1. HABERLER

  2. HABER

  3. “Çocuklar Kışla Düzeninden Kurtarılsın!”
“Çocuklar Kışla Düzeninden Kurtarılsın!”

“Çocuklar Kışla Düzeninden Kurtarılsın!”

Başakşehir Söyleşileri'nde konuşan Hilal Kaplan, “Çocuklar her sabah askerî nizamda and içme derdinden kurtulsun, askerî nizamda geçit yapılan stadyum törenlerine sürüklenmesin” dedi.

A+A-

Türkiye’de bir siyasî partinin açıktan “Ben Atatürkçü değilim’ diyemeyeceğini, aksine bütün partilerin Atatürkçü görünerek kendilerini “meşrulaştırma”ya çalıştıklarını belirten Kaplan, “Merhum Erbakan’ın ‘Atatürk yaşasaydı Refah Partili olurdu’ ve Egemen Bağış’ın; ‘En Atatürkçü parti biziz’ gibi söylemleri bunu apaçık gösteriyor” dedi.

Çocuklar, kışla düzeninden kurtarılsın

Yeni Şafak gazetesi yazarı Hilal Kaplan, “Şahsa atıf, başta anayasa olmak üzere tüm yasalardan kaldırılsın. Çocuklar her sabah askerî nizamda ant içmek derdinden kurtulsun, askerî nizamda geçit yapılan stadyum törenlerine sürüklenmesin.” dedi. Başakşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Başakşehir Söyleşileri”ne katılan Kaplan, “Demokratikleşme ve Özgürlük” konulu bir konferans verdi. Batı ile Türkiye arasındaki özgürlük ve demokrasi kavramlarının anlam ve farklarını anlatan Kaplan, özgürlük için ‘kesin bir ifade olmadığını’ ifade ederek, Batı ve Müslümanlar için özgürlüğün tanımını şu şekilde yaptı: “Özgürlük; Batı’da toplumun kendi sınırını aşması anlamına gelirken, Müslümanlar için ise; Hudutullah’a tabi olmakla özgürlük yaşanıyor. İslâm’da neş’et eden özgürlük ile, Batı’da neş’et eden özgürlük farklıdır.

Batı özgürlüğünde; insan ne kadar özgürleşirse özgürleşsin bir sınırla karşılaşır. Türkiye genellikle bir çok yazar tarafından Batı kadar özgür olmadığı için eleştirilir. Özgürlük sınırsız olan bir kavramdır. Her toplumun sınırı ne kadar ise o boyutta özgürlüğü yaşar. Özgürlük; sınırı aşmak olarak tanımlanır.” Demokrasinin anlamını da, “Bir toprak parçası üzerinde yaşayan insanların karar alma özgürlüğüdür” diye tanımlayan Kaplan, ‘Nasılsanız öyle idare olursunuz’ Hadis-i Şerif’ini hatırlatarak, “Bir toplumun kendisi yozlaşmışsa yöneticiler de o şekilde olacaktır. Bizler kendimize zulmetmeye devam edersek, yöneticiler de bize zulmederler” dedi.

Atatürkçülük Meşrulaştırılıyor

Siyasî partilerin kendini Atatürkçü olarak gösterdiğini, hiçbir partinin ‘Atatürkçü değilim’ diyemediğine işaret eden Kaplan şöyle konuştu: “Türkiye’de bir siyasî parti açıktan ben ‘Atatürkçü değilim’ diyemez. Aksine Atatürkçü olduğunu göstermekle kendilerini meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Merhum Erbakan’ın; ‘Atatürk yaşasaydı Selametçi olurdu’, Egemen Bağış’ın; ‘En Atatürkçü parti biziz’ gibi söylemleri bunu apaçık göstermektedir. Özgür idareyle bir seçim olması için Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun kaldırılması gerekiyor. 10 Kasım’da bir programa katıldım. Program, ‘Atamız’ ile açılıp, ‘Atamız’ ile kapatıldı. Siz Atamıza herhangi bir söz söylerseniz haddinizi aşan kişi olarak niteleniyorsunuz. Şahsa atıf, başta anayasa olmak üzere tüm yasalardan kaldırılsın. Çocuklar her sabah askerî nizamda ant içmek derdinden kurtulsun, askerî nizamda geçit yapılan stadyum törenlerine sürüklenmesin. Ben Atatürkçü olmuş olsam bunun devlet tarafından dayatılmasını istemezdim. Atatürkçülüğü kendim benimsediğim için seçmek isterdim.”

Yeni Rejimi meşrulaştırmada toplumsal kod kullanıldı

Osmanlı İmparatorluğu yıkılınca yerine her şeyi reddederek kendi egemenliğini meşrulaştırmak gerektiğini dile getiren Kaplan, “Bu meşrulaştırma din üzerinden yapılamazdı. Ancak ‘toplumsal kodlar’ üzerinden yapılabilirdi. Ve de öyle oldu. En yaygın toplumsal kod olan akrabalık ahlâkı tercih edildi. Akrabalık ahlâkı dinden sonra en önemli toplumsal koddur. Aile hiyerarşisinde en üstte baba vardır. Yeni rejim bunu kullanarak toplumsal hiyerarşide Atatürk’ü en üstte ‘Türklerin babası’ olarak oluşturdu. Ata kelimesi; Osmanlı geçmişini yok sayan bir kelimedir.

M. FATİH URAS – YENİ ASYA

HABERE YORUM KAT