1. YAZARLAR

  2. Faruk Çakır

  3. Çocukların elinde silâh mı olsaydı?
Faruk Çakır

Faruk Çakır

Yazarın Tüm Yazıları >

Çocukların elinde silâh mı olsaydı?

A+A-

Geçtiğimiz günlerde Mardin’in Mazıdağı ilçesi, Bilge Köyünde meydana gelen ‘cehalet katliâmı’yla ilgili değişik değerlendirme ve yorumlar yapılmaya devam ediyor. ‘Her kafadan bir ses’ çıkmasının yanında, ‘her gazetede de farklı haberler’ yayınlanıyor. Yaşanan katliâmın gerçek sebeplerinin ortaya çıkması her halde epey zaman alacak gibi görünüyor.

Hadiseye ‘magazin’ gözlüğüyle bakanlar sayfa sayfa haber üretiyorlar. ‘Berdel’den girip, ‘yasak ilişki’lerden çıkıyor; kendilerince cinayetin sebep ve sonuçlarını, buldukları ‘çare’leri sunuyorlar. Elbette bu katliâmın onlarca sebebi vardır. Ve bu sebeplerden biri de ‘berdel’ ya da benzeri uygulamalar olabilir. Ama bunu tesbit etmenin yolu her halde hadiseye ‘magazin’ gözlüğüyle bakmak değildir. Konu her yönüyle incelenip araştırılmalı ve gerçek sebepler ortaya konulmalıdır.

Cinayete sahne olan köyden aktarılan ‘not’lar, medyanın Türkiye gerçeklerine ne kadar yabancı olduğunu bir defa daha gösterdi. Sıkılmasalar, köyde görev yapan cami imamını suçlu ilân edecekler! Bakınız, köyden aktarılan ‘not’ta neler söylenmiş: “Köydeki yaşamın içinde okul neredeyse yok. Eğitimi simgeleyen unsurlar köy hayatının hayli uzağında. Şöyle bir bakalım! Köy öğretmeni (...) çağrıldığı halde nişana gitmemiş. İmam ne yapmış peki? 24 yaşındaki imam (...), nişan evine gitmemekle kalmamış, yemek sonrasında oracıkta yatsı namazı kıldırmaya durmuş. (...) Köyde insanlar, imamdan övgüyle söz ediyor. Genç imamın iki yılda akıcı biçimde Kürtçe öğrendiğini, çocuklara hediyeler aldığını anlatıyorlar. Onu anlatırken kullandıkları bir cümle önemli: ‘Maaşını çocuklara harcardı. Yeter ki çocuklar Kur’ân öğrensin derdi.’ Cinayet sonrasında, sıra sıra mezar başında oturan çocukların ellerinde Kur’ân vardı. Hem de Arapça. Bu kareler gösteriyor ki, imam amacına ulaşmış! Epeyce çocuğa Kur’ân öğretmeyi başarmıştı.” (Faruk Bildirici, Hürriyet, 8 Mayıs 2009)

Bu yorum ve değerlendirme karşısında ‘hes’ mi demek lâzım, yoksa ‘pes’ mi! Ne zamandan beri vazifesini yapmak, insanları suçlamak için malzeme olarak kullanılmaya başlandı? ‘İmam-hatib’in görevi çocuklara ve büyüklere Kur’ân öğretmek, namaz kıldırmak değil mi? Köydeki imam bunu yapmayacak da, çocuklara oyun, eğlence, ‘dans’ mı öğretecekti?

Eğer anlatıldığı gibi ise, okul öğretmeninin dâvet edildiği halde düğün evine gitmemesi kimin kabahati? (Ki, öğretmenin hanımı dâvet edildiklerini ama beyinin ‘uykuya daldığını’ ve bu sebeple düğün evine gidemediğini daha önce açıklamıştı.) Kur’ân öğrenmek ve öğretmek ne zamandan beri suç ilân edildi? Hadiseye bu kadar ters cepheden bakanların, yaşananları anlaması, kavraması ve çareler sunması mümkün müdür?

Bakınız, böyle düşünenler, yeri ve zamanı geldiğinde inançlı insanları “Bunlar cami ile okulu ayrı değerlendiriyorlar” diye itham ederler. Oysa bunu kendileri yapıyor! İmam hatibin işini yapması ve çocuklara Kur’ân öğretmesi, köylü ile iyi ilişkilere girmesi, onların dertleriyle dertlenmesi ‘suç’ oluyor. Bu anlayışı, bu yaklaşımı kabullenmek mümkün mü?

Ne yani, çocukların elinde Kur’ân yerine ‘silâh’ mı olsaydı?

YENİ ASYA

YAZIYA YORUM KAT