Çin, Türkiye ve ihlaller

12.07.2009 03:20

Ergun Babahan

Başbakan’ın dış politika danışmanları SABAH Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyor.

İbrahim Kalın’ın dünkü SABAH Gazetesi’ndeki yazısı hükümetin Çin’deki olaylara yaklaşımı açısından büyük önem taşıyordu.

Kalın, Çin’deki olaylara abartılı biçimde soykırım diyen ama Ermeni tehcirini hararetle savunan Erdoğan gibi, (Onlar ayaklandı, biz de sürdük, yolda Domuz Gribi’nden öldüler) yaklaşıyordu olaylara.

Elbette Çin’deki olaylar bir insanlık suçuydu ama buna soykırım demek için Ermeni tehcirinden habersiz olmak gerekirdi.

Ancak yine de kuşkusu vardı.

‘Hak ihlalleri nereye kadar ülkelerin iç işidir? Açıkça katliama dönüşen politikaları eleştirmek nereye kadar ülkelerin iç işlerine müdahaledir? Bunlar zor sorular ve hiçbirinin tek yönlü, tek şıklı cevabı yok’ sorusunu yüksek sesle soruyor, ardından da bir uyarıda bulunuyordu:

‘Vereceğiniz her cevap, bir bumerang gibi gelip sizi de vurabilir.’

Aklında Türkiye var mıydı bilmiyorum ama verdiği örnekler arasında biz yoktuk.

Polislere taş attığı için 20 küsur yıl hapsi istenen çocuklara karşı işlenen kesinlikle soykırım suçu değildir ama sadece Kürt olmaları nedeniyle böyle bir ceza talebi uluslararası hukuk açısından hangi suç kapsamına girer merak ediyorum.

Tıpkı geçen 30 küsur yılda öldürülen 17 bin faili meçhulün hesabını yüksek sesle sormamak gibi.

Başbakan’ın Çin’deki insan haklarını haklı bir biçimde eleştiren danışmanlarının Türkiye’nin Doğu’sundaki ihlallere kör kalmalarını anlamakta güçlük çekiyorum.

İhlalleri gerçekleştiren yöneticiler aracılığıyla devlettir.

Devletin dayandığı etnik kökenden ayrı bir gerçeklik bu.

Demokrat olmanın, hukuka saygı duymanın tek yolu, ihlali yapan devletin kimliğine bakmadan ihlalin kendisini görmektir.

Bir kaç gündür Amerika’nın önde gelen gazetecileriyle birlikteyim.

Hepsi Bush döneminin işkencelerinden, yasa dışı dinlemelerinden utanç duyuyorlar.

Eğer bir ihlal varsa, yapanın kimliği önemli değildir, önemli olan mağdurdur ve savunulması gereken odur.

Çin’deki insan hakkı ihlalini eleştirmek kolay, Türkiye’dekini görmek zordur elbette.

Özellikle resmi veya yarı resmi bir ünvanınız varsa.

Yine de her türlü hak ihlalinin karşısında durmak entellektüel olmanın ön koşuludur bence.

Onun için Çin’deki vahşeti hep birlikte eleştirelim ama kendi topraklarımızda olup bitene de doğru açıdan bakmayı başarabilelim.

Milliyet yine şoke oldu


Bizim gazetelerimiz bir tuhaf, ezberlerini bozan her gelişmeye skandal veya şoklu başlık atmaya bayılıyorlar.

Son örneği Milliyet’ten geldi.

YÖK Başkanvekili, Prof. Dr. İzzet Özgenç’in Kuran kurslarıyla ilgili önerisi Milliyet için şoke edici olmuş.

Biliyorum ki. Diğer gazeteler gibi Milliyet’in de din ve din eğitimi konusunda bir uzmanı yok.

Bizler gibi, onlar da yazın çocuklarını Kuran kursu yerine Bodrum’a tatile gönderiyorlar.

Yine de kendilerini Kuran kursuna gönderen ailelerden daha fazla yetkili hissediyorlar bu konuda.

Her alanda devlet denetimine karşı olabilirler ama din eğitimi konusunda tam denetimden yanalar.

Dinin nasıl, ne kadar ve kim tarafından öğretileceği konusunda söz sahibi olmak istiyorlar, üstelik bu konuda hiç bilgi sahibi olmamalarına rağmen.

Tersi bir ses yükselince de anında şoke oluyorlar.

Bırakın insanlar çocuklarına serbestçe Kuran eğitimi verdirebilsin.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim