1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. Çıkmaz ayın son çarşambası
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

Çıkmaz ayın son çarşambası

A+A-

Nixon dönemine açılımlarıyla damgasını vuran Kissinger, 30-40 yıl sonra da hala aktif ve kendisinden söz ettiriyor. Bir taraftan Rusya ile AB arasında zaman zaman özel görevler ifa ediyor ve gayri resmi özel temsilci olarak hizmet veriyor. Ortadoğu cephesi ise hala ondan soruluyor. Kırmızı çizgiler onun belirlediği kırmızı çizgiler. Baba Esat, Sedat ve Ürdün Kralı Hüseyin gibilerle zamanında temasları olan ve adım adım formülüyle Ortadoğu'yu şekillendiren lakin hiç kalıcı çözüm üretmeyen birisi. Bugüne kadar ürettiği bütün çözümler taktik ve geçici çözümler oldu Dolayısıyla nihai çözümleri erteliyor ve çözümün önünde engel olarak dikiliyor ve beliriyor. Hüsnü Mübarek yıllar sonra Washington'a giderek ABD başkenti ile buzları eritme peşrevinde bulundu lakin taraflar Ortadoğu barışında anlaşamadı. Anlaşmaları da mümkün değildi. Zira taraflar nihai pozisyonlarını koruyorlar. Obama tarafı ise geçici çözümler peşinde ve İsrail namına taviz vermeden tavizler istiyor.  Ya da iki arada bir derede. Bu bağlamda, Mübarek-Obama görüşmeleri tam bir fiyasko ile sonuçlanmakla kalmamış aynı zamanda sonuç Suud El Faysal'ın sözlerini hatırlatmıştır. Suud El Faysal hatırlanacağı gibi şöyle konuşmuştu: "İsrail'in barış için ne takdim edeceği ve vereceği sorulmuyor da hep Arapların İsrail için vereceği tavizler konuşuluyor..." Yani İsrail almaya şartlanmış bir ülke. Ya da vermeden almaya alışmış bir ülke.  Adeta ABD de onun hizmetine amade bir ülke portresi sunuyor. Obama döneminde bu hiç değişmedi. Olmert'ten itibaren İsrail liderliği yeni bir statü seslendirir oldu. Araplar, İsrail için Yahudi devleti tabiri kullansınlar. Filistinlilerden de bu statüyü onaylamaları isteniyor ve barış müzakereleri için ön şart mesabesinde olan bu statü onaylandığında ise zaten Filistinliler kendi idam fermanlarını onaylamış olacaklar.

***

Mübarek, Obama'nın geciken yeni Ortadoğu projesini veya haritasını görüşmek için ABD'ye gitti. Görüş alışverişinde bulundular ama sonuç çıkmadı. Mübarek, 2002 Beyrut Arap Barış Planını referans olarak aldı ve bunu savundu. Obama ise oralı olmadı ve İsrail'i harekete geçirmek ve keyfini yapmak için önce Arapların harekete geçmesini ve İsrail'le ilişkilerini normalleştirmelerini istedi. Zaten, Netanyahu böyle bir atakta bulunmak istiyordu. Netanyahu bu atağı tek başına yapamadığından galiba Obama vekil olarak  devreye girdi. Obama'nın Ortadoğu Barış Planı son aşamasında ve Mitchell ile Netanyahu Londra'da son kez görüştükten sonra çerçeve billurlaşacak ve vuzuha kavuşacak. Ardından da açıklanacak ve bölge ülkeleri nezdinde alıcıya ve görücüye çıkacak. Tabii ki bu aşamaya gelebilirse.  Peki, buradan bir şey çıkar mı? Çıkmaz. Zira, Filistinliler bölük pörçük. İsrail ise vakit kazanmak peşinde. Filistinliler arasında Mahmut Abbas'ı bile muhatap kabul etmiyor. Bu durumda geriye sadece çözümsüzlük kalıyor. Mübarek görüşmesi öncesinde Obama Netanyahu'dan küçük bir taviz kopardı. Tavizin mahiyeti Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşimlerinin muvakkaten üç ayına dondurulması. Lakin bu da şarta bağlı. Şartı Arapların İsrail'le normalleşme yolunda adım atmaları ve İsraillilerin ifadesiyle 'kıçlarını kaldırmaları'. Yani üç aylık yerleşim yerlerinin dondurulması karşılığında Araplardan İsrail'i tanımaları isteniyor. Problem burada da bitmiyor. Aksine, İsrail'i ancak İsrail'in istediği biçimde tanıyacaklar. İcabında Filistinlilerden boşaltılmış katıksız bir Yahudi devleti olarak. Ayıkla pirincin taşını. Bu öyle çirkin bir oyun ki, kazanan hep kuralı koyan İsrail tarafı oluyor. Beklendiği gibi diyelim ki Araplar Filistin devletini görmeden normalleşmeye yanaşmadılar bu defa da şart yerine gelmediğinden dolayı İsrail'in kurduğu ve kuracağı yeni yerleşim birimleri meşrulaşmış olacak ve İsrail tarafı Araplar şarta uymadığı için Obama yönetiminden bu yerleşim birimlerini tanımasını ve meşru görmesini isteyecektir. Bu ise küçük Bush'a kadar Amerikan idarelerinin yapmadığı bir şeydi.

***

Anlayacağınız Filistinlilerin önüne yine Kissinger engeli dikildi. Adam 3 milyon kişin ölümüne neden olmaktan dolayı yargılanamadığı için hala dünya sistemini kilitleme görevini ifa ediyor.  Mesele sadece yerleşim birimleri de değil. Netanyahu, Obama idaresiyle nihai çözüm noktasında da anlaşamıyor. Netanyahu'nun doktrini aslında Kissinger doktrinininden devşirme. Bu doktrin de, Filistin devletinin çıkmaz ayın son çarşambasında kurulmasını öngörüyor.

Kissinger, bu doktrinini 2004 yılında kamuoyuyla paylaşmıştı. Bu doktrine göre geçici bir Filistin devleti kurulacak ve bu devlet ile İsrail ekonomik çıkarları paylaşacaktı. Bu geçici Filistin devleti İsrail'le uzun vadeli ekonomik barış yaşayacak. Ve nihai çözüm ise bilinmeyen bir geleceğe ertelendikçe ertelenecek. Apo özerklik demeden devlet demeden ve ismini koymadan devlet isterken İsrail de devlet diyerek devlet altı formüller üretiyor. İki tarafın da ortak karakteri hile ve kandırmaca.

Not: Semamıza nüzul eden ve ufkumuza tulu eden Ramazan ayının İslam dünyasına ve bütün insanlığa hayırlara vesile olması niyazıyla.

MİLLİ GAZETE

YAZIYA YORUM KAT