Çoğulcu din öğretimi mümkün mü?

08.09.2010 00:17

Recep Kaymakcan

Türkiye'de okullarda din eğitimi kamuoyu tarafından oldukça fazla tartışılan konulardan biridir. Din eğitimi ve öğretimine yönelik bu ilgi, konunun bir problem alanı olarak varlığını sürdürmesinden kaynaklanacağı gibi toplumda dinin öneminin bir göstergesi olarak da algılanabilir.

Yakın dönemde Zaman gazetesinde okullarda inançlar ve öğretimi konusunda yazdığı 3 yazı ile Herkül Millas konu üzerindeki düşünmelere katkı sağlamış ve bazı konuların yeniden tartışılmasını gündeme getirmiştir. Millas, yazılarında insan hakları ve çoğulculuk çerçevesinde okullarda inançları öğretmeyi teorik olarak değerlendirmekte ve din kültürü ve ahlak bilgisi dersine yönelik eleştirilerde bulunmaktadır. Konu hakkında Millas'tan bazı noktalarda farklı düşündüğümü belirtmek isterim. Millas'ın konu ile ilgili yazdıklarını da göz önüne alarak çoğulculuk ve insan hakları açısından okullarda din öğretimi hakkında değerlendirmede bulunmaya çalışalım.

Farklı düzeyleri olmakla birlikte dinî çoğulculuk fikri temelde her dinin aynı değerde olduğunu ve Tanrı'ya ulaştıran farklı yollar olduğunu savunur. Millas, bir din mensubunun inandığı dini üstün gördüğü için inandığını belirtmekte ve bu açıdan dinlere eşit yaklaşmanın pratikte gerçekleşmeyeceğini savunmaktadır. Aslında bu genel kabul gören bir düşüncedir. Özellikle bir inancın dindarı için dinî çoğulculuğu benimsemenin daha güç olduğunu yapılan ampirik çalışmalar göstermektedir. Buradan yola çıkılarak devlet okullarında bir din dersi içerisinde farklı dinleri objektif ve inanç özgürlüğü standartlarına uygun öğretmenin mümkün olmadığı sonucuna ulaşmanın ne derece doğru olduğunu analiz etmeye çalışalım.

Okullarda din dersinin hukukî statüsü ve programlarının oluşmasında bir ülkenin dini coğrafyası tarihi, yönetim tarzı vb. birçok etken söz konusudur. Son yıllarda buna demokrasi ve insan hakları söyleminin etkin bir şekilde ilave olduğunu görmekteyiz. Bu çerçevede şu soruyu sorabiliriz: Din ve inanç öğretiminde okulun ve okul dışındaki dinî kurumların ve ailenin rolü nedir? Din eğitiminde okul ve dışındaki aktörlerin yeri konusundaki bir ayrım bizlerin konuyu daha iyi anlamasına yardımcı olacaktır. Kapsayıcı çoğulcu din öğretimi modelinin devlet okullarında gerçekleştirilmesi birçok zorluk içerse de mümkündür. Bu bir ülkedeki din öğretimi ile ilgili ortak alanı oluşturacaktır. Dinî kurumlar ve ailede ise herkes kendi din ve inancının eğitimini yapacaktır.

Devlet okulları, bir ülkedeki farklı din ve inanç gruplarına mensup ailelerden gelen öğrencilerin eğitim gördüğü kurumlardır. Hatta aynı din içerisinde farklılıkların ve dindarlık algılamalarının değişik olduğu da bir gerçektir. O halde okul, insan haklarına saygılı olarak konuya nasıl yaklaşmalıdır? Din öğretimine okullarda yer verildiğinde yaygın olarak iki modelin olduğunu görmekteyiz. İlki, bir ders içerisinde farklı inançların öğretim konusu yapılmasıdır. İngiltere ve Türkiye'yi modele örnek verebiliriz. İkincisi ise, her inanca yönelik paralel din derslerinin olmasıdır. Almanya ve Avusturya da ikinci modelin örneklerindendir. Şüphesiz her modelin kendine göre zayıf ve güçlü yönleri vardır. Millas, her inanç mensubunun kendisi için ayrı din dersini öngören modele daha yakın gözükmektedir. Çünkü bu model objektif ve çoğulculuk kaygısı taşımaksızın bir inancı o inanç mensupları için öğretim konusu yapmaktadır. Ancak bu model diğer dinî inançların öğretimini göz ardı etmektedir. Ayrıca eleştiri konusu yapılan bir din dersinde farklı dinleri öğretirken objektif olunamayacağı endişesi bu modelde hiç bulunmamaktadır. Farklı inançlar için ayrı din dersi öngörmesi de uygulamada ciddi zorluklar oluşturmaktadır. Bu ise genelde azınlık dinlerinin aleyhine işlemektedir. Örneğin, bu modeli benimseyen Almanya'daki Müslümanlar son 20-30 yıldır uğraşmalarına rağmen anayasal statüde din dersi hakkını farklı gerekçelerle elde edememişlerdir.

Herkes için okullarda bir din dersi modelinin temel avantajı, öğrencilerin farklı dinler hakkında bilgi ve bakış açısı kazanmalarıdır. Uygulaması kolay değildir. Farklılıklara saygıyı içeren çoğulcu demokrasi açısından daha elverişli bir modeldir. İnsanların dinî açıdan farklı olana önyargı ve hoşgörüsüzlüğün nedenlerinden biri, doğru bilgi eksikliğidir. Bu nedenle 11 Eylül sonrası okullarda din öğretimi ile ilgilenmeye başlayan Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi kuruluşlar bu modeli önermektedir. AGİT'in 2007 yılında hazırladığı "Toledo Okullarda Din Hakkında Öğrenme" raporunda bu model açıkça önerilmekte ve nasıl gerçekleştirilebileceği konusunda öneriler sıralanmaktadır.

Din dersleri ve İslam dışı dinler

2000'li yıllardan itibaren okullardaki din kültürü ve ahlak bilgisi dersi program ve ders kitaplarında İslam dışı dinlerin öğretimi konusunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Geleneksel İslam dininin bakış açısı ve tek doğru din olduğu tarzındaki yaklaşımdan diğer dinler hakkında daha objektif bilgi vermeyi hedefleyen din hakkında öğrenme yaklaşımına geçişte önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Millas, İslam din öğretimine fazla yer verildiği ve İslami bakış açısına göre farklı dinlerin öğretildiğini iddia etmektedir. Bir din dersi içerisinde farklı inançlara yer verilen ülkelerde çoğunluk dinine fazla yer verilmesi dünyada genel bir uygulamadır. Sosyolojik açıdan da gerçekçidir. Ayrıca AİHM din dersi kararlarında da sosyolojik olarak çoğunluk olan dinlerin öne çıkarılıp fazla yer verilmesini İnsan Hakları Sözleşmesi açısından sorun olarak görmemektedir. Türkiye'de DKAB dersinin pratikte Müslümanlar için zorunlu bir ders olup gayrimüslimler için bu dersten muafiyet hakkının bulunması da insan hakları açısından uygun bir tedbirdir. Çoğulcu din eğitiminde öncü olan İngiltere'nin din eğitim yasasında Hıristiyanlık "ülkenin temel dini geleneği" olarak tanımlanırken onun dışındaki dinler "ülkede temsil edilen dinler" şeklinde tanımlanmaktadır.

Şüphesiz farklı dinlerin öğretiminde o din mensuplarının duyarlılıklarını önceleyen içerik ve metodik olarak yapılması gereken birçok iyileştirme bulunmaktadır. Farklı dinlerin öğretiminde o din mensubunun bakış açısı ile (insider) dışındakinin (outsider) bakış açısının birlikte verilmesi de bilimsel bir eğitim yöntemi olarak düşünülebilir. Türkiye gibi nüfusunun % 98'i Müslüman olan bir ülkede farklı dinlerin öğretimine daha fazla özen gösterilmesinin en önemli yollarından biri Müslümanların farklı bir dini öğrenme ve anlamalarının kendi dinini anlamaya katkı sağlayacağı bilincinin ve bu yönde bir pedagojinin geliştirilmesidir. Bu düşüncenin, üzerinde tartışılması gereken bir öneri olduğunu düşünüyorum. Yoksa pratikte iyileştirmenin gerçekleşmesi için insan hakları hukuki metinleri tek başına yeterli değildir. Bir anda yıllar içerisinde oluşan anlayış ve uygulamaların bırakılması da kolay değildir. Ayrıca bugünkü anlamda çoğulculuk anlayışının eğitime yansımasının yeni bir fenomen olduğu bir gerçektir. Bu nedenle din öğretimine çoğulculuğu uygularken yerel ve uluslararası koşulların birlikte düşünülmesi gerekir. Her yeni ders program ve kitabının uygulamaya başlandıktan sonra yeniden değiştirilmeye ve geliştirilmeye ihtiyaç duyulan metinler olduğunu unutmayalım.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim