Cip’in evrimi...

25.03.2010 00:20

Atilla Özdür

Cip evrimi, ilk birikim ile başlıyor...

İlk birikime milat bütün tarihler, yetersiz kalır... Osmanlı döneminde İngiliz zorlamasıyla yapılan arazi kanunnamesini başlangıç alalım...
İlk birikimin mekanizması, doğru yanlış, söylentide şöyle...
Osmanlı paşalarından birisi şapkasını Kayışdağı eteklerinden sahile doğru fırlatmış... Şapkanın gidebildiği yerler sahibinin adına tescillenmiş...
Masal gibi gelirse de, bu masal, ilk birikimin yoktan varediliş biçimini açık eden hızlı varsıllaşma hareketinin ipuçlarını veren bir masaldır...
Tek parti iktidarında CHP’nin tapuyu deldirtip hükümeti Bayar Menderes Demokrat partisine kaptırmasına yol açan toprak reformuna kalkışması, hep bu ‘masal masal matataş’ girizgahıyla ifadesini bulan gerçeklerden bir demettir...
Yüzlerce bin dönümlük arazileri, üzerindeki köy ve köylüleriyle birlikte sahiplenmek, hangi alınteriyle mümkün olabilirdi?..
İlk birikim konusu biraz acıtıcıdır. ‘Yeter söz milletindir’ sloganı, Bayar Menderes hareketinin de özünde mevcut cip tutkusunun üzerine atılmış bir gizleme saklama örtüsü, olmalı... Tutku, şimdilerde niceliğinde değişim sürecine girmiş. Yer üzerinde kaçıp giden Cip, yerini kanatlı, flepli havada uçan Jet’e terk etmiş...

Erken Cumhuriyetin ilk birikim seferberliği meşhur aferizm sosyetesi eliyle fişeklendi. Devlet destekli sanayileşme politikasıyla fonlanan müteşebbisler, açlık çeken piyasaya Allah ne verdiyse boca ettiler...
Köylerde tefeci tüccar saltanatı başını alıp gidiyor... Aferist grup arasında paylaşılan devlet teşvikleri, kapkaççı bir sanayicilik türünü yetiştiriyor. Demir telleri keserek çivi yapan ve bunları dış fiyatların sekiz on misline satan çivi fabrikası, milli sanayi sayıldığından, gümrüklerden de muaf tutuluyor...
Bunları yerinde gören de Ahmet Hamdi Başar ile üç aylığına, ‘Memleket ne haldedir, hele bir yol gezeyim de görelim’ diyen Atatürk’ün bizatihi kendisi olup feryad-ı figan gitmektedir,
‘Bunalıyorum çocuk, büyük bir ızdırap içinde bunalıyorum... Her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert. Her taraf derin bir yokluk, maddi manevi perişanlık içinde’...
Zaman, 30’lu yılların başlarıdır, 40’lı yıllara gelelim..
Çeltik tüccarı Ahmet bey Maraş civarından kilosunu 15-20 liralardan topladığı binlerce ton çeltiği pirinç haline getirdikten sonra 120-150 liralardan İstanbul’da toptan pazarlayıveriyor.
Karaborsacılıktan Milli Korunma Kanunu’na göre mahkemeye verilen Ahmet bey, bu karanlık işlerinden ötürü bilahare pirinç karaborsasını takip kuruluna üye seçilir...
Doktorların ifadesine göre Maraş ve çevresinde hastalar için, bir çorbalık olsun pirinç bulunamamaktadır...
Ülkede tifüs salgını insanları kırıp geçiriyor. Tarlabaşı Dolapdere arasına düşen bölgedeki Ermeni fakirhanesiyle komşu evimizde annemizin sık dişli tarağını gazyağına bandıra bandıra kafamıza vurduğu günleri, korku yüklü acılarla şahsen halen yaşamaktayız...
Memlekette sabun karaborsadadır. Yoksul halk ekmeksizliğinin yanında şekersizlik ve sabunsuzluğun da bitkinliğini yaşıyor. İstanbul’un karaborsacıları Ayvalıklı sabun üreticilerini mahrecinde esir alıyorlar...
İsmet Paşayı iktidardan alıp yerine Bayar Menderes ekibini yerleştirmeye doğru ilerleyen zaman hızla gelişiyor...
İlk birikimin niteliği, niceliği, karakteri, rengi, şekli ve şemali ile ahlak ve estetiği böyledir...
Kimse alınmasın, cip, ilk birikimin simgesi olup, insan fıtratının özünde kendi kendisiyle sürekli savaş halindeki nefsî içgüdülerin günümüze sarkıttığı bir izdüşümüdür...

4 x 4’ü ayağa düşüren izafi zenginlik, yavaştan yavaşa simgesini değiştirmeye yönelmiş...
Kırklı ellili yıllardayken sularında balık avlayıp kulaç atarak serinlediğimiz Bursa’nın Gökdere ve Nilüfer çayları şimdilerde zehir akıtır hale getirildi...
Müslümanlısı Müslümansızıyla, havralısı havrasızıyla, kiliselisi kilisesiziyle ve Atatürklüsünün de yanındaki Atatürksüzüyle birlikte birikim sahipleri, kendi aralarında sınıf birliği kurup Haliç’ i kazurat havuzuna çevirdiler...
Şimdilerde de kirlenmedik bir tek dağlardaki su pınarları kalmıştı, derelerin üst başlarından onları da metalaştırarak özel ellere toka ettiler...
Hükümet erkanı buyuruyorlar, dereleri kimselere satmadık. Dereler yerli yerlerinde yine bizim derelerimiz...
Peki suyu kimin?..
Suyun giderek metalaşması cip’in de jet’leşmesine yol açıyor...
Anayasa değiştirilecekmiş, birkaç maddesi pazara çıkarılmış. Şuymuş buymuş, beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor...
Bir kilo su kaç paraya gidiyor?..
Faks: (0212) 632 83 06

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim