Çokeşlilik!

29.10.2012 16:43

Aslı Ateş Kaya

Hem müslüman hem de kadın olduğumuzdan olsa gerek, gündemimizi sık sık ‘çokeşlilik‘ işgal etmekte. Ne yeni bir konu ne de ‘yeni uygulanan bir durum‘ sözkonusu aslında.

Çokeşlilik Kur’an’la gündemimize girmedi elbetteki, sadece Kur’an’da bu konuda çeşitli düzenlemelerin yapıldığını öncelikle hatırlamamızda fayda var. Günümüzde ise müslümanlar arasında o kadar sık rastlanan bir ‘vakıa‘ halini aldı ki, gündemi öylesine işgal etti ki, yasallaşması yönünde tavsiyelerde bile bulunanlar oldu.

Rabbimizin emir ve yasaklarına ‘inanmak ve itaat etmek‘ gibi bir yükümlülüğümüzün olduğunu bilerek ve inanarak, bu meselede, tabiri caizse işin cılkını çıkartan, yontan, eksiltip çoğaltan, kendine göre yorumlayıp keyfini sürmenin dışında bir amaç gütmeyenlerin varlığını da hesaba katıp, özellikle hemcinslerimin feryadını ve meramını özümseyip hasbihal etmenin telaşındayım.

Kitabımızdaki rakamsal meseleye takılmadan, daha fazlası da öngürülse kabulün verdiği bir inançla, sözgelimi toplumun hiç bir değer yargısıyla bağdaşmayan, ahlaki normların kabul edemeyeceği, etik olmanın ötesinde ahlaki bir dejenerasyonu da beraberinde getiren, moda halini alan, gizli saklı evliliklerin haddi hesabı yok. Aileyi, adeta ‘heva ve arzularının‘ peşinde sürükleyerek, bu duruma alet edenlerin varlığını bilmeyenimiz de yok. Bu çerçevenin dışında kalan evliliklerin konu irdelenirken üzerlerine alınma gibi bir lükslerinin olmadığını peşinen kabul edebiliriz.

Hiç bir bağlayıcı bağın mevcut olmadığı ‘ikinci evliliklerden sadır olan‘ problemlerin ‘çözüm noktası’ en can alıcı noktamız. Çevremizle olan münasebetinizi yani işin ‘muamelat‘ kısmını uygulamaya koyarken, toplumun düzen ve nizamının inşa edileceği meseleleri/düzenlemeleri yaparken, bir otoriteye, bir iktidara yani bir güce ihtiyacın hasıl olduğu aşikar. Hal böyleyse, insanın Rabbiyle ilişkisinin aynası olan ibadetini uygulamaya benzemeyen bir durum sözkonusu. İslamın hükümlerinin hakim olmadığı yerlerde, tek bir kişiyi ilgilendirmeyen bu durum marazi bir hal almakta, bireysel tutumların önünü almak zorlaşmaktadır. ‘Fail‘, hiç bir bağlayıcılığı olmayan bir oyunun içinde kendi kendine çalıp oynamakta, deyim yerindeyse. Bu da önü alınamayacak haksızlıkların südur etmesine yeterli bir sebep.

Eşler arasında oluşabilecek sorun ve sıkıntıların çözüm noktası bu olmamalı. İkinci eşi ‘alma‘ gibi bir düşünce, varolan problemi çözmek şöyle dursun, çözümsüzlüğe götürücü bir rol ve aileyi bitirmeye dönük planın parçası zaten.

Çokeşliliğe Resul’ün penceresinden de bakıldığında, günümüzde uygulanan  şekillerden çok farklı işleyişlerle karşılaşıyoruz / görüyoruz. Resul’ün evliliklerinin konusuna, bizlere yeterince aydınlatıcı bilgi sunan bir çok kitabın mevcudiyetini bilerek girmeyeceğim. Ama uzun yıllar tek bir eşle evli olan peygamberi hatırlayıp, ilk eşin vefatıyla ve her biri çok farklı sebep ve hikmetlerle yapılan evliliklerinin olduğunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Özellikle Mekke döneminde sadece tek eşle evliliğini yürütmüş olması, diğer evliliklerinin ise Medine döneminde vuku olması, bizler için önemli bir malumattır.

Olaya çok çeşitli hile ve desiseleri de koymak, ilk eşin muhtaç ve güçsüzlüğünden istifade edip, özellikle ‘para‘landıktan sonra meseleye yoğunlaşılması/fiiliyata geçilmesi, bilfiil sorunların baş müsebbi olmaktan, aileyi ve toplumu huzursuz etmekten başka, heva ve hevesinin de esiri olmakla eşdeğerdir. Vakıanın gizli bir şekilde yapılmış olması da durumu açıklar mahiyette.

Gizli saklı yapılan evlilikleri, tevafuken eş ve dostan öğrenenlerin varlığı malumumuz iken, bunu, birinci eşini ‘hac‘ ibadetiyle mükafatlandırıp(!), o kutsal beldeleri de emellerine alet ederek, o mübarek mekanda, ikinci eşin haberini adeta  ‘müjdeleyenlerin‘ olduğunu duyduğumda, ipin ucunu ne kadar kaçırdığımızı bir kere daha idrak ettim. Adeta şeytanın bile aklına gelmeyecek oyun ve desiselerle kafa yoranlar, mal-mülk sahibi olunca ‘önce arabasını sonra da eşini‘ değiştirir hale gelmiştir.

Yeryüzünde maddi zorluk içinde olan, yardımlarımıza muhtaç, Kur’ani bir emirle evliliklerine önayak olmamız gereken bekarların mevcudiyetini görmemezlikten gelmek, hesabı verilemeyecek bir durumu da kabullenmemizdir ayrıca.

Mağdur edilen ya birinci eş ya da ikinci eştir. Müsebibin kim olduğu ise ortada. Gücü elinde bulunduranların hakimiyeti de hepimizin malumu. Ne mümin bir kadının gündemi, kocasına ‘bekçilik nasıl yapılmalı?‘ ile doldurulmalı, ne de yeni yetme kızlarımızın gündemi ‘zengin eş bulayım da, gerisi önemli değil‘ temasına takılıp kalmalı. Hele hele erkek ‘ortak mal‘ halini alıp,  adalet gibi önemli bir meselede gözetemeyen taraf durumuna düşmemeli. Takdir edilmeli ki, şehevi duyguların peşinde koşmak, kendini bu dinin muhtevasında gören müslüman şahsiyetlerin  gündemi asla olmamalı. Aksi bir hal, ancak günübirlik yaşamın peşinde koşan insanların düştüğü bir haldir ve Rabbimizin razı olacağı çizginin sınırını aşmış olmanın da diğer adıdır.

Hiç kimsenin mağduriyetinin yaşanmadığı ortam, ancak adaletin tecellisinin olduğu bir ortamla mümkün. Buna talip olmak, yeryüzündeki adaleti hakim kılmak gibi bir mücadelenin içinde olanlar, dünyevi eğlencelerin peşine takılıp kalmazlar.

Rabbimizin buyruğuyla, yapılagelen bütün eksiklerimizin ve yanlışlarımızı düzeltmemizdeki çözümlerin tükenmediğini bilerek, ‘iman edenler olarak yeniden iman etmenin (4 / 136 )‘ tadına varalım.

Allah’a güvenip, adaletsizlik ve zulümden uzaklaşmak için ise hiç bir zaman geç değil. Mülkün Allah’ın mülkü olduğu gerçeğini hatırlayıp yeniden hayata çekidüzen vermenin telaşı sarsın hepimizi.

Aklımızın almadığı, yüreğimizin kabullenmediği davranışların hoşnutsuzluğu sarıyorsa bizi, bu  o işin doğru olmadığının da teyididir. 

İslam’ın ve huzurun hakim olduğu evlerle ‘şenlenmek‘ temennisiyle…  

  • Yorumlar 21
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim