1. YAZARLAR

  2. NACİYE GÖNÇ

  3. Çocuklarla Sağlıklı Bir İletişim Nasıl Kurulur?
NACİYE GÖNÇ

NACİYE GÖNÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuklarla Sağlıklı Bir İletişim Nasıl Kurulur?

A+A-

Anlam veremediğim bir durumdur çarşıda, pazarda, çocuklarını döven, küfreden, durmadan hakaretler yağdıran, çevresindekileri göremeyecek, duyamayacak kadar körleşen, öfkeden renkten renge bürünen anne ve babalar… Anlayamıyorum ve anlamak da istemiyorum! Bir katili anlamakla eşdeğer gibi geliyor bazen… Her şahit oluşumda aynı şaşkınlık ve çaresizlikle bakakalıyorum.

“Karşımızdaki bizi sopasıyla, yumruğuyla anlar” diyen bir toplumuz biliyorum. Bizi korumakla yükümlü olduklarını sandığımız insanlardan coplar yediğimiz günleri de unutmadım. İşkenceleri, idamları onaylayanların yığınları arasında yaşadığımızı da biliyorum. Ama yine de insanın öz annesinin-babasının çocuğuna olan bu gaddarlığını “ben onun iyiliğini düşünüyorum”, “hak etti”, “biz neler çekiyoruz bilmiyorsun”, “bugün dövmezsem yarın dizimi döverim”, “beni hiç dinlemiyor” bu ve bunun gibi bahanelerin arkasına saklanarak çocuklarına bunları yapabilmesine anlam veremiyorum. Onların bu zihniyetini anlayamıyorum.

Hepimizin öfkelendiği anlar olabilir ama biz öfkelendiğimizde, öfkenin şeytandan olduğunu bilen, öyle bir durumda iken; abdest alması, susması ya da yerini-duruşunu değiştirmesi gerektiğini düşünen bir dinin mensubuyuz. "Allah'tan korkan kimseler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever."

(Al-i İmran Suresi-134) Ayeti gibi nice ayetlerle uyarılmışken, yolumuzu aydınlatan, bizi farklılaştıran bu zenginliğimiz varken biz ne yapıyoruz? Nereye doğru gidiyoruz acaba?

Bütün bu yaşadıklarım bir şeyi fark etmemi sağladı. Dinlemeyi bilmiyoruz. Durmadan, yılmadan,  konuşuyoruz. Dünyadaki bütün boşlukları konuşarak dolduran bir millete dönüşüp, susmayı bilmeden, dinlemeden konuşuyoruz…

Karşımızdakini dinlememiz gerektiğini biliyoruz, arkadaşlarımızı dinlemek için saatlerimizi hatta günlerimizi veriyoruz ama çocuklarımızı ne kadar dinliyoruz ve nasıl dinliyoruz” u sorgulamamız gerektiğini düşündüğüm için bu yazımızda sağlıklı bir iletişim için olmazsa olmazı, “etkin dinleme” yöntemini paylaşmak istedim.

Çocuğunuz her geçen gün size karşı gelmeye başladıysa, bitmek tükenmek bilmez isteklerde bulunup; yerine getirmediğinizden şikâyet ediyorsa, devamlı yalanlara başvurup, nereye gittiği, ne yaptığı konusunda sizi merakta bırakıyorsa, kimlerle arkadaşlık yaptığı, neler yaşadığı konusunda endişeliyseniz, inandıklarınıza ve değer verdiklerinize karşı bir duruş sergiliyorsa, yemek yemesi, uyku saati, kardeşiyle ilişkileri vb. gibi konularda sizi bezdiriyorsa; onunla ciddi bir iletişim problemi yaşıyorsunuz demektir.  

Peki, bu tür problemlerle karşılaştığımızda ne yapıyoruz? Emirler vererek, uyarıp gözdağı mı veriyoruz? Nasihat edip, nutuk çekip, çözümler üretip, ahlak dersleri vererek mi yarımcı oluyoruz? Ya da suçlayarak, dalga geçerek, konuyu değiştirerek, aynı düşüncede olmadığımızı söyleyerek mi yardımcı olduğumuzu zannediyoruz!

İletişimde emir ve yönlendirme, karşımızdakinin ihtiyaçlarının önemsiz olduğunu ve yaptıklarıyla kabul görmediğini hissettirir. Yerli yersiz ahlak dersi vermek, suçluluk duygusuna neden olur, devamlı nasihat etmek ve çözümü halletmek için gerektiğinden fazla müdahale etmek ise çocuğu tembelliğe iterken, anne-babasına bağımlılığa, diğer yandan da kendini değersiz hissetmesine neden olacaktır. Çocuklar nutuk dinlemeyi, hatalarının yüzlerine vurulmasını da sevmezler. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, tenkit etmek; kendilerini yetersiz, aptal, değersiz, sevilmediği düşüncesi, kırgınlık ve düşmanca hareketlere itebilir.

Aşırı iltifat da çocuklar üzerinde olumsuz bir etki bırakır. Sürekli övülen çocuklar övülmediklerinde bunu kabul edilmeme ya da yargılanma olarak algılayabilir.

Yukarda bahsettiğim iletişim engellerinden sadece bir kısmıydı. Aslında istemeden çocuklarımızla aramıza sayısız iletişim engelleri koyduğumuzun farkında bile değiliz. Bu ve bunun gibi birçok örnekte ne kadar yanlış yaptığımızı göremiyoruz bile. Çünkü görünürde, hepimiz için en kolay olan ve doğru olan yol bu! Ama gelin zor gibi görünse de uzun sürede kalıcı çözüm üretecek bir yol seçelim. Nasıl mı?

Hayatımızın her safhasında ‘dinlemek’ önemlidir. Dinlemek önemlidir çünkü karşımızdakine onun bizim için özel ve değerli olduğunu, dinlenilmeye değer bir kişi olduğunu hissettirir.

Devamlı yakındığımız bir şey var “bu çocuk beni neden dinlemiyor?” Uzmanlar, çocuklarının kendilerini dinlemediğinden yakınan anne-babalarla, "çocuklarını dinlemedikleri konusunda bahse girebilirsiniz" demektedirler. Peki, biz çocuğumuzu dinliyor muyuz? Ya da onları nasıl dinliyoruz?

Çocuklarımızla konuşurken; duygularını dışa vurmasını sağlayacak, rahatlatacak ve güven sağlayacak, onları belli söylem ve davranışa iten nedenleri görmek ve çözüm yollarını çocuğun bulmasına yardımcı olacak olan etkin dinleme yöntemi kullanılmalı.

Etkin dinleme metodunu kullanan anne-baba çocuğun duygularını ve iletinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışır, sonra bunun doğruluğunu sınamak için kendi sözcükleriyle anladığını geri iletir. Burada dinleyici (ebeveyn), karşıdakinin (çocuğun) söyledikleri hakkındaki değerlendirmesini, önerisini, görüşünü ona bildirmez ve soru sorma gibi kendinden bir şey eklemez. Yalnızca gönderenin iletisinden anladığını geri iletir, duygu, düşünce ve yorumları kendine kalır.

Etkin dinleme için yardımcı davranışlar;

Sessizlik: Sessizlik kadar kişiye konuşma olanağı tanıyan güçlü bir etken yoktur. Sadece sessiz durarak karşıdaki kişiye, çocuğa konuşma alanı bıraktığımız için, çocuk konuşmaya yönelebilir. Sessizlik, konuşan kişiye konuştukları hakkında düşünme, daha fazla açıklama ve olaya daha dikkatli bakma imkânı kazandırır, kişiyi aynı zamanda  rahatlatır.

Empati: Empati, bir anlamda dış dünyayı karşımızdaki kişinin penceresinden görmeye çalışmaktır. Kedisi öldüğü için ağlayan bir çocuğa “Ne varmış bir kedi için üzülecek” gibi bir iletişim engeli yerine, kendini çocuğun yerine koyarak kedinin onun yaşamında ne denli önemli olduğunu anlamaya çalışmak, empati kurmaktır.

Empatinin en önemli göstergesi, çocuğun boyunun hizasına gelecek şekilde diz çökerek ya da kucağa alarak onun dünyayı görüş açısına bakabilmektir. Göz teması çocuğu duyulan ilgiyi ve kişiliğine duyulan saygıyı gösterir. Göz teması donuk bir şekilde olmamalıdır. Konuşurken çocuğun aynı zamanda ses tonuna, yüz ifadelerine ve bakışlarını kaçırıp kaçırmadığına dikkat edilip, davranışları ile söylediklerinin tutarlı olup olmadığına bakılır.

Kabul: Çocuğu sorunu ile birlikte yargılamadan kabul etmek. Çocuğun hata yapabileceğini, yaşının icabı doğru yargılayamayacağını düşünerek, çocuğu o anda (yani sorunu sırasında) günahı ve sevabıyla kabul ederek onu anlamaya çalışmaktır.

Dürüst Olmak: Derdini anlatmaya çalışan bir çocuğa mutlaka yetişkin görüşü ve rolüyle yaklaşmak yerine, insan olarak yaklaşmaya çalışmak onun duygularını insan bakışıyla algılamaya çalışarak dürüst cevaplar vermek, çocuğa daha yakın, daha anlamlı bir yaklaşım verir. Gerçekçi ve doğal; abartıdan uzak olduğu gibi davranmak bu bakımdan önemlidir.

Katılımlı Dinleme: Basit bir tekrardır. Çocuğun söylediklerini duyduğumuza dair bir mesajdır. Bu mesaj çocuğun söylediklerini özetleyebilir ve çocuğun sorun sırasında yaşamış olduğu duyguları dile getirebilir.

Bazen çocuklar daha çok konuşmak, derine inmek ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu nedenle; ”Bu konuda daha fazla bir şey söylemek ister misin?”, “İlginç, devam etmek ister misin?”, “Söylediklerin çok ilginç”, “Bu konuda konuşmak ister misin?” ve bunlar gibi konuşmasını sağlayacak cümleler kurmak da gerekebilir.

Dinleme sırasında çocuğun sözünü kesmeden, çocuk durakladığında “Hımm, evet anlıyorum...” gibi sözlü belirtiler ya da gülümseme, baş sallama gibi sözsüz belirtiler yapılmalıdır. Tüm bu belirtiler, çocuğun anlattığı problemi sorduğu soruları duyduğumuzu, onu önemsediğimizi ve değer verdiğimizi çocuğa hissettirir. Bunu hisseden çocuk rahatlıkla iletişimi devam ettirir.

Etkin dinleme için en önemli zaman dilimi, çocuğun problemle karşılaştığı zaman dilimidir. Tabi unutulmamalıdır ki, her durum veya her ilişki de etkin dinlemeyi gerektirmez. Örneğin; arkadaşı ve kardeşiyle geçinemediği, dersleri ve ödevlerinin zor geldiği, bir konuda karar veremediği, okulu bırakmak istediğini söylediği, birisine kızdığı, mutsuz olduğunu hissettiği anlar gibi.

Burada etkin dinleme konusuyla ilgili E.A.E.’den aldığım sadece bir örneği paylaşmakla yetineceğim. Bu nedenle Dr. Thomas Gordon’un E.A.E.(Etkili Anne-Baba Eğitimi)/ Aile İletişim Dili kitabını okumanızı tavsiye ederim. Kitapta etkin dinleme konusuyla ilgili sayısız örneklerle karşılaşmak mümkün.

“Karım alışveriş için arabadan inince üç buçuk yaşındaki kızım, “Annemi istiyorum” diye ağlamaya başladı. Her zaman böyle oluyordu ve ben annesinin biraz sonra döneceğini söyleyerek onu teselli etmeye çalışıyordum. Şimdi yine, “Annemi istiyorum”  diye ağlayıp duruyordu. Sonra daha yüksek sesle ağlamaya başladı. Bu kez de bebeğini istiyordu. Onu sakinleştirmek için her şeyi denedikten sonra aklıma Etkin Dinleme geldi. “Annen gidince onu özlüyorsun” dedim. Başıyla onayladı. “Annenin seni bırakıp gitmesini istemiyorsun.” Yine onayladı. Arka koltukta büzülmekten tortop olmuş, korkmuş bir kedi yavrusu gibiydi. Sanki yüreklenmek istiyormuş gibi elindeki battaniyesine sıkı sıkı sarılmıştı. “Anneni özleyince bebeğini istiyorsun” diye konuşmamı sürdürdüm. Başıyla daha güçlü bir şekilde onayladı. “ Ama bebeğin burada değil, onu da özlüyorsun.” Sonra sanki bir mucize oldu, kıvrıldığı köşeden kalktı, elindeki battaniyeyi bıraktı, ağlamayı kesti, öndeki koltuğa geçip yerleşti ve park yerinde gördüğü insanlardan söz etmeye başladı.”

Önemli olan şey, çocuğun duygularının kabul edilmesidir. Çünkü çocuklar, kendilerini ne denli kötü hissettiklerini anlamamızı beklerler.

Etkin dinlemenin kazandırdıkları:

Kişi sıkıntı veren duygularını bastırarak, başka şeyler düşünerek çözemediğinden: birçok patolojik sonuçlara da kapı aralayabilirken, etkin dinleme sonucunda ise; konuşmanın, paylaşmanın rahatlığını yaşar. Böylelikle, anne- baba, çocuk arasındaki ilişki de kuvvetlenir, dinlenildiğini ve anlaşıldığını bilen çocuk da ebeveyne karşı sevgi duygusu artmaya başlar. Ayrıca çözüme de kolay ulaşılır. Çünkü duygularını ayrıntılı bir şekilde paylaşan çocuk, ailesinin fikirlerini önemser ve konuşma esnasında problemini analiz etmeye, onun üzerinde düşünmeye ve çözüm bulmaya gayret eder. Bunun neticesinde de zamanla birikmiş problemlerimizin aksine; kendine güvenen, sorumluluk sahibi, problem çözebilen, bağımsız bir çocuk yetişmiş olacaktır.

Sen-İletisi Yerine Ben-İletisi

Çocukların istemediğimiz bir davranışı karşısında genellikle öznesi sen olan cümleler kurarız. “Neden böyle yaptın”, “başımın belasısın”, “nedir senden çektiğim”, “daha çok çalış”, “kırma”, “dökme”, “bağırma” gibi iletiler göndeririz.

Hataların hemen hepsinden çocuklar sorumlu tutulur, hâlbuki anne-babadan kaynaklanan bir problem de olmuş olabilir. Anne-baba bazı zamanlar çok hasta, uykusuz, stresli, sıkıntılı, kızgın, yorgun olabilir. Böylesi bir ruh haliyle sen-iletisi kullanmak yerine, ben-iletisi kullanarak; “yorgunum, dinlenmek istiyorum”, “hastayım” şeklinde duygularını ifade etmesi problemin olmasını engelleyecektir.

“Odamı neden bu kadar kirlettin” sen-iletisidir. Bunun yerine, “yeni temizlediğim odayı kirlenmiş görünce üzülüyorum” gibi ben-iletisi kullanılırsa, çocuk için daha etkili olacaktır.

Sen-iletisi kullandığımızda çocuk; inatçı, saldırgan, isyan eden bir tavır takınabilir. Yaptıklarını eleştirmek yerine, onun davranışlarının bizde nasıl bir etki bıraktığını ifade etmek, duygularımızı anlamasına ve böylelikle sorumluluk bilincini de geliştirmeye yardımcı olacaktır. Böyle bir samimiyet ve dürüstlük anne-baba, çocuk arasındaki ilişkinin gelişmesine, çocuğunda duygularını dürüstçe ifade etmesine zemin hazırlayacaktır.

Çocuklarda yetişkinler gibi dinlenilmek, anlaşılmak isterler. Bu istekleri karşılanamayacak kadar zor bir istek değilken neden arkadaşlarımıza, işimize, eğlencelerimize verdiğimiz zamandan çalıp birazını onlara harcayamıyoruz? Çocuğumuzu dinlemek bizim için bu kadar mı zor?

Lütfen bu defa konuşmayı değil de dinlemeyi deneyip nelerin değişebileceğini görelim.

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum