, Londra ve Paris gibi önemli merkezler arasında adeta mekik dokuyan Afgani’nin Daru’l Fünun’da verdiği etkili konferans gazetelerde gündem olurken şeyhülislamın kulis faaliyetleri sonucunda İstanbul’u terke zorlandığından bahsetti.

Abdulhamid ve Afgani’nin görüşmelerine de atıfta bulunan Gökgöz, İttihad-ı İslam fikrini Osmanlının kurtarılması bir araç olarak görüldüğünü, ancak; Afgani’nin şura temelli yönetim anlayışı, siyasetle ve yönetimle ilgili kimi düşünceleri sultanın oma karşı hep tedirgin ve dengeci siyaset gütmesini beraberinde getirdiğini söyledi.

Anadolu’nun İslamcılarının Islah Ekolü ile irtibatları Muhammed Abduh ile devam ettiğini belirten Gökgöz şöyle devam etti.” 1908’de yayınlanmaya başlayan Sırat-ı Müstakim dergisi Urvet’ul Vuska çizgisinin öne çıkarttığı İngiliz emperyalizmine karşı direnişi, toplumun din algısının Kur’an ve sünnet ışığında ıslahı, İslam dünyasının geri kalmasının nedenleri gibi konular derginin başlıca konular olduğunu, 1912’den kapatıldığı tarih 5 Mart 1925’e kadar Sebilürreşad adıyla yayın hayatına devam etti.

Yazar kadrosunda Mehmed Akif, Eşref Edip, Manastırlı İsmail Hakkı, Babanzade Ahmed Naim, İskilipli Atıf Hoca gibi İslamcı kaygıları ön planda olanlar yanında sonradan Türk Yurdu dergisine geçiş yapan Ahmed Ağaoğlu, Yusuf Akçura gibi kısmen milliyetçi renkler taşıyan kişiler de mevcuttu.

Mehmet Akif, dergide Abduh’tan otuz civarında makale çevirir ve yayınlar. Bununla birlikte Afgani hakkında atılan iftiralara cevap verir ve Afgani’nin en büyük eserinin Abduh olduğunu söyler. “İnkılâp istiyorum hem de Abduh gibi” diyen Akif ve Sebilürreşad çabaları, Mustafa Kemal tarafından ‘Milli Mücadele’ lehinde kullanılmak istenir. Cumhuriyetin ilanının ardından Takrir-i Sükûn kanunu ve İstiklal Mahkemeleri yargılamaları ile Sebilürreşad ve yazar kadrosu sürgüne, idama gönderilir ya da susturulur.

Yine Reşid Rıza’dan çokça alıntılar yapan ve Beyanu’l Hak dergisinin kurucusu Mustafa Sabri de Islah Ekolünün belli düşüncelerini Anadolu Müslümanları ile buluşturur. Özellikle Kemalistleri, milliyetçileri ve laiklik politikalarını eleştiren Rıza’dan alıntılar yapan bu dergi de Kemalist baskılardan nasibini alır ve Mehmed Akif gibi Mustafa Sabri Mısır’a gitmek zorunda kalır.

1925’lerden itibaren Islah ekolünün düşünsel ve irtibat çabalarından Anadolu Müslümanları mahrum bırakılır. Bu durum tek parti diktatörlüğünün sona erdiği çok partili döneme, 1950’lere kadar sürer.

Ortadoğu, Afrika ve Hint alt kıtasındaki Müslümanlar Islah Ekolünün diriltici söylemleriyle filizlenirken, Anadolu Müslümanları yasaklanmış Hac, Kur’an, Ezan ve Arapçaya rağmen Kur’an hafızları yetiştirip var olma çabası veriyorlardı. Ta ki 60’lı yıllardaki çeviri faaliyetlerine kadar bu durum devam etti” diyerek sözlerini tamamladı.

İslam dünyası tarihin birçok döneminde Batı tehdidi ile karşı karşıya kaldığını ve bu durumun birçok nedeni olduğundan bahsederek konuşmasına başlayan Murat İslam, 18 YY. İslam coğrafyasının Batı tehdidin en yoğun muhatap olduğu dönemdir dedi.

İslam dünyasının Hicri 4.YY sonra düşünce ve pratikte durağanlık yaşama başladığını hatırlatan İslam, toplumun büyük bir kısmı tarafından kabul edilen taklitçi düşünce, hurafeler bu durağanlığın başlıca sebebi olduğunu ifade ederek şöyle devam etti. “İslam tarihi süresinde toplumun düştüğü bu taklitçi, durağan düşünce tarzına karşı, hurafe ve bidatlara karşı mücadele eden ıslahatçı Müslüman şahsiyetler var ola gelmiştir. Ancak; tüm çabalara rağmen toplum bu düşünce tarzı ve akabinde yaşam tarzında tam anlamıyla kopamamış ve sonunda İslam ülkeleri siyasi, ekonomik ve kültürel olarak yozlaşmıştır. İşte bu durumu Malik Bin Nebi “Sömürgeleşmeye Müsait Olma” durumu olarak ifade etmiştir.” dedi.

Diğer taraftan Batı Dünyası Rönesans ve Reform hareketleri bağlamında fikri, siyasi, kültürel ve teknolojik gelişmeler yaşamakta. Özellikle sanayi devrimiyle İslam toplumu arasında farkı kat kat arttırdığını vurgulayan İslam, bu gücü arkasına alan Batı dünyası 18.YY itibaren İslam dünyasını ve diğer dünya halklarını sömürgeleştirme çabası içerisine girdiğini belirterek şöyle devam etti.

“İşte böylesi bir dönemde sömürgeci devletlere karşı mücadele eden en önemli ıslahatçılardan biride hiç şüphesiz Cemalettin Afgani’dir. İslam’ın özüne Kuran ve sahih Sünnet inancını yeniden ikame etmek için bütün enerjisi ile mücadele ediyor, gerek aydınları, gerekse halkları uyarmaya çağırıyordu.

Yakın dostu ve talebesi Muhammed Abduh ile beraber Paris’te el-Urvetü'l-Vuska adında dergiyi çıkarmaya karar verdiler. Dergi yayın hayatı süresince İngiliz sömürü siyasetine karşı devrimci bir tavrı benimsemiş, uzlaşı çabalarını eleştirmiştir. İslam dünyasında milliyetçilik ve ırkçılık rüzgârı estirmeye amaçlayan Batı’ya karşı dergide sürekli ırkçılığı ve milliyetçiliği şiddetle eleştiren yazılar yazılıyor ve tüm Müslümanlar kardeş oldukları ifade ediyordu.” dedi.

Afgani’nin üslubu hayatı boyunca sürekli Müslümanların devrimci duygularını uyandırmaya çalışmak şeklinde olurken Abduh, daha çok aşamalı ıslah, eğitim ve ikna yolu ile siyasal hedeflere ulaşmak şeklinde olduğunu belirten İslam, el-Urvetü'l-Vuska’dan etkilenen ve mücadeleye devam etmeye çalışan diğer önemli şahsiyet Reşit Rıza ve El-Menar mücadelesinde de bahsetti.

Osmanlı Devletini ayakta kalması Osmanlıcılık, İslamcılık ve Medeniyetçilik gibi belli başlı üç ideoloji üzerinde tartışmalar yapıldığını söyleyen İslam, 1908 II. Meşrutiyet ile beraber Türkçülük düşüncesinin katıldığı bu tartışmalar yaşansa da, İslamcılık düşüncesinin hâkim siyasal ve ideolojik akımların en kuvvetlisi olduğunu belirtti.

İslamcılık akımın kabul görmesinde hiç şüphesiz Cemalettin Afgani’nin rolü çok büyük olduğunu hatırlatan İslam, bu anlayışın Türkiye'de daha çok Sırat-ı Müstakim çevresince temsil edilmeye çalışıldığını söyledi.

Urvetü'l-Vuska hareketi çerçevesinde gelişen akım, Türkiye'de sadece Sırat-ı Müstakim (Sebilürreşad) dergisiyle yanında, bir takım farklılıklarla da olsa İslam Mecmuası, Beyanu'l-Hak, Mahfel, Mekatib ve Medaris, Livayı İslam ve Volkan gibi yayınlarda da değişik tonlarda kendini tezahür ettiğini belirterek konuşmasını tamamladı.

Program soru cevap ve karşılıklı görüş alış verişlerinin ardından sonra erdi.

bulentgokgoz_muratislam-corum.jpg

HABERE YORUM KAT