Çöken, Zayıflayan Milliyetçiliğin Yanında Yükselen Kürt Milliyetçiliği

14.06.2015 21:54

MURAT AYDOĞDU

Türk Milliyetçiliği Cumhuriyetin ilk yıllarından beri süregelen toplumsal bir tabanı gücü olan dalgadır. Uzun süren devlet politikaları, eğitim ve çeşitli medya ağları yardımı ile Türkleştirilmiş bir kütlenin bilinçaltı şeklinde sık sık zuhur ediyor. Ama buna karşılık 2000'li yıllarda potansiyel oranı artmış olsa da eylemliliği ve dinamizmi o oranda azalmıştır. Açıkçası tepkisellikle artarken yaptırım gücü azalan agresif/saldırgan özellikleri düşen bir hareket. Geniş bir yelpazede farklılaşsa yer yer bazı İslamcı yapılanmalarla içi içe girse de, Genel İslami yapılanmalar tarafından kendilerinden ayrıştırılmış bir akım.

Oysa Kürt Milliyetçiliği tam tersi; agresifleşen, toplumsal alanlarda hâkim olduğu yerlerde baskıya dönüşen, kendi kitlesini tek tipleştirmeye yönelen bir hareket.

Bu birinin diğerinden daha iyi ya da kötü olduğu anlamında değil, etkisi açısından böyle.

1920’li yıllarda Türk Milliyetçiliğinin, 19602larda Baasçılığın yanında Kürt Milliyetçiliği tehlikesinden bahsetmek absürd/saçma ve yersizdir. Lakin günümüzde Kürt Milliyetçiliğinin yakın ve ağırlıklı tehlikesi diğerlerini geçmiştir. Geçmek kelimesi de hafif kalır Kürd Müslümanları ezmeye fiilen başlamıştır. Tehlike başkalarına değil yani, doğrudan Kürt Halkına. Ben ezilmiyorum diyen Kürtçülük bulaşmış beyinlerinin nasıl ezildiğinin farkında değiller. Nasıl mı? Babalarımızdan dedelerimizden çok iyi bilirim, Kürtlere karşı en ufak bir düşmanlık yapmayan hatta yardım eden ama Türk Milliyetçisi babalarımız dedelerimizden. Onlar kendilerini Türk Milliyetçisi olarak tanımladılar.

Buradan Kürt asabiyesi ile oluşan tepkileri de (“Kürt düşmanı mısınız?” yollu saldırıları da) engelleyecek şekilde yazıyorum; saldırganlık bizzat kendi içerisinde, Kürt insanına yöneliktir. Açıkçası kendine Kürt Milliyetçilerinin saldırı olduğu zehabına katılan diğer toplulukların ki sahtedir, asabiye'den kaynaklanmaktadır. KürtMilliyetçileri başka Kavimlere doğrudan saldırmamakta kendi Ulus modellerini oluşturmakla meşgüller.  Ve ben an azılı bir Kürt Milliyetçisinden bile bireysel bir zarar görmedim. Gördüğüm zarar yine Kürt kökenli Müslüman kardeşlerimden dolayı hissettiğim zarardır. Buna karşılIk, alan Hakimiyeti kurduğu ve Suriye, Irak coğrafyalarında bir takım iç ve dış desteklerle diğer kavimlere yönelik bir tazyik te görülmektedir. Yine de bu uzun yıllar kendilerine yönelik, asimile ve sürgünler yanında çok ta şiddetli değil.

Son seçimlerle beraber yükselen Kürt Milliyetçi dalga muhtemelen en üst noktasına geldi.

Seçim sonuçlarında da görüleceği üzere AkPartideki duraklama, kısmi geri gitme, Kürt Etnisiteye dayalı (Her ne kadar Türkiyelileştik dense de bu argümandan öte değildir) partideki ikiye katlanan oy oranı bize bu dalgayı somut bir şekilde göstermektedir.

Seçimde Milliyetçi eğilimler ne kadar etkilidir?

Öyle ki Orta ve Batı Anadolu'daki Türk seçmendeki MHP'ye kaymada de bu soruna yönelik karşı reaksiyonerlik var.  Hâlbuki AkParti yükselişi sırasında sekülerleşmiş kıyı bölgelerine nazaran bu kısmı oldukça eritmişti. Kaybolmamış Milliyetçi reflekslerle Çözüm sürecine karşı tepkiden, bilinçaltına işlemiş Kürt tehlikesinden, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgesine yoğun Kürt göçlerinin oluşturduğu gerilimlerden kaynaklanan bir MHP’ye geri dönüşten söz edebilir miyiz? Göçler sonucu gelenlerle eskiler arasındaki gerilim tarih boyunca her zaman vuku bulmuştur. Bu sadece günümüze ya da belli bir topluluğa mahsus değil. Bunu azaltan ve arttıran etkiler vardır. Dini inanç, örf ve adetler açısından Türk-Kürt gerilimi en az olması gerekirdi. Yüzyılladır da böyle olmuştur.  Son gerilim Ulus Modelli Türk Devleti politikalarından ve daha çok ta ekonomik sebeplerledir. Aslında gerilim karşılıklıdır: Gelenler kendilerinin inkâr edilip, asimile edilecekleri, ekonomik kaynak ve zenginliğin kendilerinden esirgendiğini, yerliler ise yerlerinden, işlerinden, refah standartlarından olacakları endişesi taşırlar. Kültürel davranış normları bunları tamamlar. İnsan topluklarının yazılı olmayan normları vardır ve çocukluktan itibaren bu normlar içerisinde yetişirler. Örneğin, şehirde toplu taşıma aracında yüksek sesle konuşmak şehirli için ayıp karşılanır. Kırsal kesimde ise toplum içinde alçak sesle birbirleri ile konuşmak ayıp sayılır. Medeni(!) Dünyada muhatabı ile konuşurken yüzüne bakmamak saygısızlıktır, oysa kırsal kesimde özellikle kadınların yüzüne bakmak saygısızlıktır, gözler aşağıya indirilir. Bu farklı topluluk örf ve adetleri olarak şekillenen davranış kuralları Kürtlerle Türkler arasında en az oranda olmasına karşılık, Kürd toplulukların Büyük Şehirlere kitleler halinde gelmesi bir kuşak sonradır. Az ya da çok Kültürel gerilim olmaktadır. İlginç bir izlenim olarak, bu kültürel gerilim Orta Anadolu Türk toplulukları ile Kürt göçmenler arasında hemen hemen olmazken Elit/Beyaz Türklerle daha fazla oluşmaktadır. Buna karşılık son Seçim atmosferinde ittifaklar bu Elit Türklerle Kürt Milliyetçiliği arasında oluşmuştur. Bizim gözlemimiz sağlam temeli olmayan güncel siyasetin gereği bir ittifak.

Seçimde AkParti’nin İslami referanslardan uzaklaşması ne kadar etkindir?

Öncelikle kendi beyanları ile AkParti İslamcı bir parti değildir. Ama herkesbiliyor ki,temelleri buna dayalıdır, Partinin etkili kesimini, Merkez karar erkini elinde tutanların kişisel davranışları buna göredir. Uyguladığı politikalar bunu hedeflemektedir, en azından olanak tanımaktadır.

AkParti’deki gerilemede sorun sadece İslami referanslardan uzaklaşma olsaydı, özellikle Milli Görüş'ün SP gibi kesimlere yönelmesi, siyasi fikirlerin ve ideolojik duruşların etkisi olsaydı merkez Sol partilere kayma, yolsuzluklar ya da ekonomik bir sorun olsaydı yeni bir Sağ oluşumun ortaya çıkması gerekirdi. Yine sorunda birbirini tasfiye etmeye çalışan paralel gibi yapılanmalar rol aldıysa bile, bu etkinin neden başka bir siyasi yapılanmaya değil de MHP, HDP gibi Milliyetçi partilere kaydığına cevap vermez. Özellikle belirtelim cemaatte kayma vardır, ama cemaat’in kitlesi potansiyel olarak çok güçlü değildir.

Yükselen Milliyetçi dalgayı da AkParti üzerinden/ona bağlı ortaya çıkmış ya da güçlenmiş gibi okumak yanlış. Belki Türkiye Siyasetinin en kuvvetli bloğunu, toplumsal katmanını oluşturan bu iktidar partisinin başarı ya da başarısızlığı, bir takım uygulamaları buna etki eder/etmiştir, ama bu yapısal değildir, Milliyetçiliğin kendi retoriklerinden değildir. Ama bunu AkParti'nin icraatlarından öte, seçmen yönelimleri, toplumsal tabanındaki sonuçlardan görünür hale gelmesini okumak mümkündür. Zira toplumsal tercihler söz konusu ve Milliyetçilik toplumsal tercihleri oluşturan önemli bir (f)aktör. Görünen o ki; AkParti başarılı oldukça Milliyetçilik karşılıklı törpülenecek, söylem gücü azalacak, başarısız oldukça güçlenecektir. Son seçimde de bu açıkça gözlenmiştir.

Toplumsal tercihlerde en önemli faktör ekonomidir, insanların geçim kaygılarıdır, yönetimsel becerilerdir, ideolojik, duruşlar değil. Zaten bunlarda sorun olsaydı Siyasi dağılım çok köklü değişirdi. Oysa şu anki siyasi tabloda iktidar olanağı olmayan Milliyetçi bir yükseliş, İktidar Partisinde ve ana muhalefet CHP de bir duraklama vardır. Bu bize sorunun yönetimsel ve ekonomik olmadığını açıkça gösteriyor. Baştan da söyleyeyim böyle bir problem olmadığında kolay kolay da iktidar değişikliği olmaz, ancak gücü budanır, koalisyonlar ve/veya kulisler dönemi gelir. Buradan da Milliyetçi söylem aslında bir argüman, retoriktir ve ekonomik başarısızlık durumunda çok daha güçlenecektir.

Şimdi yükselen Milliyetçi dalgaya, öncelikle İktidar politikaları üzerinden eğilelim.

AkParti bir yandan Türk Bölgelerinde Milliyetçi bir söylem kullanırken, aynı zamanda Türk bölgelerdeki Milliyetçi söylemi Ulus modelden, kavim asabiyesinden uzaklaştırıyor. Diğer yandan Kürtler üzerindeki kültürel, fıtri ve kavmi baskıları kaldırıyor. Aynı Kısacası toplumsal pragmatizm ve iktidar olanakları arasında siyasi oyun oynuyor.

Yine İktidar, aşamalı şekilde İslam kesimler üzerindeki baskı ve tecridi kaldırıyor, alan açıyor. Bunu yaparken de İslami bir yapılanma ve hedef güttüğünü söylemiyor. Mevcut statükodaki Laik/Seküler, kapitalist üretim tüketim ilişkileri gibi yapısal formlara engel olmuyor, ama aynı zamanda bunlar haricindeki formlara da olanak tanıyor. Kısacası Revulatif (devrimci) bir yöntem değil Evulatif (dönüşümcü) bir yol takip ediyor. Gerçekte bu Evulatif (dönüşüm) yapıyı bizzat kendisi inşa etmiyor; alternatiflere olanak sunarak, dönüşümü bunu hedefleyenler bırakıyor.

AkParti’nin İslamcılar ve Kürt Milliyetçilerine karşı etkileri, tepkileri nelerdir?

1-Bu iktidar etme biçimi karşısında İslamcı cenah ağırlıklı olarak arkasında. Acaba bu İslamcı kesimlerin sağlam bir Islah faaliyetleri var da bundan dolayı mı destek veriyor, yoksa kendileri sisteme entegre oldukları için mi? Şimdi kuşkusuz ikisi de var. Ağırlıklı olarak entegrasyon gözleniyor. Ama bu Seküler hayat tarzına ve Kapitalistik ilişkilere entegrasyon'un müsebbibi aslında yine İslamcı kesimlerin bizzat kendileri. Kısacası Akparti iktidar biçimine doğrudan bağlı değil. AkParti iktidarı olmasa bu daha da yaygın sürecek. Tabiidir ki Müslümanlara alan açan Sistem içi araçlar içerisinde baskıları azaltan bir iktidar olmadığı durumda, Müslümanlar arasında radikalleşmeler ve Seküler hayat tarzı, Kapitalistik üretim ilişkilerine daha sert tavır alan küçük kesimlerde olacaktır. Ama bunlar daha çok karşı reaksiyoner ve geniş kitleleri etkilemekten uzak olacaktır. .

Kısacası bir sorun varsa (ki var), bu yine Müslümanların kendi içlerindedir.

2- Özellikle Kürt Milliyetçiliğinde bir yükselme ile AkParti desteği Kürt illerinde önemli ölçüde azaldı. Acaba hem İslami hem de Fıtri haklarda, siyasi arenadaki emsallerine nazaran çok daha fazla alan açan, hak veren AkParti'nin bu gerilemesi nedendir?

Eğer bu AkParti'nin pragmatik Türk Milliyetçisi söyleminden kaynaklandığını düşünürsek, Öncelikle bu retorikten öte değildir ve yazının başında söylediğimiz cepheden içi doldurulmamış, tam tersine Türk Milliyetçiliğini dönüştüren içini kavmi asabiyeden boşaltan bir söylemdir. Bunun tepkisel olarak zaten müsait olan kesimler üzerinde Kürt Milliyetçiliğini tırmandırmış olması muhtemel. Lakin böyle bir karşı reaksiyonerlik, İslami hassasiyetli çevrelerde fazla etkili olmaması gerekirdi. Oysa Kürdistan'da bir kaçı haricindeki İslami yapılanmalar de HDP ye kaymıştır. Bastırılmış, yönlendirilmiş guruplar vardır, buna bir sonraki paragrafta değineceğiz.

Şimdi bu kaymanın neden kendi özgün çizgilerinde değil de, HDP gibi Seküler hayat tarzı ile sorunu olmak bir yana AkParti'ye nazaran Seküler Hayat tarzını daha da dayatan, Kapitalistik üretim tarzıyla da bir çatışması olmayan Partiye/Harekete doğru olduğunu sormamız gerek. Bu ancak İslami hassasiyete sahip olmayan kesimler için mümkün.

Burada da tıpkı İslamcı kesimlerin kendi iç bünyelerindeki problemler Kürt Müslümanları için de aynı ile etken. Batı bölgelerinde İslamcıları mevcut iktidara devşiren bu etki Kürdistan’da bölgede hâkim/iktidar olan Örgütlenmeye devşirmektedir. AkPartiye destek veren kitlenin ezici bir çoğunluğu doğrudan İslami bir amaçla destek vermiyor. Bunda Milliyetçi, Muhafazakar, Devletçi, Geleneksel Sağ kesimler var en önemlisi de ekonomik güven. Bunları Müslüman kimliklerine olan güvenle tamamlıyorlar o kadar.

Kürdistan da, Kürt etnik temeline dayalı, seküler ve kuruluş kökleri İslam’dan tamamen bağımsız/ilgisiz yapılanmaya yönelen bir kitle desteği var. Bu desteği arttıran, belki de ana etken haline gelen ise Asabiye'nin kuvvetli toplumsal etkisi. Entelijans, güç odakları, yerel güçlü örgütlenme, yerel örgütlenmenin fiili ve toplumsal baskısı yönlenmeyi tamamlıyor. Fiili baskı korkutma, çalma, elimine ettirme toplumsal baskı da malum üzerinde çokça durulmuş mahalle baskısı, sosyal çevre etkisi gibi konular.

Şimdi Başbakan Davutoğlu'nun "Sorun Asayiş sorunudur" dediği kısmen etkili bir durum da var. 15-20 yıl kadar önce "Sorunu sadece kolluk kuvvetleri ile çözemezsiniz" tespiti ilginç bir tamamlamaya geldi. “Sorunu sadece toplumsal/kültürel haklar, yapısal dönüşümlerle çözemezsiniz" Zira bölgede kaldırıldığı (zannedilen) TC baskısı, yerini Örgüt baskısına çevirmiştir. Sosyal Siyasette önemli bir kural var. Örgütlü ve kurumsal güç çoğu durumlarda fikri, (tutarlı dahi olsa) örgütsüz hareketleri bastırır. Burada tekrar belirtelim faktörlerden sadece birisi bu, bölgedeki yaygın, silahlı, toplumsal ve propagandist güç/yaptırım olanaklarına sahip örgütlenmedir.

Toplumsal Propagandanın gücüne kısa bir örnek verelim.

“10 Haziran 2015 Çarşamba saat11:30. Seçim Değerlendirmesi konulu Panelden dönüyoruz. Bir arkadaşın acelesi ve Yenikapı’ya kadar taksiye biniyor ‘gelin beraber gidelim’ diyor.

Üç kişi Yolda eski günleri, Kürdistan’da mezraların, köylerin nasıl yakıldığını, boşaltıldığın, her gün birkaç faili meçhul cinayetin gerçekleştiğini, Batı İllerinde yolda sırf kimliğinde Kürdistan illerine kayıtlı kütük nedeni ile arkadaşlarımızın polis tarafından alınmak istendiğini konuşuyoruz.

Şoför zor konuştuğu Türkçesi ile katılıyor; ‘He valla beni de aldılar’

Soruyoruz; ‘Ne zaman? 20-25yıl öncesini anlatıyor ve konuşmasına devam ediyor “Şimdide öldürüyorlar, köylülere işkence ediyorlar’

Yine soruyoruz ‘kimler?’

‘AKePe’nin polisleri karakollarda’

‘Emin misin?’ diyoruz.

‘He valla, oralarda akrabalarımız var, onlar söylüyor. Zaten köylerde kimse kalmadı, sırf korucular kaldı, öldürüyorlar, gizliyorlar’

Pek ikna olmuyoruz. Zira bizim de gidip gelmişliğimiz, akrabalıktan öte kardeşlerimiz var bölgede.

Yine de ‘Araştırmak lazım’ diyoruz.

Adamcağız bizi ikna etmek için devam ediyor; ‘AkePe Kobani’ye silah yollamadı mı? Kürtleri öldürmek için’

Daha fazla sorup bilgi(!) edinmek isterdik ama Yenikapı’ya geliyoruz.

İndiğimde içimden acı acı geçiyor; ‘İnşallah AkePe’nin Polislerine denk gelmez. Alimallah bu adamcağızı içeri alır işkence ederler. Hatta kaybolur, kimse haber alamaz bir daha’

Sonuçta Kürt Milliyetçiliği uzun süren yükselişinde ivme kazanarak toplumsallaşmıştır. Bunda yıllar süren Türk ve Arap Milliyetçiliklerine, militer uygulamalara tepki vardır. İstediğiniz kadar o yapılanmaları tasfiye edin, bir travma olarak size karşı mesafe oluşturmuştur.  Siz onların gözünde kesintisiz bir süreç olarak onların devamısınız.

Yükselen Kürt Milliyetçiliği konjonktürel alanda kendine partnerler de bulmuştur. Bunların en sahteleri tükenen ve toplumsal alanda süreli yenilen Türk soL'u, Beyaz/elit Türkler en trajiği de Paralel yapılanma.

Sürekli azınlık psikolojisi ile geniş kitlesel Siyasi yapılanmalarda CHP gibi Jakoben iktidar'a yönelen Alevi kesim ortadan ikiye bölünmüş Türkmen, Tahtacı Alevileri gibi blok halinde CHP içerisinde kalan kesime karşılık Kürt/Zaza Alevileri yükselen yeni güce destek vermiştir. Hatta Türkmen, Tahtacı Alevilerin şehirleşerek marjinal örgütlere kayan genç kuşakları da bu desteğe ilave olmuştur.

Dış konjonktürde ise çatışma halindeki İran ve peykleri, Ortadoğu üzerinde blok kitlelere karşı Kürt Etnisitesi üzerinden hesaplar yapan Batı Dünyası gibi yeni partnerler de gücü tırmandırmıştır. Lakin ısrarla değinelim bunlar Kürt Milliyetçiliğinin etkisini arttıran entelijans/haber ağları ve Bölge Dışı partnerlerdir. Asıl faktörler bu topraklarda, bu topraklarda yıllar süren Türk ve Arap Milli devletlerinde ve Kürt halkının kendi içindedir.

Yükselen Milliyetçi eğilimler ve birçok Müslümanı da kuşatan kaçınılmaz zaaflar Modern Batı paradigmasının doğurduğu, yerel iktidar ve devletlerin kışkırtıp palazlandırdığı, tekrar Batı dünyasının kullandığı, en önemlisi karşılıklı kendi zafiyetlerimizden, fıtri özelliklerimizin baskı altına alınıp yanlış bir yöne kaydırılmasından kaynaklanmaktadır.

Şimdi Kürdistan'daki kara bulutlardan yeise kapılmayın. Kürd halkı benzer cahili kirlenmeye uğrasa da içlerine kadar işlemiş Fıtrat ve İslam değerleri çok fazladır. Ve bu kara bulutlar dağıldığında. Çok daha iyi gelişmelere gebedir.

Sakın ha buradan Kürdleri dışlayan, kötüleyen bir söyleme sapmayalım. Evet, bu cahili kuşatma ve zaaflar eleştirilir, hoş görülmek yerine şiddetle uyarılır. Ama aynı hastalığı çok daha şiddetli geçiren ve hala etkilerinden tam sıyrılmamış çok farklı kavimlerin oluşturduğu Ümmet'in içerisindeyiz.

Nasır Ulusalcılığı, Kemalizm, Baasçılık, Bangladeş Milliyetçileri, Endonezya Suharto Milliyetçileri gibi Ümmet coğrafyasının yakın/uzak bütün köşelerinde bile modern paradigmanın bu hastalığı gelmiştir ve geçecektir. En geç şekilde Kürdistan coğrafyasına girmiştir ve girişinde en önemli faktörlerde kendisinden önceki bu hastalığa yakalanan, baskı uygulayan yapılanmalardır.

Bu hastalık Türk, Arap ya da başka topluluklarda hala etkilerini zayıflayarak ta olsa sürdürmektedir. Kürt asabiyesinden etkilenmiş bir kişiye bunu anlatmanız zordur. Zira siz istediğiniz kadar karşı çıkın, acısını çektiğinizi, kabul etmediğinizi söyleyin onun gözünde sizin bir devletiniz var. Hatta yığınla Müslüman reel şartlar içerisinde bu devletlerin içerisinde alan açarak var olmaya, siyaset yürütmeye çalışıyor. Bazı Kürd Müslümanlar aynı tarzı yeni oluşan/oluşacak olan hatta oluştuğuna inandıkları siyasi yapılanma/devlet içerisinde yapacaklarına inanmaktadırlar. Burada açıklayayım sınırları, bayrağı vs belirlenmiş, Uluslararası hukukta tanınmış bir Devlet’i değil; yaptırım gücü, cezalandırma mekanizması iletişim ağları olan örgütlenmiş bir yapıdan bahsediyorum ve benim kullandığım literatürde bu “Devlet” tir.

Gerçekte böyle bir farklı yeni bir Milliyetçi hareket, yeni bir güç/devlet alanında yapılanma doğru ve sağlıklı da değildir. Zira mevcut oluşmuş reel koşullarla kıyaslanarak “siz kullandınız biz de kullanalım” mantığı belki ilk anda adil, masum bir talep gibi gelebilir. Lakin aynı acıları kendi halklarına yaşatmaya, kendilerinde olmayan teşkilat, ağ ve çevresel güçle oluşacak Jakoben bir Ulus modelin yol açacağı fecaatı görebiliyor musunuz? Yani aynı ya da benzer felaketleri mi yaşatmalısınız? Üstelik oluşacak fay hatlarında topluluklar arasında yakınlaşma mı yoksa karşılıklı düşmanlık mı tırmanacaktır?  En önemlisi de tanımadığınız bir yapılanmaymış gibi baskıcı, temizlikçi, şiddet üzerinden kendine alan açan bir yapılanmayı görmeyip kısmen tarihte kalmış (bence de hortlaması ihtimal dâhilinde) bir geçmişe, sizi ezmiş olan TC İttihatçılığına bakıp bunları sığaya mı çekeceksiniz? TC İttihatçı kadroların Kürt Milliyetçiliği ile ittifakı geçici, ortak düşmana bağlı durumu resmeden ayrı bir konu.

İçi içe geçmiş demografisiyle, mahalleleri ile evlilik ve sosyal bağları ile iki halkın ayrışması ne anlama gelir? Kurnazlıkla hem Etnik Kimlik üzerinden siyaset yapacaksınız hem de Türkiyelileştik diyecek, konsensuslardan, Demokrasi(!) den söz edeceksiniz.

 Durum resmeden bir fıkra ile devam edelim

"Ormanlar arasında bir gürültü, bir bağırıp çağırma başlar.

Yaşlı ağaçlar:

- Ne oluyor yahu? Ne bağırıyorsunuz?, diye sorarlar, genç ağaçlar telaşla:

- Kenarlardan başlamışlar kesmeye... Adamın biri elinde bir demirle kesip geliyor, derler.

Yaşlı ağaçlar:

- Korkmayın çocuklar, korkmayın... İyi baktınız mı? Bizden bir şey var mı adamın elinde? Diye sorarlar.

Genç ağaçlar:

- Var efendim, var. Adamın elindeki baltanın sapı bizden, diye cevap verirler.

O zaman yaşlı ağaçları bir korku kaplar.

- Şimdi korkun işte, eğer bizden birisi varsa aralarında, işte o zaman korkun..."

Bu toprakların insanları emperyalist ülkelerle hayli savaştı,lakin bizden olanlardan gördüğü zulmü kimseden görmedi. Dersim'de, Menemen'de, Şeyh Sait Kıyamında, İstiklal Mahkemelerinde.

Nihayet bizim müstekbirlerimiz kendi asabiyeleri ile devşirdikleri Batıcı Seküler milislerle Batıdan daha şedit tasallut oldular başımıza

Batı bölgelerinde Kürt kökenlilere Cahili Irk Asabiyesi ile kirlenmiş Türk Faşistlerinin saldırıları, linç girişimlerini hatırlayın. Şimdi Yine Kürt kökenlilere Aynı Batıcı Seküler zihne sahip HDP Faşizminin saldırılarının ne farkı var.

Bazıları baltanın sapı bizden modunda mı?

Hak arama biçimi ile siyaset biçimi arasında bir fark vardır. Çevrecilik yeşiller Partisi kurmak, kadın haklarını savunmak Feminist parti kurmak, İşçi hakkını savunmak İşçi Partisi kurmak değildir. Böyle düşünüyorsanız olduğumuzu çıkartıyorsanız daha çok konuşacağımız paradigma sorunlarımız var demektir. Ve buradan bizim bunlara düşman olduğumuzu çıkartıyorsanız paradigma/değerler sorunu ile beraber algı/ahlak sorununuz var demektir.

Her zamanki temel kriterlerimizi şöyle vurgulamak gerek:

Bölge de sıkıntıyı bizzat çekenler en başat tavır hakkına sahiptirler.

Nasıl Buradan Mısır, Suriye Filistin vs Müslümanlarına,  “şöyle yapın böyle yapın, neden şöyle yapmadınız, böyle yapmadınız?” demek, Onların zaaflarını arayıp bulmak, Onların iradelerine ve yaşadıkları şeylere saygısızlıksa, Kürdistanlı Müslümanlara da dışarıdan eleştiri ve akıl vermek aynı saygısızlıktır. Orada sıkıntıyı çeken, direnen, kimlikleri ile yaşamaya çalışan Müslümanlar vardır.  Bir de Kimlikleri ile yamanmaya çalışan Müslüman geçinenler vardır.

Bu yazı bir çözüm Paketi değil, ukalaca bir öneri değil, tek yönlü bir eleştiri değildir. Seçimler üzerine oluşan ve hepimizi ister istemez etkileyen siyasi ortamdaki süblimleşen durma bir bakıştır.  Kürdistan bölgesine dışarıdan ama orada kardeşleri ile temasta, işbirliğinde ve aynı hissiyatta olan bir kardeşlerinin izlenimleri, beklentileri ve paylaşım isteğidir. Kaldı ki yapılanmasının ağırlıklı bir kısmı bölgede, Kürd Müslümanların oluşturduğu aidiyetim bunu daha da kuvvetlendiriyor.

Ve hala Coğrafyamızın en büyük belası; Ulusal Yapılanmaların Müslümanlara baskıları,  Onları devşirmeleri hatta bu konuda işgalci ordu ve kültürlerle anlaşmalarıdır.

Baasçılık, Nasırcılık çöktü ama artçı kalıntıları, toplumlardaki kirleri hala duruyor, Kemalizm geri çekildi ama resmi iktidarı, potansiyel tehlike ve toplumsal kirleri hala duruyor, Kürt Milliyetçiliği ise kendine sürekli alan açıyor ve her şeyden önce Kürd halkını ezmeye başladı.

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim