Çok soru sorarsanız susturulursunuz

29.10.2008 05:23

Salih Tuna

Her meselede kulak verilmesi gereken tereddütsüz, acabasız, kararlı bir adam.

Enteresan gözlükleriyle hiç tükenmeyecek gibi kesintisiz bakıyor.

Sorunları kökten halletmeye yönelik kesin ve keskin çözümleri var.

Anayasa değişikliğini sadece şeklen inceleme yetkisi olduğu halde, işi hepten 'şekilciliğe' vurup aslen inceleyen Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararını “yetki gaspı” şeklinde değerlendirenlerin iğvasına karşı, AK Parti'yi uyarıyor:

“Mahkemelerin yetkilerini kısıtlarsanız kapatılırsınız…”

Yargısal ve onursal kolpa değildir bu.

Güzel insan Sabih Kanadoğlu'nun şekli, esası tam; laga lugaya kapalı bir hükmüdür.

Bütün zamanların Yargıtay Onursal Başsavcısı kolpaya tenezzül edecek değil ya!

Kesin hükümlerin, kesin çözümlerin onursal varlığıdır o.

Hatırlayın; Cumhurbaşkanı seçimini de, “toplantı yeter sayısı” 367'yi keşfederek çözmeye çalışmıştı.

Bu icadı işini görmemişti ama bütün eleştirilere rağmen 367'de tenzilat yapmamıştı.

Sabah akşam konuşulan Ergenekon konusunda da kesin yargıya varmakta gecikmemişti:

“Ergenekon soruşturması Şemdinli gibi olmaya mahkûm…”

Keşke herkes onun kadar açık seçik ve kesin hükümlü olabilse!

Mesela Anayasa Mahkemesi…

Onun kadar anlaşılır, onun kadar net olabilseydi; hiç odaktan beraat ettirdiğini odaktan mahkum eder miydi?

Onun kadar tutarlı olabilseydi, Muhterem Abdurrahman Yalçınkaya Başsavcım'ın bir “google” virtüözü gibi çalışarak binbir emek, göz nuruyla topladığı delillerin yüzde 9O'dan fazlasını ıskartaya çıkartan bir 'açıklama' yapar mıydı?

Hadi yaptı diyelim…

İçinde mebzul miktarda tırtıklama, yönlendirme hatta tahrifat bulunduğunu ihsas ettiği iddianameye bakıp da karar verir miydi?

Gerekirse ağrısız, pansumansız, 'delilsiz' bir hükme varır; “Kapatılacak, kapat…” komutuna uyar; lakin bu tutarsız yollara tevessül etmezdi.

Hele Yargıtay Başsavcılığı'nın tahrifat konusunda “delil serbestisi ilkesinden” hareketle yaptığı açıklamaya zerre miskali tenezzül etmez, meseleyi herkesin anlayabileceği netlikte vuzuha kavuştururdu:

“Çok konuşursanız kısıtlanırsınız…”

Farzımuhal, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, YARSAV'ın değerli başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu gibi asker kaçağı 'iftirasına' maruz kalsaydı; 'çürük raporu', çürük değildir sadedinde kırk dereden su getirmeye kalkışmazdı.

Yok 20 sene önce karbon kağıdı kullanılıyormuş da, yok 4 yerine 8 yazılarak daktilo hatası yapılmış da, yok doktor olan halam refakat etmiş de…

Bu lakırdılarla çenesini yormaz; “Çürük raporu arıyorsanız çürüğe çıkarsınız…” diye kestirip atardı.

Veya…

Lafı hiç dolaştırmaz; gider, paşa paşa askerliğini yapardı.

Paşa, dedim de aklıma geldi.

Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner Paşa gibi, Aktütün'de ihmal veya hata olmadığını kanıtlamak amacıyla, istihbarat zafiyetinin olmadığını, teröristlerin günler öncesinden izlendiğini, personelin yeterli olduğunu, hulasa askeri açıdan gereken her şeyin yapıldığını söylemezdi.

Bunun hiçbir ihmal yok ve her türlü önlem alınmışsa, niçin 17 askerimiz şehit oldu sorusunu akla getireceğini düşünürdü.

Her şeyden önemlisi…

Gücümüz, kudretimiz yerinde; katır sırtında silah taşıyan teröristleri naklen izleme yeteneğimiz var; elimizden gelen her şeyi de yaptık ama, günler öncesinden adım adım izlediğimiz teröristlerin saldırısına engel olamadık demenin, terör örgütünü başarılıymış gibi göstermek anlamına geldiğini fehmeder, asla böyle bir açıklama yapmazdı.

“Çok soru sorarsanız susturulursunuz…” der, olur biterdi.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim