1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. Çıkmaz Sokak Sakinleri İçin Son Çağrı!
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Çıkmaz Sokak Sakinleri İçin Son Çağrı!

A+A-

Yeni bir 'en büyük biziz' gösterisi daha. Kemalizm'i her bir diğerine pek bir benzeyen görsel şovlar aracılığıyla gündemin merkezine oturtma saplantısıyla siyaset ürettiğini zannedenler şaşkınlıkta sınır tanımıyorlar. Yine Anıtkabir'de bir araya gelmeler, yine İzmir ve 10. Yıl Marşı okumalar ve nihayet yaklaşık 6 bin kişiyle gökyüzünden görülebilen canlı Atatürk portresi oluşturmalar.

Türk ulusalcıları böyle sapkın ve şaşkın da Kürt ulusalcıları çok mu farklı peki? Baksanıza daha geçen hafta Lice'de PKK Şehitliği'ne dikilen Mahsun Korkmaz'ın silahlı heykeli üzerinden giriştikleri bildik provokasyonla ulaşmak istedikleri amaç neydi? PKK-HDP cephesi "istediğimiz zaman gerilim ve çatışma ortamı hazırlar, zor ve zorbalıkla siyasal gücümüzü perçinleriz" mesajını zaten hep böyle verir.

Kürdistan'ı Yakarak Aydınlanmak!

Kürdistan'da molotoflarla kundaklanan Kur'an kursu, şantiye, yurt, halk otobüsü, market, dernek, parti binası, iş yeri, vakıflar zincirine en son olarak Muş Varto Müftülüğü ve kız Kur'an kursu da eklendi. Kürt ulusalcıları 90'lı yıllarda bu işleri oldukça organize yapan Türk ulusalcılarını hiç aratmıyor. Akıl ve ahlaktan nasipsizce heykeller dikme yarışına girip "Kürt halkının onuru, şerefi ve haysiyeti" filan gibi efsaneler uydurup en çirkin ve zalimane yalanlarla Müslüman Kürt halkını putçuluğa, küfre ve zulme sürüklüyorlar.

Peki, bu süreçte Kürt sorunun çözümü, açılım süreci ve normalleşme siyasetinin kendi doğal mecrasında yürütülebilmesi mümkün mü? Mümkün olmak zorunda ve bu süreci sabote etmeye yönelik provokatif girişimler ne kadar güçlü olursa olsun başarısız kalmaya mahkum gözüküyor. Geçen hafta sürecin Hükümet adına yürütücülerinden biri olan Beşir Atalay'ın Kandil'le doğrudan görüşme, dağdan iniş ve silahsızlanma, İmralı'yla HDP dışındaki heyetlerin de görüşebilmesi, MİT dışındaki kurumların da devreye sokulması konusunda ciddi adımlara ait bir takvimi beyan etti.

Hiç bir sebep yokken en masun mekanlara dahi molotoflar atılıyor, ulusalcı yalanların eşliğinde sokaklar çatışmaya sürüklenmek için geriliyor ve maalesef sivil, asker-polis veya PKKlı gençlerden ölenlere şahit oluyoruz. PKK-HDP cephesi sürecin başarıya ulaşma ihtimalini zayıflatma, geciktirme veya boşa çıkarma inisiyatifini elinde tutarak bölgedeki tasallutunu, hegemonyasını tartışılmaz kılmak istiyor. Kısa vadede bu hegemonya mümkün olsa da orta ve uzun vadede PKK-HDP cephesi üstlendiği bu riskin adına altından kalkamaz.

Bütün bunların işaretlerinden biri için 25 Ağustos günü Özgür Politika'da PKK liderlerinden Duran Kalkan'ın Selahattin Erdem mahlasıyla yazdığı makaleye bir göz atmakta fayda var. Duran Kalkan'ın sözleri bir özeleştiri, bir itiraf veya bir ikrar olarak mı değerlendirilir ona siz kendi adınıza karar verin. Kalkan "dönem değişir, onunla birlikte amaç da değişirse, bu durumda eylem biçimlerinde de değişiklik olur" diyor, "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa"sını işaretliyor, "demokratik komünalizm esaslarına göre ekonomik inşanın gerçekleştirilmesi" yolunda izlenecek rotayı çiziyor vs.

Hem İnkar Hem de İtiraf

Ancak PKK'nın temsil ettiği Kürt ulusalcılığı adına asıl itiraf, çözümsüzlük, çaresizlik ve hır çıkarmaktan başka manaya gelmeyen eylem stratejisi şöyle ikrar ediliyor: "Zaman zaman İstanbul’da belediye otobüsleri yakılıyor. Şehir merkezlerinde esnafın camları indiriliyor. İkide bir kepenkler kapattırılıyor. Benzeri birçok girişim yaşanıyor. Peki İstanbul’da halkın otobüsünü yakmanın, Kürt şehirlerinde dükkanların camlarını indirmenin, kepenkleri kapattırmanın devrime ve devrimci harekete ne faydası var? Bunların inşa ve direniş döneminin eylem çizgisi olması mümkün mü? Bunlar Hareketin kitle ilişkilerine zarar vermiyor mu?Yine Özgürlük Hareketinin istememesine rağmen, gereksiz yere ikide bir yollar kesiliyor. Sanki her işi başardık da sadece o kaldı gibi ortalığa büstler dikiliyor."

Bütün ulusalcı hareketler gibi PKK-HDP cephesi de her zaman pragmatik hatta oportünist olup konjonktüre göre söz ve eylem stratejisi çizmekte pek mahirdir. Cinayete, katliama imza atarak serpilenlerin propaganda adı altında yalana, iftiraya, dezenformasyona sarılmasında şaşılacak bir şey yok.

Lakin bu sözlerin Atalay'ın geçen haftaki beyanlarıyla, Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve AK Parti Hükümeti'nde Başbakanlığın Ahmet Davutoğlu'na devredilme sürecinde, beklenen krizlerin çıkmamasıyla doğrudan bir alakası olduğunu bir kenara yazalım. Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı makamına geçişi engelleyemeyen siyasal planların, Erdoğan'ın arkasını zayıflatma planları da boşa düşünce eski tarz söylem ve eylem biçimleri de boşa düşmüş oldu.

Bütün bunların üstüne dün yapılan AK Parti kongresinde Erdoğan'ın konuşmasından Türk-Kürt bütün ulusalcıları ve despotik iktidarları doğrudan ilgilendiren şu iki cümleye atıf yapmakta fayda var: "Kudüs'e doğru yürüyen, Kudüs'ü bir barış yeri  yapmak için ilerleyen Selahattin Eyyubi'nin askerlerinin duyguları neyse işte  bizim duygularımız da aynen odur. Bu hareket 14 asır önce Mekke'nin yalçın dağlarına inzal olmuş Allah kelamını, onun alemlere rahmet olarak gönderilmiş nebisini, kendisine rehber edinmiş bir harekettir.

YAZIYA YORUM KAT

5 Yorum