1. YAZARLAR

  2. Ali İhsan Karahasanoğlu

  3. Cinayet de suç, darbe de suç!
Ali İhsan Karahasanoğlu

Ali İhsan Karahasanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Cinayet de suç, darbe de suç!

A+A-

Şöyle düşünün.. Bir gazetecinin evi, bir operasyon kapsamında aranıyor. Aramada bir günlük çıkıyor. Günlükte, şöyle bir olay anlatılıyor:

 “.. günü A isimli kişiyi ziyarete gittim.. Ziyarette aramızda şöyle bir konuşma geçti..”

Bu girişle tutulan notun devamında da şu diyaloğun geçtiği anlaşılıyor.. Ziyaret edilen kişi: “Bu X’i öldürmemiz lazım. Bizim tüm işlerimize engel çıkartıyor.”

Gazeteci: “Siz, bu planla onu öldüremezsiniz. Başka bir plan kurmanız lazım.”

Muhabbet böyle devam ediyor..

Aynı günlükte bir başka anlatım olduğunu varsayalım..

Yine ziyarete gidildiğine dair bir girizgâh ve devamında da şöyle bir anlatım:

Ziyaret edilen kişiye atfen bir konuşma: “İşler pek iyi değil. Durumu düzeltmemiz için, İstanbul ve Ankara’daki X kuyumcularını soymamız lazım.”

Gazeteciye atfen tutulan not: “Siz o kuyumcuları soyamazsınız. Kendi kurdukları özel bir güvenlik birimleri var. Dikkat etmeniz lazım.”

Konuşmalar bu minval sürüp gidiyor..

Şimdi söyler misiniz, bu konuşmalara taraf olan bir gazeteci düşünebiliyor musunuz?

Veya şöyle soralım soruyu: “Gazeteci olarak takdim edilen kişinin, bu konuşmalarda geçen sözlerinin, gazetecilik olduğunu söyleyebilir misiniz?”

Gazeteci için “Basın özgürlüğü çerçevesinde, bir görüşme yapmıştır. Haber kaynağı ile bir görüşme yapılmıştır. Yapılan görüşme suç değildir” diyebilir misiniz?

Tabiî ki diyemezsiniz..

Adam öldürme suçunda, kuyumcu soyma suçunda, bu tür muhabbetleri kabul etmek mümkün değil de, suçun nevi “darbe” olunca bu tür konuşmalar meşru olur mu?

Tabiî ki olmaz.

Ama derin devletin medyadaki uzantıları, büyük bir çaba ile, bu tür konuşmaların meşru olduğu tezini kamuoyuna kabul ettirmeye çalışıyorlar!

“Ne var ki Balbay’ın günlüklerinde, gayet normal bir gazetecilik faaliyeti” diyorlar!

Yukarıda verdiğimiz hayalî örneklerle konuşacak olursak, gazeteci adam öldürme muhabbetine katılıp, bir de adam öldürecek şahsa katkıda bulunuyor, fikrî planda da olsa akıl veriyor.. Ve bu faaliyet, bir suç olarak değil, “gazetecilik faaliyeti” olarak takdim ediliyor!

Hemen yanıbaşımızdaki CNN televizyonunda sergilenen tartışma, işte aynen bu!

Ha mafya liderinin evine gidip, orada yapılan konuşmalarda, “Şunu öldürelim. Yok onu öldüremezsiniz. Bunu öldürün...” muhabbeti yapmışsınız..

Ha da, oturduğu makamın görev anlayışını suîistimal eden bir subayın, “darbeyi nasıl yapacaklarına dair muhabbeti”ne katılmışsınız..

Bence ikisi de aynı!

İkisi de gazetecilik değil.

Ve daha önemlisi, ikisi de suç!

Neymiş, “Sadece fikrî planda düşündüklerini söylüyor. Burada bir eylem yok ki. Balbay’ın notlarında, kendisinin bir eylemi yok. Dolayısıyla, tutuklanması da yanlış!”

Vah benim ihtiyar gazetecim vah!

Demek bir eylemin suç olabilmesi için, illa icra gerekir öyle mi?

O zaman Abdullah Öcalan’ı niye cezaevinde tutuyoruz?

O ne suç işledi ki?

Hangi eylemi yaptı ki?

O sadece konuştu.. “Şu köyü yakın, şu korucuyu vurun” dedi..

“Şu askeri birliği bombalayın, bu polis karakolunu ateşe verin” dedi.

Ama kendisi, gidip karakol basmadı ki! Gidip korucuyu vurmadı ki!

Apo da şimdi, suçsuz mu yani?

Eminim, bu uyanıkları kendi haline bıraksanız, bir adım sonra da, Apo’yu masum ilan edeceklerdir..

Oysa Balbay’ın yaptığı da, Şener Eruygur’un yaptığı da suç!

Hatta, bu suç niteliğindeki eylemleri meşru eylemler ve suç olmayan hareketler olarak göstermeye çalışanların konuşmaları da suç!

Bir gazeteci kalksa, “X isimli kişinin öldürülmesi gerekli. Bu kişinin öldürülmesi, devletin bekâsı için gereklidir” dese, bu arada kendisine göre de bazı gerekçeler üretse, bu cümleler suç olmaktan çıkar mı?

Tabiî ki çıkmaz!..

Peki; bir kişi için, onu öldürme eyleminin gerekli olduğunu söylemek suç da, darbe yapma eyleminin gerekli olduğunu söylemek niçin suç değil?

Darbe de suç.. Adam öldürme de.. Kuyumcu soyma da.. Aralarında bir fark yok ki!

Ama adamlar; hiç utanmadan, sıkılmadan, ciddi ciddi “darbe”yi savunuyorlar!

Türkiye’yi, 1997 Türkiye’si sanıyorlar!

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT